Arthur Rubinstein’ın “neslinin en büyük piyanisti” olarak tanımladığı Bruno Leonardo Gelber gerçek bir harika çocuk olarak başladı müzik kariyerine. Müzik dolu bir ortama doğdu. İlk konserini beş yaşında verdi. Yedi yaşında geçirdiği ağır çocuk felci döneminde dahi, piyanoyla yoğun ilişkisine son vermedi. 19 yaşında Marguerite Long gibi efsanevi bir hocadan ders aldı ve uluslararası kariyerine başladı. Lorin Maazel, Rudolf Kemph, Ferdinand Leitner, George Szell gibi ünlü şeflerle çalışan sanatçı Beethoven, Brahms, Chopin, Schumann, Lizst, Schubert yorumlarındaki büyük ustalığıyla takdir kazandı. Şimdilerde 80’ine yaklaşıyor, Monte Carlo’da emekliliğin keyfini çıkarıyor. 1988’de İstanbul’da konser veren piyanist çağdaş bestecilere ihtiyatla baktığını belirtip “Günümüzün Beethoven’lerini…
Yazar: Editör
Altı Grammy’li piyanist, yarım asırlık orkestra şefi uzun yıllardır yazlarını Ege’de, salonuna dev kuyruklu piyano yerleştirdiği yatında, Türkiye ile Yunanistan arasında mekik dokuyarak geçiriyordu. İki toplumu yakından tanıma, sorunlarını dinleme fırsatı bulmuştu. Türk Yunan Gençlik Orkestrası’nın onursal başkanlığı ve şefliği önerilince kabul etti. İngiliz Kraliyet Filarmoni, Berlin Filarmoni gibi orkestraları yöneten, 2009 başında üç yıllığına Sydney Senfoni’nin şefliğini devralmaya hazırlanan Aşkenazi “Ağzınızla kuş tutsanız da orkestralar şeften çabuk sıkılır. Özellikle Amerikan orkestraları. Zaten onlar Tanrı’dan bile sıkılır” diyor. 2008 Temmuzu’nda, 71 yaşındaki Aşkenazi’yle Ankara’da Türk Yunan Gençlik Orkestrası’yla yaptığı provadan sonra konuştuk. İlk gün orkestrayla yaptığınız altı saatlik provada çok anlayışlı, iyimser,…
Vivaldi’nin “Mevsimler”i ve Piazzolla’nın “Buenos Aires’te 4 Mevsim”ini harmanlayıp 2000 yılında “8 Seasons” CD’sini yayımlayan kemancı Gidon Kremer, Çaykovski’nin “Mevsimler Koleksiyonu”nu da eklediği zengin bir programla ertesi yıl İstanbul’a geldi. Orkestrası Kremerata Baltica’yla iki konser verdi. Konserler öncesinde kemancıyı Paris’teki evinden aradık, yazmayı sürdürdüğü anılarındaki ilginç noktaları ve mevsimlere ilgisini konuştuk. Kuzey Kutbu’na yaptığınız geziden sonra hayatınızı anlatan dört ciltlik bir kitap yazmaya başladınız. Neydi sizi bu kadar etkileyen, sıfır noktasına ayak basmak mı yoksa beyazlıkta zamanın donması mı? – Çevrenin güzelliğini, hiçlik duygusunu, sizin belirttiğiniz gibi sıfır noktasını yaşadım bu gezide. Yaklaşık on yıldır yazmayı düşünüyordum. Tüm malzeme hafızamda…
Beethoven, Schubert, Schumann’ın unutulmaz yorumcusu Alfred Brendel dünya sahnelerinden çekildikten bir yıl sonra, 2009 Haziranı’nda İstanbul’a geldi. 78 yaşındaki müzikçi, 7 Ekim’de Boğaziçi Üniversitesi’nde “Klasik Müzikte Nükte” başlıklı bir söyleşi-konser gerçekleştirdi. Konserden bir gün önce Albert Long Hall’da basın toplantısı düzenleyip, gazetecilerin sorularını yanıtladı. İşte basın toplantısında Brendel’e yöneltilen sorular ve konser öncesinde, perde arkasında yaşanan olaylar ve kedi macerası. Meral Tamer (Milliyet): 1951-62 arasında İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nda piyano eğitimi aldım. Sizin ait olduğunuz geleneğe uygun eğitim almıştım. Bununla birlikte, sizin kendinizi yakın hissetmediğiniz geleneğin yorumcularını da, örneğin Pollini gibi Lang Lang’ı da dinliyorum. Geleneksel icra gelecekte de…
7 yaşında ilk senfonisini yazan, 9 yaşında biyoloji, fizik, matematik öğrenimi için Utah Üniversitesi’ne kabul edilen Kit Armstrong 16 yıldır dünyayı şaşırtmayı sürdürüyor. Alfred Brendel’in her fırsatta takdirle bahsettiği öğrencisi, 2012’de bir Fransız köyünde 115 bin Euro’ya eski kiliseyi alıp ev ve kültür merkezine dönüştürdü. Piyanistliği, besteciliği sürdürürken bir yandan da sıra dışı konser programları hazırlıyor. 2015’te İstanbul’da Gershwin’in konçertosunu seslendiren Armstrong eser için “En güzel yanı doğallığı” diyor. Standart sorulardan biriyle başlayalım… 8 yaşında senfoni bestelemek mi yoksa 23 yaşında dinleyicilerin gittikçe yükselen beklentilerini karşılamak mı daha zor, daha büyük cesaret gerektiriyor? – Şablon sayılmaz, çünkü daha önce soran…
1990’a kadar tam 41 yıl Almanya’nın başkentiydi. Buna karşın ne Berlin, Hamburg gibi dev metropole dönüştü ne de Frankfurt gibi gökdelen cenneti oldu. Sessizce akan Ren Nehri’nin kıyısında, ormanlarla çevrili bir huzur şehri hâlâ. Bu çelişkili durum geçmişte “köy başkent” esprisine konu olmuştu. Şehir her yıl sonbaharı has evladı Beethoven’in anısına düzenlenen bir aylık iddialı festivalle karşılıyor. Müzik konser salonlarından meydanlara, sokaklara, okullara taşıyor. Fırsatı değerlendirip geçen hafta yıllık iznimin son üç gününü Bonn’u keşfe ayırdım. Ayvalık Cunda Adası’ndaki ilk üç günden sonra gittiğim Bonn’un restoranları, küçük otelleri ucuzluğuyla beni şaşırttı. Beethoven’in doğduğu evde, 30’unda sağırlığa mahkum olan bestecinin dramına…
Erken çağ müziği uzmanı, viola da gamba virtüözü Jordi Savall, 2004’te konser için İstanbul’a geldiğinde, bir müziksever Kantemiroğlu Edvarı’nı hediye etmişti. Seçkideki eserlerden etkilendi ve 17-18’inci yüzyıl İstanbul müziği üzerine üç albüm yayımladı. 2015’in son günlerinde Bab-ı Ali albümünden eserleri Türk, Yunan, Ermeni müzikçilerle seslendirmek üzere bir kez daha İstanbul’a geldi, CRR’de konser verdi. Savall “Bu repertuvar Avrupa’da beklediğimden çok ilgi gördü. İstanbul ile Bab-ı Ali en çok satan albümlerimiz arasına girdi” diyordu. Kantemiroğlu Edvarı müzikal yaklaşımınızı nasıl etkiledi? – Bu seçkideki 17-18’inci yüzyıl İstanbul müziği benim için büyük bir keşifti. Makamsal müzikteki ritmik yapı zenginliği, melodik buluşlar müthiş. Bana…
1935 Nisanı’nda, 27 yaşında, bir grup Sovyet sanatçısıyla Ankara’ya gelen kemancı David Oyştrah (Oistrakh) yaklaşık 10 gün kaldığı başkentte neredeyse her gün konser vermişti. Bu arada Türk basınındaki ilk röportajı Ulus gazetesinde yayımlanmıştı. Oyştrah “Her iyi eseri beğenir, çalarım“ diyor. Bize hayatınızı anlatır mısınız? -1908’de Odesa’da doğrum. Beş yaşında profesör Stalerski’den keman dersi almaya başladım. Küçükleri yetiştirmek için en iyi pedagoglardan sayılan bu profesür yetemeğimin ilerlemesinde çok iz bıraktı. İlk defa yei yaşındayken okuduğum mektebin diploma töreninde sahneye çıktım. 17 yaşında Odesa Konservatuvarı’nı bitirdi. 1927’den sonra bütün Sovyetler Birliği’ni gezerek konser verdim. 1930’da Ukrayna’da yapılan bir keman yarışmasında birincilik kazandım.…
İngiliz besteci Benjamin Britten, 1955 kışında İstanbul’a gelmiş, hayat arkadaşı tenor Peter Pears’la konser vermişti. Çifti Hilton Oteli’nde ziyaret eden besteci ve müzik yazarı Selmi Andak kısa bir röportaj yaptı. Rakı sohbetiyle başlayan konuşma Andak’ın, Arthur Honegger’in ölüm haberini vermesi üzerine Britten’ın gözyaşlarıyla noktalanmıştı. Günümüzün ünlü İngiliz bestecisi Benjamin Britten ve onunla konser turnesine çıkan meşhur tenor Peter Pears dün Belgrad’tan uçakla şehrimize geldi. Britten’i ve Pears’ı Hilton Oteli’nin semaya bakan üst katının mütevazı bir köşesinde, İngiliz Kültür Heyeti Müdürü J. Sutherland ile sohbete dalmışken buldum. Yudumladığı içkiye baktım. Rakı! Britten hayretimin farkına vardı. Hemen “Rakıyı çok sevdim. Bu içkiden…
Kemancı Sevil Ulucan, piyanist Gülru Ensari’yle müzik tarihimizde yüz yıl öncesine döndü. Türk keman ekolünün öncülerinden Seyfettin Asal ve Ekrem Zeki Ün’ün kaydedilmemiş eserlerini günışığına çıkardı. Bunlardan Asal’ın altı eseri kataloglarda dahi yer almıyor. Ulucan “Asal, müziğe ve öğrencilerine verdiği emekle, eserlerinin kalitesiyle hatırlanmayı hak ediyor” diyor. Seyfettin Asal müzik tarihinin unutulan simalarından. Hangi vesileyle yollarınız kesişti? – Kemancı Cihat Aşkın’a şükran borçluyum. Benim için idoldür. Ustalık sınıflarına katılmış, rehberliğinde kendimi bir Türk kemancı olarak geliştirmeye yönelmiştim. Bu süreçte sanatta yeterlilik (doktora) çalışmasına hazırlanıyordum. “Türk Keman Okulu” konusunu seçmemi önerdi. Pek çok müzisyenle görüştüm, arşivleri taradım. Osman Zeki Üngör’den…
