Yazar: Editör

Kaligrafi meraklısı Seul’lü mühendis baba ve müziksever annenin yetenekli oğlu Seong-Jin Cho, 12 yaşında ilk resitalini verdi. Üç yıl sonra Hamamatsu Yarışması’nda birinci, 2011’de Çaykovski Yarışması’nda dördüncü ve nihayet 2015’te Chopin Yarışması’nda birinci oldu. O tarihten bu yana dünyanın dört bir yanında yılda 120 konser veriyor. Kimi zaman Berlin Filarmoni’nin turnelerinde Lang Lang’ın yerine sahneye çıkıyor. Albümleri Deutsche Grammophon’dan yayımlanıyor. 25 yaşındaki Cho, Berlin’den sorularımızı yanıtlarken “Piyanistin kişilik konusuna çok önem vermesi tehlikelidir, icrayı zedeleyebilir. Özgünlük doğal olarak ortaya çıkmalı” diyor. Yarışmada kazandığınız birinciliğin etkisiyle uluslararası konser piyanistliğine Chopin repertuvarıyla başlamanızın virtüözitenize, sanatsal yaklaşımınıza ne gibi olumlu ya da olumsuz…

Read More

Pürüzsüz, geniş, koyu tonlardaki lirik soprano sesi, İtalyan operalarındaki benzersiz yorumu, Roberto Alagna’yla sansasyonel evliliği kadar kaprisleriyle de ünlü bir diva Angela Gheorghiu. Metropolitan’dan Covent Garden’a ayak bastığı her sahneyi sarsıyor, şeflere posta koyuyor, hatta ilk temsil sonrası istifa ediyor. Gheorghiu – Alagna ikilisine bu nedenle “Operanın Bonnie ve Clyde’ı” lakabı takıldı. CD’leri, filmleri, konserleriyle son 10 yılda zirveye yerleşen Gheorghiu, gazetecilerin de belalısı. Dua ederek gidiyorlar görüşmeye. 2007’de, dört yıldır beklendiği İstanbul Müzik Festivali’ne geleceğini öğrenince, biz de aynı endişeyle Londra Mandarin Oriental Oteli’ndeki suitinin telefonunu çevirdik. Karşımıza son derece neşeli, esprili bir diva çıktı. Kahkahalarla başlayıp biten bir…

Read More

Yıl 1951, Verda Ün 31 yaşında. Bir yandan konservatuvarda ders veriyor, diğer yandan yedi yaşındaki kızı Nevin’i büyütüyor. Kapısını çalan gazeteciye hayatını anlatıyor, eşi Ekrem Zeki Ün ve kızı Nevin de gazeteciye Schubert’in sonatını çalıyor. Çok sayıda öğrenci yetiştiren Verda Ün, 2011’de hayata veda etmişti. Moda’nın sevimli, sakin bir köşesinde, günün hangi saatinde geçseniz hemen piyano sesleri duyulan, yeşil pancurlu, sarı, kagir bir evde senelerden beri, en büyüğünden en küçüğüne kadar her ferdi müzisyen bir aile yaşar: Ün Ailesi… Değerli kemancı ve besteci Ekrem Zeki Ün ile eşi piyanist Verda Ün’ün ismini, müziksevenler arasında bilmem işitmeyen kalmış mıdır? Sokağa yayılan…

Read More

İngiliz barok müzik dörtlüsü Red Priest, Vivaldi’den ödünç aldıkları kırmızı saçları, isimleri, rengarenk kıyafetleri, klasik müziğin ciddiyetini kıran yorumlarıyla sahneye geçmişin şölen ruhunu taşıyor. Konser öncesinde sorularımızı İngiltere’den yanıtlayan grubun kurucusu flütçü Piers Adams “Bence müzik sohbet gibi olmalı. Ölümcül ciddiyetten espriye, hüzünden neşeye hızlı geçiş yapabilmeli,” diyor. Erken dönem müziği üzerine uzmanlaşanlar neden böyle çılgın oluyor? Folia’larıyla İspanyol Gregorio Paniagua, tarantella’larıyla Avusturyalı Cristina Pluhar, Vivaldi kırmızısı saçlarıyla Red Priest… Rastlantı mı bu? – Erken dönem müziğine iki farklı müzikçi türü ilgi duyuyor. İlki tarihe, ayrıntılara takıntılı, geçmişin sesini yaratma peşinde olanlar. İkincisi ise benim gibi, deney yapmayı, özgürlüğü sevenler……

Read More

İstanbul Belediye Konservatuvarı’nda Rana Erksan ve Ferdi Statzer’in öğrencisi olan piyanist Gülseren Sadak mezuniyetinin ardından 1952’de kendi imkanlarıyla Paris’e gitmişti. Marguerite Long’un tavsiyesiyle okulunda eğitime başlamış, bu arada Long-Thibaut Yarışması’na girmişti. Türkiye’den yurtdışına döviz çıkarmanın izin ve kotaya bağlandığı günlerde Paris’te epeyce zorluk çekmişti. 1953’te yayımlanan “Paris’te geceleri aç yatmak zorunda kalan sanatkar kızımız Gülseren Sadak” başlıklı röportajda başına gelenleri anlatıyor. Marguerite Long’un tak­dirlerini kazanmak, ondan her türlü teşvik ve yardımı görmek muhakkak ki sayıları parmakla gösterilecek kadar az kimseye nasip olmuştur. Tek dersi, o da tavsiye ve binbir rica ile, 100 liraya veren, dünya­nın tanıdığı en büyük piyanistlerden…

Read More

Anadolu sanatlarının tümünü kucaklayan ressam Bedri Rahmi Eyüboğlu, Aşık Veysel üzerine konuşuyor… Ahmet Kutsi Tecer keşfetmiştir Aşık Veysel’i. O yıllarda halk sanatıyla çok ilgileniyordu. Behçet Kemal Çağlar ve Adnan Saygun da yurt gezilerine bu amaçla çıkıyordu. Bu gezilerden birinde Adnan Saygun, Ruhi Su’yu keşfetmişti. Ahmet Kutsi Tecer’den sonra ağabeyim Sabahattin, Veysel’le çok ilgilendi. İyi dost oldular. Sabahattin, dünyanın en güzel hayvan hikayelerinin bizden, Ezop’un yurdu olan Anadolu’dan çıktığına inanıyordu. Aşık Veysel de onunla her buluşmasında yeni bir hayvan hikayesi anlatıyordu. Bunlardan birini anımsıyorum: Bir yılanla tazı ahbap olmuş. Bütün yurdu dolaşmaya geldiklerinden tazı “Sen bana sarıl, dereden geçiririm” demiş. Yılan…

Read More

1962’de, geriye 150 civarında şarkı bırakarak 60 yaşında hayata veda eden Neveser Kökdeş müzisyen bir aileden geliyordu. İstanbul’un Moda semtindeki Fransız Kız Koleji’nde piyanoyu öğrenmiş, okuldaki yarışmada ödül almıştı. Ağabeyi Muhlis Sabahattin Bey’e saygısından o ölene kadar bestelerini ortaya çıkarmamıştı. Kalabalık ana caddeyi tıkamıştı. Ağa Camii’nin önü hıncahınç doluydu. Tabut, musalla taşından eller üzerine alındığı zaman, en önde giden İstanbul Şehir Bandosu, Türk müzik tarihinde belki de ilk kez bir operetin müziğiyle cenaze alayını yürüyüşe geçiriyordu. Bando, “Ayşem” operetinden bir parça çalıyordu. Alaturka müziğinde Batı tekniğini deneyenlerin öncüsü, operet bestekârı Muhlis Sabahattin Bey’in cenazesi kaldırılıyordu… Kaldırımın bir kenarına çekilmiş, siyah…

Read More

Kontrbas öğretmeni görmeden 2002’de İÜ Devlet Konservatuvarı’ndan mezun olan Fora Baltacıgil, ABD’deki Curtis Enstitüsü’ndeki iki yıllık yüksek lisansın ardından baş döndürücü hızla yükseldi. Minnesota Orkestrası’nda 23 yaşında grup şefliğine getirildi. Tutti çaldığı Berlin Filarmoni’de solistlik fırsatını yakaladı. New York Filarmoni’den sonra şimdi Valery Gergiyev’in yönettiği Münih Filarmoni’de kontrbas grubunun şefliğini yürütüyor. 35 yaşındaki Baltacıgil “Berlin Filarmoni’nin kontrbasları gökgürültüsü, New York Filarmoni’nin sivri sinek gibiydi” diyor. Kontrbas neredeyse aile geleneğiniz, fakat bu geleneği sürdürmek üç kardeşten sadece size nasip oldu. Seçtiniz mi, seçildiniz mi? – Halam Pınar Baltacıgil İDOB’da, babam Yaz Baltacıgil ise İDSO’da çalışıyordu. Beş yaş büyük ağabeyim Efe konservatuvarda…

Read More

Serdar Ateşer’in 1998’de başlayıp aynı yıl büyük ölçüde tamamladığı, içine sinene kadar bekletmeyi tercih ettiği dördüncü albümü 2018 sonunda nihayet yayımladı. “İş İşten Geçer Geçmez Ordayım”da Edip Cansever’in dizelerinden, Murathan Mungan, Mehmet Budak ve Meltem Ahıska’nın yazdığı sözlerden yola çıkıyor. Şarkılarını vokalin yanı sıra konuşma, sokak kayıtlarını çağrıştıran ses kesitleri ve efektlerle harmanlayıp çok katmanlı bir anlatım geliştiriyor. Ayvalık çarşısında, kapısının üstünde “1901” yazan tarihi taş binada 20 yıldır sessiz sedasız çalışıyor Serdar Ateşer. Kapısının önünden burgu burgu yükselen yaşlı mor salkımın gölgelediği sokaktan geçerken bu faaliyete tanık olmak mümkün değil. Ne ses ne de görüntü ulaşıyor dışarıya. Atölyesinin…

Read More

Evin İlyasoğlu, ölümünün 10’uncu yılında Leyla Gencer’in biyografisini yazmak üzere yola çıkmıştı. Bulduğu 90 yıllık belgeyle Gencer’in gerçek yaşını belirledi ve kitabı “La Diva Turca”ya 100’üncü yaş armağanı oldu. İlyasoğlu “Biz onu dünya sahnelerinde verdiği mücadeleyle, zekasıyla, sert görünümüyle tanıyorduk. Biyografisini yazarken Leyla Gencer’in kadın yönünü keşfettim” diyor. Hazırladığınız biyografiler yayımlandıkça referans kitaplığımız zenginleşiyor, bu açıdan şükran borçluyuz. Fakat anladığım kadarıyla, sizin deyiminizle “kravatlı kitaplar” edebiyat hayallerinizi engelliyor. 2005’te Feridun Andaç’la söyleşinizde, müzisyen portrelerinin ötesinde “Teodora’nın Düşmanları” gibi edebi eserler yazmak istediğinizi belirtmiştiniz. Kitapların dünyasındaki 30’uncu yılınızda bu durum bir pişmanlık oluşturuyor mu? -“Kravatlı” kitaplarımdan belli bir biyografi standardı içinde…

Read More