Leyla Gencer, 1982’de, opera sahnelerine veda etmeden bir yıl önce İstanbul Festivali’nde resital vermişti. 63 yaşındaki sanatçı Türk basınında yayımlanan ender detaylı röportajlarından birinde sahne serüvenini anlatmıştı. Gencer “Donizetti olunca bana gelirler, Donizettici geçindiğim için” diyor. Müzikle ilginizin derecesi ne olursa olsun Leyla Gencer adını duymuşsunuzdur. Müzik dünyasının, opera evreninin bu uluslararası ünlü sesi uzun yıllardır Milano’da yaşıyor. Ülkesinde ne zaman önemli bir müzik olayı yaşansa hemen kalkıp geliyor, konser veriyor. Opera sanatçısı sopano Leyla Gencer, başta İtalya olmak üzere, dünyaın birçok ülkesinde övgüler toplamış, eleştirmenlerden tam not almıştır. Ben Leyla Gencer’i ilk kez 1959’da, Tepebaşı Dram Tiyatrosu’nda “Tosca”da dinledim.…
Yazar: Editör
Bazı ülkelerin kültür bakanları derin uykuları, bazılarınınki şarkılarıyla anılır. Ülkesinde bossa novadan sonra en popüler müzik akımını yaratan, albümleriyle Grammy ve 12 altın plak kazanan, bu arada cunta hapisanesinden geçip, sürgüne gönderilen Gilberto Gil, 2003’ten bu yana Brezilya Kültür Bakanı. Kendi deyişiyle “camları taşlıyan adamdı, şimdi cama fırlatılan bir taş” Hafta sonları konser verip, yıllık izninde turneye çıkıyor. 2006 Temmuzu’nda İstanbul Caz Festivali’ne geleceğini öğrenince peşine düştük. Stuttgart konseri öncesi otel telefonundan yakaladık. Bize, “kültürü elitlerin elinden kurtarma, ırkçılıktan, ayrımcılıktan arındırıp, demokratikleştirme” operasyonunu anlattı heyecanla. Rastafaryan usulü örülmüş saçları, pürüzsüz yüzü, sivri dili, esprili, çelebi kişiliğiyle 64 yaşında bir haylaz…
İlk gençlik yıllarında dansa ilgi duyan, tango dersleri alan şarkıcı Şevval Sam yıllar sonra bu türün sevilen örneklerini repertuvarına kattı. Yeni albümünde Türk ve dünya tangolarını yeni bir yaklaşımla yorumluyor. 10 Aralık’ta İş Sanat’ta vereceği konserde, albümden eserleri seslendirecek, ayrıca konuk sanatçı Cihat Aşkın’ın kemanı eşliğinde dans edecek. Sam “Tango bir dünya müziğidir ve zamansızdır. Tabii ki bir farkla, bugünkü tangolar, geçmişin zarif ve masum romantizmini pek taşımıyor.” Son yıllarda birbiri ardına gelen tematik projeler hazırlıyorsunuz. Karadeniz türküleri, Türk Sanat Müziği ve arabeskin ses coğrafyasında çıktığınız yolculuklar müziğe bakışınızda, yorumculuğunuzda ne gibi değişiklere yol açtı, ne gibi izler bıraktı? -…
Türkiye’de müzik eğitiminin öncülerinden, çellist, orkestra ve koro şefi Muhittin Sadak, ölümünden yedi yıl önce hayatını ve müzik görüşlerini anlatmıştı. Sadak “Nasıl Süleymaniye Camii’nin pencerelerini beğenmeyip dörtgen yapamazsanız geleneksel Türk Müziği’ni de gönlünüze göre değiştiremezsiniz” diyor. Türkiye’de çok sesli müziğin tanıtılması için yıllardan beri her alanda savaş veren Muhittin Sadak 1919’da Galatasaray Lisesi’ni bitirdi ve derhal çok sesli müziğin tanıtılması için savaşa girişti. Neler yaptı? En önemli işler şunlar galiba: 1923’te o zaman Darülelhan denen İstanbul Konservatuvarı’nın kurulmasını hazırladı ve kurucularından biri oldu. Darülelhan 1926’da İstanbul Konservatuvarı’na dönüştü, Muhittin Sadak 1923’te Konservatuvar korosunu kurdu; 1944’te bu koro İstanbul Belediye korosu…
2011’de kemancı Tuncay Yılmaz’ın girişimi, piyanist Emre Elivar ve çellist Gustav Rivinius’un katılımıyla kurulan Arkas Trio, Türkiye’nin ilk sponsorlu üçlüsü. Üyeleri farklı ülkelerde, şehirlerde yaşıyor, yılda ortalama 10 civarında konser veriyor. Geçen yıl topluluğun kendi özgün sesini bulduğunu hisseden topluluk kayda girdi, çift CD’den oluşan ilk albümünü hazırladı. “Romantik Üçlüler” albümünde Turina, Saint Seans, Piazzolla, Mendelssohn ve Brahms’ın eserleri yer alıyor. TUNCAY YILMAZ CD’den sonraki hayalimiz bizim için yazılmış üçlü konçertoyu dünyanın önde gelen orkestralardan biriyle seslendirmek Çocukluk yıllarımdan bu yana değerli piyanistlerle keman – piyano ikilisi olarak pek çok konser verdim. Resitallerime devam ediyorum. Ancak trio, daha solistlik bir…
2016’da 81 yıllık Wieniawski Yarışması’nda kazandığı birincilikle 20 yaşında adını David Oyştrak, Ginette Neveu gibi efsanelerin arasına yazdıran Mersin doğumlu kemancı Veriko Çumburidze (Tchumburidze), Münih’teki eğitimini sürdürüyor. Geçen yıl Melbourne Senfoni’yle verdiği konseri 11 bin kişi izlemişti. Bu yaz iddialı festivallerde sahneye çıkacak. Çumburidze, 25 Nisan’da Ankara Müzik Festivali’nin kapanış konserinde Tiflis Senfoni Orkestrası eşliğinde Mozart’ın beşinci keman konçertosunu seslendirecek. Eğitiminiz hangi aşamada? -2015’te Güher ve Süher Pekinel’in Tüpraş’ın desteğiyle sürdürdüğü ‘Dünya Sahnelerinde Genç Müzisiyenler’ programına kabul edildim. Bu destekle Münih Müzik Okulu’nda öğrenimime başladım. Bu yaz lisans eğitimimi tamamlayacağım. 5 Temmuz’da saat 17.00’de okulun ana binasının büyük salonunda halka…
Denizcan Eren, Fazıl Say gibi iyi bir piyanist olmayı hayal ederek müziğe başlamış, konservatuvarda flüte yönlendirilmişti. Bilkent ve Nice konservatuvarlarından mezun oldu, Maxence Larrieu Yarışması’nı kazandı. Berlin Filarmoni’nin akademisine kabul edildi. 2013’te, 19 yaşında İstanbul’da vereceği konserin öncesinde konuştuğumuzda hayallerini anlatmıştı. Flüt hayalinizdeki enstrüman mıydı? – Ben hep piyanist olmayı hayal etmiştim. Müzik dolu bir evde büyüdüm. Babam ut çalardı. Annem ise lisede müzik öğretmeniydi. 5 yaşında piyano dersleri almaya başladım. 6 yaşında İzmir Devlet Operası’nın çocuk korusuna girmiştim. Duyduğum şarkıları piyanoda çalıp, detone olmadan söyleyebiliyordum. İlkokulda günde 2-3 saat piyano çalışırdım. Fazıl Say ve İdil Biret’i çok severdim.…
1954’te Napoli’deki San Carlo Operası’nda Puccini’nin Madame Butterfly’ıyla yıldızı parlayan Leyla Gencer, üç yıl sonra Poulenc’in yeni operasındaki rahibe rolüyle La Scala’ya adım atmıştı. O günlerde Callas’ın sahneye çıktığı operada ünlü bir eserde kendini göstermeyi beklerken “Karmelit Rahibelerinin Diyaloğu”nda rol verilmesinden pek hoşnut olmasa da bu sınavı başarıyla atlatıp ertesi sezonu garantilemişti. 38 yaşındaki Gencer “Henüz on yıllık opera mazisi olmayan bir memlekette de, çalışılırsa, La Scala sahnesine çıkabilecek sesler yetiştirebileceğini gösterdim” diyor. * * * Operamızın değerli sopranosu Leyla Gencer, Avrupa’nın en büyük, her bakımdan en üstün operası olan La Scala’ya çıkan ilk Türk sanatkârı olmak şerefini kazandı.…
Sibiryalı keman öğretmeni Zakhar Bron’un, deyim yerindeyse kırbaçla yetiştirdiği iki öğrenciden biriydi Vadim Repin. Üç yaş küçük olan Maxim Vengerov daha hızlı davrandı, 1990’ların ikinci yarısında şöhret basamaklarının tepesine tırmandı. Repin ise yavaş ve emin adımlarla ilerledi. 2006’da Deutsche Grammophone sanatçıları arasına girdi. Martha Argerich’le Kreutzer Sonatı’nı kaydedip, geçmişte bu yoldan geçen Menuhin, Perlman, Kremer’e meydan okudu. Yılda 200 civarında konser veren, aynı ay içinde Amerika, İngiltere ve Japonya’da çalan Repin, 2008 Kasımı’nda CRR’nin sezon açılışı için İstanbul’daydı. Kreutzer Sonatı’yla biten resitalden sonra kuliste buluştuk. Sigara içmek istiyordu, kulis kapısından bahçeye çıktık. İnönü Stadyumu’ndan gelen tezahürata yönelip “Maç 1-0’mış” dedi…
Besteci, orkestra şefi, eğitimci Sabahattin Kalender yetim yurdunda büyüdü, rastlantılar sonucu tanıştığı müzik, dünyasını renklendirdi… Konservatuara girmesinin öyküsü ise sanki bir masaldı. Yıllarını opera ve müziğe verdi; yaratıcılığının yanı sıra yöneticilik de yaptı, eğitimci olarak yüzlerce öğrenci yetiştirdi. Eserlerinde yerel motifler, renkler öne çıktı. Operalarından ancak ikisini sahnede görebildi: Nasrettin Hoca, 1962’de Ankara, 2002’de İzmir Operası’nca sahnelendi. 2019’da 100’üncü doğum yıldönümü kutlanan besteci, ölümünden dört yıl önce hayatını ve eserlerini anlatmıştı. Nasrettin Hoca, Karagöz, Deli Dumrul, Cem Sultan. Operalarınızın konusunu tarihimiz ve kültürümüzden seçiyorsunuz. Yerli konular seçmenizin özel bir nedeni var mı? -Opera deyince İtalya’ya gittiğinizde İtalyan operaları, Almanya’da Alman…
