Yazar: Editör

60 yıllık ömre 1500 civarında eser sığdıran Neveser Kökdeş, 1962’de kalp krizi sonucu hayata veda ettiğinde geriye “Gülüyorsun, Güle Gülmek Yaraşır”, “Sevmek Seni Bir Suç İse” gibi şarkılar bırakmıştı. Ölümünden 10 yıl önce, eserlerini seslendiren Şecaattin Tanyerli’yle yaptığı söyleşide “Teessür, ıstırap, neşe ve sevinç gibi duygular eserlerimde geniş etki yapar” diyor. Şecaattin Tanyerli’nin kıymetli bestekâr Neveser Kökdeş’e meşke gittiğini öğrenince genç sanatkârdan bir kere de beraber gitmemizi rica ettim. Bu bestekârın eserlerine karşı yakınlık duyduğum için kendisini merak ediyordum. Bir gün sonra, Kadıköy’de, Dumlupınar sokağında, 11 numaralı evin önünde, otomobilimiz durduğunda, tâ kapının önündeyken bile kulaklarımıza piyano sesi geliyordu. Kapıyı…

Read More

Emekli askeri eczacı, neyzen, Mevlevi, müzik koleksiyoneri Halil Can, Etem Üngör’e göre “Geleneksel Türk musikisi repertuarı konusunda memleketimizin bir numaralı uzmanı”ydı. Üngör, 1966’da Can ile repertuvar konusunda üç saatlik söyleşi yapmış ve metnini Musiki dergisinde dizi röportaj olarak üç sayıda yayımlamıştı. 1973’te 67 yaşında hayata veda eden Can bu koleksiyonların akıbetini anlatmıştı. Üstadım, bize kısa biyografinizi anlatır mısınız? -1905’te Üsküdar’ın İhsaniye Mahallesi’nde, Yalıboyu semtinde dünyaya gelmişim. Babam bahriye kuvvet (kolağası) kâtiplerinden Şükrü Efendi. Annem Makbule Hanım. Rüsum Paşa İlkokuluna, dört yaşında, dört aylık, dört günlük (o zamanki âdete göre) iken başladım. O mekteple ne kadar okuduğumu pek hatırlanıyorum ama o…

Read More

“Gel Nazlı Güzel”, “Hastayım Yaşıyorum” gibi şarkıların bestecisi udi Hrant Kenkülyan 1978’de, 77 yaşında hayata veda etmişti. 1940’ların ikinci yarısında, genç erkek sesleri müziğe kavuşturmak amacıyla koro kuran Udi Hrant “üç şarkı öğrenip kendisini sahneye atanlar”a dikkat çekiyor, “Niyetim alaturka şarkıları kadınların tekelinden kurtarmak” diyor. Gözleri kapalı doğmuş… Bir çaresi bulunamadığı için de 45 yıldır görmüyor… Görmeyenin renk bilmesine imkan var mı? Fakat o kapıya çağırdığı seyyar sebzecinin küfesine elini daldırarak domatesin yeşilini bir tarafa, kırmızılarını da terazinin kefesine pek ala ayırabiliyormuş!.. Yeşil domatesi sertliğinden anladığını kabul edelim. Ya patlıcanın moru ile kırçılını nasıl ayırıyor? Bu soruya şu Udi Hrant’tan…

Read More

1975’te Berlin’de yaptığı “Anlamak” adlı heykel Mehmet Aksoy’un hayatında yeni bir pencere açmıştı. O günden sonra taşa, mermere yöneldi. “Hesapladım, yaklaşık 3500 ton taş yontmuşum bugüne kadar, hâlâ o kadar çok tasarı var ki kafamda yeryüzünün taşları yetmeyecek diye korkuyorum” diyor. Heykeltraşı 2002 yılındaki “Cumhuriyet tarihinin en geniş kişisel, retrospektif sergisi” öncesinde İstanbul’un kuzey doğusundaki kırsal alanda kutsal böcek şeklinde inşa ettiği evi ve atölyesinde pırıl pırıl bir sonbahar günü ziyaret ettik. Anlamak’ın gölgesine oturup Hatay’ı, Nike projesini, ışık tutkusunu, hayallerini konuştuk. Aksoy bu arada müzik tutkusundan da bahsetti. “Çalışırken çoğunlukla Klasik Batı Müziği dinlerim. TRT-3 açık olur bütün gün.…

Read More

Güzel Sanatlar Akademisinden ayrılıp 1946’da Fransa’ya giden ve 1976’ya kadar Paris’te yaşayan Avni Arbaş yıllar sonra, vatan hasretiyle ülkesine döndü. Resimleri Avrupa’nın önemli koleksiyonlarına giren, Picasso Müzesinde sergilenen Arbaş, Türkiye’de de aynı tempoyla çalışmaya devam etti. Kabataş’taki atölyesinde, sisler içindeki İstanbul’u tualine taşıdı; atlar, çiçekler, portreler yaptı. Daha sonra Foça’ya yerleşti. 2001’de 60 yılın ürünlerinden oluşan retrospektif sergisi öncesinde resim serüvenini anlatırken müzikle ilgisinden de bahsetmişti. “Çalışırken çoğunlukla Mozart dinlerim. Chopin’in, Bach’ın, Debussy’nin birçok eseri var arşivimde” demişti. Arbaş bu röportajdan iki yıl sonra hayata veda etti. 30 yıl Paris’teki atölyenizde çalıştıktan sonra Türkiye güneşine dönmeniz, renklere bakışınızı değiştirdi mi?…

Read More

İstiklal Marşı’nın orkestrasyonunu yapan Edgar Manas, İtalya’da öğrenim görmüş, daha sonra İstanbul Konservatuvarı’nda Cemal Reşit Rey, Ferit Alnar, Saadettin Arel gibi önemli müzikçilere ilk derslerini vermişti. 1964’te 89 yaşında hayata veda ederken geriye pek çok orkestra, solo, koro eseri bırakmıştı. Sakin, nazik, yapıcı kişiliğiyle tanınan Manas, Üsküdar Korosu’nun kuruluşunda rol almış, ilk şefliğini üstlenmişti. Ve ilk kez bu koro çalışmaları sırasında çileden çıkıp bir koriste “öküz” diye bağırmıştı. 1908 Haziranı’nda İkinci Meşrutiyet ile birlikte sıradışı bir özgürlük tutkusu ülkeyi sardı. Bu durum sonraki iki yıl devam etti. Nedeni sultan baskısının ortadan kalkması, kişisel özgürlükler açısından önemli bir adım atılmasıydı. Ayrıca…

Read More

1950 yılının son günlerinde Cemal Reşit Rey, İtalya, Fransa, Hollanda, Avusturya turnesine çıkmaya hazırlanıyordu. İki konseri Roma ve Viyana radyolarından dünyaya yayımlanacaktı. Bu vesileyle kapısını çalan gazeteciye müzik yaklaşımını anlattı. Klasik müzikte Türk ekolünün Avrupa’da yeşereceği kehanetinde bulundu: “Sanat müziği dinleyicisi Türkiye’de çok az, bu nedenle Türk Ekolü Avrupa’da yeşerecek, dinleyici yetiştiğinde ülkesine dönecek.” Alaturkacılar için bu isim cazip gelmeyebilir! Böyle şey yok! Alaturkacı, alafrangacı yok. Gerçek müzik sevenler, her iki musiki de hakikî güzeli tâdabilenlerdir; Cemal Reşid Rey tam Türktür; büyük bir Türk ailesinin zeki, hassas, mükemmel bir çocuğudur; Türkçe düşünür, Türkçe yazar. O, musikinin en zoruna el attı;…

Read More

Münir Nurettin 1950 yılında, uyarıyor: Piyasa musikisinde geçer akçe kabilinden kalitesi çok düşük eserler sürülmektedir; bu, halkın güzel hislerini ve selim zevkini bozduğu için çok zararlı ve fenadır.  Münir Nureddin’le karşı karşıya, sessiz, hattâ dudakları hiç kıpırdatmadan bile otururken insan bir kayıplardan geliyormuş gibi perde perde yanıklaşarak bir çağlayan gibi akan billur sesini duyar gibi oluyor. 30 senedir nesilleri besteleyerek tazeliğini kaybetmemiş bu sesin, çok uzaktaki yabancı hayranlarından biri, Kral Abdullah’ın: “Ah, Münir Nureddin ah… Beni her gün Türk sesiyle teshir etmekle (büyülemekle) kalmıyor, içime o sesin geldiği yerin müthiş daussılasını da (yurt özlemini de) veriyor” dediğini hatırlarken, daha ötelerdeki…

Read More

Tamburi Cemil’in öğrencisi, besteci ve tanburi Selahattin Pınar’ın hocası Refik Fersan,1951 yılında Cemal Reşit’in geleneksel Türk müziği ile ilgili açıklamalarına tepki göstermişti. Klasik Batı müziğinin önde gelen yorumcularının geleneksel müziğimize ilgi ve saygıyla yaklaştığını belirtip Rey’i kınamıştı. Bu röportajda ayrıca eşi, kemençeci Fahire Fersan, ünlü çellist Gaspar Cassado’dan birlikte çalışma teklifi aldığını, Bach’ın eserlerini klasik kemençe ile seslendirmesinin istendiğini açıklamıştı… Refik Fersan, Türk musikisine peşrev, semai, şarkı, beste ve âyini şerif nevinden bine yakın eser kazandıran kudretli bir Türk bestekârıdır. Aynı zamanda o, memleketimizin üstad bir tamburisidir. Başta Salahaddin Pınar olmak üzere, tambur sazında en ileri mevkilere ulaşan birçok sanatkârlar…

Read More

Piyanist ve müzik öğretmeni Ferdi Statzer, otomobil kullanırken geçirdiği kalp krizi sonucu 1974’de 68 yaşında Macaristan’da öldü. Viyana’da doğan, konservatuvardan mezun olan Statzer,1932’de İstanbul Belediye Konservatuarı’na öğretmen olarak gelmiş ve Ayşegül Sarıca, Verda Erman gibi çok sayıda öğrenci yetiştirmişti. Bir büyük öğretmen yitirdik. Bilgili, soylu, onurlu ve verimli bir öğretmen: Ferdi Ştatzer. Bu ad Cumhuriyet’ ten sonra evrensel müziğe yönelişle başlayan devrimlere ışık tutmuş, yön vermiş girişimlerin, simgelerinden biri, yurdun kültür başkentinde yetişip ünleri sınırları aşan klavye yorumcularımızdan çoğunun ilk bilgi kaynağıdır. Ve müzikle uzaktan, yakından ilgili her aydınımızın 40 yılı aşan süredir olumlu çabalarını izlediği bir ülkücünün adıdır…

Read More