Yazar: Editör

1951 yazında Heybeliada’ya giderken vapurda gazeteci dostuyla karşılaşan besteci Yesari Asım Arsoy, hayatını ve sanata bakışını anlatmıştı. Onu bütün Türk musikisi hayranları takdir eder, eserlerine derin bir hürmet besler… Üstadı hususi hayatında tanıyanların hürmetle beraber gurur da duyduklarını söyleyebilirim… O bambaşka bir âlemin bambaşka bir adamıdır… İşte ben de Yesarî Asım’ı yakından tanıdığım için memnuniyetle gururlandığımı her mecliste anlatırım… O sevdikleriyle o kadar tatlı konuşuyor ki sohbetine doyum olmuyor… Kelimelerindeki tokluk, tebessümü esprileriyle sevdiklerine kendi sevgisinin sonu gelmez kudretini kolayca aşılıyor… Geçenlerde bizim foto ile Büyükada’ya gidiyorduk… Vapurda üstad Yesarî Asım’a rast geldik… Yalnızdı… Bu fırsatı kaçırmamın doğru olmadığını siz…

Read More

Neveser Kökdeş, 1951’de şarkılarıyla çok popüler olduğu günlerde evine gelen gazeteciye dramatik hayat öyküsünü anlatıyor, 13 yaşında başlayan bestecilik serüveninden bahsediyor ve “Keten helvacıdan bile ilham alarak beste yaptığım olmuştur” diyor. Kadıköy Dumlupınar Sokağı’nda etrafa yayılan piyano sesi birdenbire susuyor. Hızla atılan adımlar biraz sonra duruyor ve büyük demir kıpı gıcırdayarak açılıyor… Müzik tarihimize ölümsüz eserler veren kadın bestecimiz Neveser Kökdeş karşımda duruyor. “Buyursunlar” diyor ve hemen arkasından ilave ediyor: – Hangi rüzgar seni buralara attı? Sitemini anlamazdan gelerek “müthiş bir lodos fırtınası var” diye cevap veriyorum. İçeri giriyorum… Loş bir salondan geçtikten sonra Neveser Kökdeş bir kapıyı açarak beni…

Read More

Süreyya Paşa, askerlik görevinden ayrıldıktan sonra 20.yy’ın ilk çeyreğinde ticarette çok başarılı olmuş,yaptırdığı sanatoryum, plaj ve opera binasıyla İstanbul’un Kadıköy semtinin imarına ve kültürel hayatına büyük destek vermişti. Okullara destek verecek bütçe oluşturmak amacıyla Süreyya Operası’nı kurmuş, bir dönem de Şark Musiki Cemiyeti’nin başkanlığını üstlenmişti. Amatörleri eğitip büyük korolar ve fasıl heyetleri kurma, Batı müziği bölümü oluşturma çabaları dernekte dirençle karşılaşınca bir süre sonra görevini bırakmış, dernek tarihe karışmıştı. 1955’te 79 yaşında hayata veda eden İlmen, 1923-1926 arasındaki başkanlık dönemini anlatıyor. 1923 senesinde 9 Ekim tarihli bir tezkere aldım: “Türkiye Hilâliahmer Kadıköy Reisi Süreyya Paşa Hazretlerine Muhterem Paşa Hazretleri, Türk…

Read More

Çellist Feyha Talay, geleneksel Türk müziğinin 20.yy başındaki önemli ustalarının meşke geldiği evde doğup, tanburla müziğe başlamıştı. Daha sonra Mesut Cemil’in yolundan yürüyüp çelloya geçmişti. 23 yaşındaki çellist bu röportajda Cenevre Konservatuvarı’nın 15 yıllık eğitim programını bir yılda tamamladığını anlatıyor. Kendi deneyimi doğrultusunda geleneksel Türk müziği icracılarının da klasik Batı müziğinde başarılı olabileceğini söylüyor. Boğaziçi’nde Yeniköy İskelesi’nden çıkınca sola saparak caddede yürürseniz yine solunuzda 157 numaralı yalıyı göreceksiniz. İşte bu ev Hasan Ferit (Alnar), Cevdet, Dürrü, Mesut Cemil, Sadettin Ferit, Ruşen Kam, Kemal Niyazi, Hoca Ziya, Reşat, İhsan, Tahsin gibi müzik üstadlarımızın sık sık giderek geceledikleri, hatta sabahladıkları meşk evidir.…

Read More

Şair ve bestekâr Leylâ Saz, 1934’te, ölümünden üç yıl önce, 87 yaşında gazetecinin sorularını cevaplıyor. ”100’e yakın bestem var, 25 bestem ise evimdeki yangında harap oldu” diyor. Bir zamanlar gürültüsünden geçilmeyen Ebuzziya Matbaası’nın sokağında birkaç çocuğun çevirdiği çemberlerin çıtırdıları var.. Ve bir de akşamın sükûnetini hırpalayan yoğurtçuların sesleri… 87 yaşındaki şair ve bestekâr Leylâ Hanımefendi alaturka döşenmiş bir odanın şiltesinde, Türk Kadın Şairleri kitabında kendisi hakkında yazdığım satırları oğlu Yusuf Razi Bey’e okutuyor… Ve arasıra mini mini kahkahası ile zarif nükteleri birbirine karışıyor. Bu zarif ve asil hanımefendinin muhavereleri o kadar güzel idare edişi var ki insan bayılır… Doksana yaklaşan…

Read More

İstanbul Radyosu Küçük Orkestrası şefi ve Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası başkemancısı Orhan Borar, 1911 yılında İstanbul’da dünyaya geldi. Babası asker olduğu için ailece Türkiye’nin muhtelif vilayetlerini dolaşmıştı. Eğitimini Kadıköy Orta, İstanbul Erkek Lisesi ve Hukuk Fakültesi’nde tamamladı. Kemancı 41 yaşında kapısını çalan Radyo Haftası muhabirine hayatını anlatırken “en çok denizi, yelkenliyi severim” diyor. Borar 1984’te, 73 yaşında hayata veda etti. – İstanbul Erkek Lisesi’nin onuncu sınıfında okuyordum. Alafranga kemana, bu sınıfta okurken başladım. Esasen, daha evvelce de alaturka keman çalıyordum. Lise tahsilim sırasında konservatuara kaydoldum. Üniversite tahsilim sırasında da konservatuara muntazaman devam ettim. 1938 yılında konservatuarı bitirdim. Keman tahsilim dokuz…

Read More

İlk profesyonel kadın kanun sanatçımız Vecihe Daryal aynı zamanda besteciydi. 1970’de, 62 yaşında şeker hastalığına bağlı vefatının ardından geriye radyo kayıtlarından ölümsüz sololar bıraktı. 36 yaşında yapılan bu röportajda müziğe nasıl başladığını anlatıyor. Memleketimizde tanburdan sonra amatörleri pek azalmış olan kanun, Türk musikisini kendine has ve titiz bir icracılık isteyen çeşitli nağmelerini “ton şahsiliği” içinde veren yegâne sazdır. Gerek klâsik Türk musikisi yayınlarında gerek çeşitli solo ve fasıl programlarında yer alan bu saz, tanbur gibi, keman gibi tek olarak icra edildiği vakit o kadar tesirli ve sürükleyici değildir. Fakat muhtelif saz takımları arasındaki ahenk hususiyetlerini terkip etmek, hatta onları süslemek…

Read More

Öykücü, romancı, köşe yazarı Ahmet Rasim aynı zamanda besteciydi. 1932’de 68 yaşında Heybeliada’da vefat ettiğinde geriye aşık olduğu kadınlara hitaben yazdığı 20 civarında şarkı kaldı. Güftesini yazdığı , sözü ve müziği kendine ait “Bir bahar ister gönül gülsüz çemensiz lâlesiz” gibi şarkıları bugün bile sevilerek dinleniyor. Rasim’in besteci torunu Osman Nihat, 1950’lerde Rasim’in müziği ile aşkları arasındaki bağlantıyı anlatırken “Dedem sebepsiz şarkı yazmazdı” diyor ve vasiyet niteliğindeki sözünü aktarıyor: “Kaabilse, aşktan evvel ölmeğe gayret etmeli.” Dedem Ahmet Rasim (1864 – 1932) ilk musiki terbiyesini 1876 tarihinde girdiği ve 1883’de mezun olduğu Darüşşafaka’da, Zekâi Dede’den almış ve mektepten çıktıktan sonra, bir…

Read More

Udi İsmail Hakkı Nebiloğlu, Hukuk Fakültesi’ni bitirmiş, Birinci Dünya Savaşı’nda subay olarak Kafkas ve Trakya cephelerinde çarpışmıştı. Kaza geçirip gözlerini kaybedince tamamen besteciliğe yönelmişti. 60 yaşlarında Alaattin Yavaşça ile buluştuğunda besteciliğinden bahsetmişti. Nebioğlu, 1965’te 72 yaşında hayata veda ettiğinde geriye “Beklerim Her Gün Bu Sahillerde” gibi yüzlerce şarkı kaldı. Soğuk ve karanlık bir gece… Şiddetli rüzgârla beraber yağan kar, insanı iliklerine kadar dondurmaktadır… Trakya Cephesi… Vatan topraklarına girmiş olan düşmanı bir an evvel mukaddes yurdumuzdan atmak için müthiş soğuğa, yağan mermilere aldırış etmeyen kahraman Türk evlâtları göğüs göğüse çarpışmaktadırlar. Soğuk, bütün şiddetiyle devam etmektedir. Donma tehlikesiyle karşı karşıya…

Read More

“Kalbim Seni Özler”, “Baharın Gülleri Açtı”, “Yine Mahsundur Bu Gönlüm” gibi dinleyicisine umut ve bahar sevincini aşılayan şarkıların bestecisi Dramalı Hasan (Hasgüler) aynı zamanda ut sanatçısıydı. Mütevazı kişiliğiyle tanınırdı. 1984’te 88 yaşında hayata vedan eden Hasgüler, geriye 30 civarında şarkı bıraktı. 58 yaşında yapılan bu röportajda “Hiçbir eserimi beğenmiyorum” diyor. Dramalı Hasan son besteleriyle müzik sevenler arasında gayet iyi bir isim yaptı. Bir bestekârın tutunabilmesi acaba nelere bağlıdır? Bilmem bu hususu hiç düşündünüz mü?.. Geçenlerde bir bahçede oturmuş, sanatkârlarla konuşurken, bu mevzua temas ettik. Aramızda Hasan Dramalı da vardı. Bazıları, bestenin tutunmasında en mühim rolü oynayan unsurun güfte olduğuna,…

Read More