Besteci ve müzik kuramcısı Kemal İlerici, öğrencilik sürecinde İstanbul’da Hasan Ferit Alnar, Paris’te Olivier Messiaen, Darius Milhaud ile çalışmış ve geleneksel Türk müziğini doğal yapısını zedelemeden çok seslendirmek amacıyla “Dörtlü Armoni” sistemini geliştirmişti. Ölümünden 6 yıl önce, 70 yaşındayken kapısını çalan gazeteciye müzik yaklaşımını anlatan İlerici, Anadolu’nun ses mirasına bütüncül bakışla yaklaşmak gerektiğini savunuyor. Sayın Kemal ilerici, Türk müziği üzerine yaptığınız değerli çalışmalarınızı kısaca özetler misiniz? -Ses alanında, yüce ulusumun sorunlarını çözmede yardımcı olmak, benim için bir ana erek ve iş oldu. Gerekli direnç ve çabayı göstererek, yol göstericilik görevimi yapabildiğim için mutluyum. İçtenlikle, Türk müziğini, her dalıyla öğrenmek isteyen…
Yazar: Editör
Orkestra şefi Hikmet Şimşek yetiştirdiği öğrenciler, yazılmasını, ilk seslendirilmesinin yapılmasını sağladığı eserlerle müzik dünyamızda önemli izler bırakıp 2001‘de, 77 yaşında hayata veda etmişti. Şimşek, 41 yaşında hayatını ve müzik serüvenini anlatıyor. Babam subaydı. Bulunduğumuz yerde ortaokul olmadığı için 11 yaşımda Konya Askerî Ortaokulu’na gitmekten başka okuma çaresi bulamadım. Çocukluğumdan beri Batı müziğine karşı adlandıramadığım bir duygu taşırdım. Ailemizde ve çevrede müzik yapan yoktu. Tanıdığım tek Batı müziği çeşidi, bando müziğiydi. O zaman radyo, özellikle küçük yerler için çok nadir ve büyük bir lükstü. Askerî okulda bandoya girdim. Bütün boş zamanlarımı bu dilin sırrını çözmeğe çalışıyor, yardım eden olmadığı için hep…
1950 kışının soğuk bir sabahında gazeteci Şahap Balcıoğlu, İstanbul’a konser vermek üzere gelen piyanist Wilhelm Kempff’in Park Otel’deki odasının kapısını çaldı. Sanatçı Ankara Ekspresi’ne yetişmek üzere bavulunu topluyordu. Israr üzerine kapısını açmak zorunda kaldı. Cemal Reşit Rey’in orkestra şefi olarak yeteneğinden etkilendiğini anlattı. O günlerde Paris’te tanıştığı 9 yaşındaki İdil Biret’ten söz ederken “Bu kadar küçük bir kızın böylesine muazzam yetenek bulunabileceğini tahmin etmemiştim” diyordu. * * * Bu satırlar çıktığı zaman Wilhelm Kempff ilk konserini Ankara’da vermiş olacak. Onu, perşembe günü Park Otel’deki dairesinde aradığım zaman hummalı bir faaliyet içindeydi. Fakat bu sefer ne piyanoda ne de nota…
Akademisyenliğin yanı sıra konser piyanistliğini sürdüren Hande Dalkılıç, bugüne kadar Türk bestecilerine odaklı albümlerle müzikseverlerin karşısına çıkmıştı. Yedinci albümünde konserlerinde çalmayı sevdiği romantik eserleri bir araya getirdi. Chopin’in üç mazurkası, iki polonezi ve noktürnünün yanı sıra Liszt’in Funerailles’ini, Gottschalk’ın konser etüdü ve kaprisini seslendirdi. Dalkılıç “Sanat için sanat yapmam, dinleyiciyle iletişim kuramayacağım ultra modern eserleri seslendirmem“ diyor. Albüm kaydetmeye zor yoldan başlamayı tercih edip ilk yedi CD’nizde Türk bestecilerin eserlerini seslendirmeniz size sahnede adınızı duyurma ve deneyim açısından neler kazandırdı, neler kaybettirdi? -Albüm kaydetmek her şekilde, her repertuvarla zor. Ancak beni kariyerim bu yöne itti. O dönemlerde Türk bestecilerinin eserleri…
Tanburunu ratingi yüksek yerli TV dizilerinde, İncesaz grubunda, Ahenk ikilisinde duyduğumuz Murat Aydemir ilk solo albümünü dört yıllık çalışmayla kaydetti. Albümün açılışında, Tanburi Cemil’in kemençeyle kaydettiği Isfahan Taksimi’ne tanburuyla eşlik ediyor. Ardından Cemil Bey, Refik Fersan, Numan Ağa, Necdet Yaşar , Sedat Öztoprak’ın eserlerini yorumluyor. 36 yaşındaki Aydemir, 2008 Şubatı’nda, albümünün piyasaya çıktığı günlerde müzik serüvenini, yaklaşımını ve yaylı tanbura duyduğu antipatinin nedenlerini anlattı. Tartışmasız tüm tanburiler Cemil Bey’e saygı gösterir, ancak sıra icadı yaylı tanbura gelince işler sarpa sarıyor. Siz de albümde, üstadı yaylı tanbur yerine kemençeli kaydıyda karşınıza oturtup düet yapmışsınız. Bu alerji nereden kaynaklanıyor? – Enstrümanın yaylı…
Besteci Hasan Uçarsu, Çanakkale Savaşı’nın 100’üncü yılında “Yine Bir şey Yaptım Diyemem Hatırana” başlıklı kısa bir orkestra eseri yazmıştı. Bu kez 2018 Troya Yılı nedeniyle aynı coğrafyada geçen iki savaşı birleştirdi, soprano, bariton, koro ve orkestra için “Troya’dan Çanakkale”yi besteledi. 10 ayda tamamladığı 80 dakikalık eserin metnini Mehmet Akif Ersoy ve Homeros’un dizeleriyle oluşturdu. Oratoryoyu anlatırken hocası Adnan Saygun’a gönderme yapan Uçarsu “Bu da benim Yunus Emre’m” diyor Öğrenciliğiniz Adnan Saygun’un ketum tavrından vazgeçip daha sevecen ve paylaşımcı tutum takındığı son yıllarına rastlamıştı. Geçmiş öğrencilerine oranla sizinle çok daha fazla görüş, anı, ayrıntı paylaşmış olmalı. Oratoryo formu ve ilk Türk…
1956 Şubatı’nda programına geç kaldığı için telaş içinde Harbiye Radyo Evi’ne giden udi bestekar Şerif İçli, prova sırasında kalp krizi geçirip hayata veda etti. 57 yıllık ömürden geriye “Derdimi Ummana Döktüm”, “Yine Bir Sızı Var İçimde Akşam Oldu Diye” gibi 70 şarkı, Bayati makamında saz semaisi, Neva makamında Yürük semai kaldı. Ölümünden beş yıl önce yayımlanan röportajda güzel güfte bulamamaktan yakınıyor. Onun eserleri hiç şüphesiz ki bambaşka bir hususiyet taşımakta. Eserlerini meydana getirmeğe çalışırken nasıl dile geldiğini hatırlayamadığını söylemekte… “Nasıl hatırlarım” diyor. “Notalarım daha iyi bilir” cümlesini hemen ilâve ediyor. Şerif İçli güfte yazmaya hevesli kimselerden en çok şiiri olanların…
Esin Afşar, 1960’larda Andre Carr’ın düzenlemesiyle Aşık Veysel ezgilerini Avrupa’da seslendirmişti. 1994’te albüm kaydetti. Daha sonra repertuvarı caz / dünya müziği yaklaşımıyla yeniden ele aldı. Veysel’le tanışan, Sivas’ta ziyaretine giden Afşar “Yeniliklere açıktı, çokseslilikten yanaydı” diyor ozan için. Yorumlarını dinlediğinde “Aferim Afşar, ağzına sağlık” dediğini anlatıyor. Afşar, 2011 Kasımı’nda hayata veda etti… 1998’de Aşık Veysel’in ezgilerinden bir albüm hazırlamıştınız. Yanılmıyorsam, Veysel’in ezgilerine yakınlığınız bu tarihten çok daha eskiye uzanıyor… – “Kara Toprak” ve “Güzelliğin On Para Etmez” yorumları ilk çalışmalarımdan. Tabii o zamanlar caz formunda değil, çok sesli bir anlayışla yorumlamıştım Aşık Veysel’le tanışmıştım. Ankara Devlet Konservatuvarı’nda öğrenci olduğum…
Piyanist Gülsin Onay, 17’nci albümünü Grieg’in la minör, Rahmaninov’un do minör 2. piyano konçertolarına ayırdı. Eserleri Emil Tabakov yönetimindeki Bilkent Senfoni Orkestrası eşliğinde seslendiriyor. Onay ilk eserin yaklaşık 30 yıldır repertuvarında olduğunu, yaklaşımının zaman içinde değişmediğini, ikinci eserde ise arayışının hala sürdüğünü söylüyor. Grieg ve Rahmaninov konçertoları ne kadar zamandır repertuvarınızda, yorumunuzun oluşumu nasıl bir süreç izledi, bu bestecilere ve eserlere yaklaşımınız zaman içinde nasıl değişti? CD kaydından bu yana geçen zamanda eserlere bakışınızda önemli bir değişim oldu mu? – Aslında her ikisi de çocukluk veya öğrencilik yıllarımdan çok daha sonra repertuvarıma girdi. Grieg’in konçertosunu 1988’de Norveç Trondheim Senfoni Orkestrası…
İsrail’de uygulanan Filistin politikalarının yılmaz muhalifi, Filistin’in “onursal vatandaşı,” iki ülkenin gençlerini buluşturan Doğu Batı Divanı Orkestrası’nın kurucusu, Beethoven’in sonat ve konçertolarının iddialı yorumcusu… Daniel Barenboim, 2009 yazında İstanbul Müzik Festivali’ne katıldı, şefliğini yaptığı La Scala Filarmoni eşliğinde Beethoven’in 3. Piyano Konçertosu’nu seslendirdi. Türkiye’ye gelmeden görüşmek için aradığımızda Viyana’da Viyana Filarmoni’yle vereceği yaz konseri için sahneye çıkmaya hazırlanıyordu. 30 dakikada sorularımızı yanıtladı… Yeni kitabınız “Müzik Zamanı Hızlandırır”da sessizliğin müzikteki önemini vurgulamışsınız. Kimi zaman sessizlik en yüksek sesli melodiden daha etkilidir, diyorsunuz. Ne zaman, nasıl keşfettiniz sessizliğin önemini? Zaman içinde sessizliğe bakışınız nasıl değişti? – Çok küçük yaşlarda, babam, müziğin iç…
