Soprano Selva Erdener, 2001’den bu yana Ankara Devlet Operası’ndaki görevinin yanı sıra Türk bestecilerinin yeni eserlerine, Anadolu’nun özgün sesine odaklanan albümler kaydediyor. Dördüncü albümü “Biliyor musun”da Cem İdiz, Turgay Erdener, Fazıl Say, Babür Tongur, İbrahim Yazıcı ve Melahat İsmail’den ünlü ozanlarımızın dizeleri üzerine yazılmış şarkıları seslendirdi. Orkestra şefi İbrahim Yazıcı’nın müzik yönetmenliğini üstlendiği ve piyano çaldığı albümde Derya Türkan, Çağ Erçağ, Volkan Hürsever, Ahmet Baran, Ediz Hafızoğlu, Mehmet Yasemin, Emre Sınanmış, Gürtuğ Gök gibi virtüözler yer aldı. Popüler müzikte üslup belirlerken zorlanmadığını söyleyen Selva Erdener “Türkçenin özgün sesi bana yol gösterdi” diyor. Operada başarılı bir soprano neden klasik müziğin dışına…
Yazar: Editör
Viola da gamba virtüözü, erken çağ müziğinin önde gelen solistlerinden Jordi Savall, 2004’te eşi Montserrat Figueras ile İstanbul Müzik Festivali’ne katılmak üzere Türkiye’ye geldi. Konser öncesinde, viola da gamba’yı kendi imkanlarıyla öğrenen arkeolog, müziksever Aksel Tibet’le buluştu. Eşiyle birlikte müziğini, hayata bakışını anlattı. Savall, bu buluşmanın etkisiyle daha sonra İstanbul üzerine iki albüm kaydedecekti… Aksel Tibet: Öncelikle, bu söyleşiyi kabul ettiğiniz için size çok teşekkür ederim. Sorularımın büyük bölümünü ikinize birden yönelteceğim, çünkü biliyorum ki Montserrat Figueras ve Jordi Savall, ikiniz de Hesperion XXI, Concerts des Natıons ve Cappella Reial grupları tarafından gerçekleştirilen eski müziğin yeniden keşfedilmesi süreciyle çok yakından…
1982’de, 82 yaşında hayata veda eden Muhittin Sadak, İstanbul Devlet Operası’nın çekirdeği kabul edilen Şehir Korosu’nun kurucusu, İstanbul Belediye Konservatuvarı’nın ilk öğretmenlerindendi. Müziği özel dersler ve kendi çabasıyla öğrenmişti. Leyla Gencer’in de aralarında bulunduğu pek çok müzikçi yetiştirdi. Orkestra yönetti, çellosuyla konserler verdi. 1951’deki bu röportajda Sadak, Türk sanatçıların çağdaş evrensel müzikteki geleceğinden çok umutlu olduğunu söylüyor. O sadece koro veya eşine ender rastlanan, 80 kişilik orkestranın şefi değil, fakat bilhassa, ülkemizin en üstat viyolonselistidir. Balkanlar’da bile eşine ender rastlanan muazzam bir koronun kurucusu olan Muhittin Sadak, bu koroyu yetiştirmek için senelerden beri sarf ettiği emeklerinin manevi mükâfatını alabilmek mutluluğuna…
Emre Şen, müzik eğitimi konusunda Türkiye’nin en iddialı üniversitesi Bilkent’te Piyano Anasanat Dalı Koordinatörlüğü’nü yapmış deneyimli bir piyanist. Oysa bu göreve atanmasından 10 yıl önce, aynı bölümdeki parlak öğrenciliği bir felaketle noktalanmıştı. Üniversite üçüncü sınıfta kaydını dondurup, ufkunu açmak, yarışmalara katılmak üzere İtalya’ya gitmiş, Ecole Normale de Musique’de eğitim fırsatını değerlendirmeye çalışırken Bilkent’ten kaydı silinmişti. 12 yıllık çabadan sonra elinde ilkokul diplomasıyla ortada kalan Şen, Ecole Normale’i birincilikle bitirdi. Eskişehir Anadolu Üniversitesi’nden diplomasını aldı. Londra’da Kraliyet Müzik Koleji’nde yüksek eğitimini tamamlayıp, Bilkent’in seçkin eğitim kadrosuna katıldı. İtalyan basınının “piyanonun şeytani meleği” diye tanımladığı, müzik çevrelerinde “Emre Chopin” lakabıyla anılan Şen’i…
Olivier Messiaen’ın öğrencilerinden Yunan besteci Mikis Theodorakis, 1994’te 200 kişilik orkestra ve koroyla İstanbul’a gelip 7. Senfoni’sini seslendirmişti. Bu vesileyle politikaya giriş sürecini, Balkanlar’daki savaş ve Türkiye’de yükselen fanatizmle ilgili endişelerini dile getirmişti. “Anılar”ımı okuyanlar bilir. 1940-1943 yıllarında beni en çok düşündüren, “Tanrı‘nın gölgesi”ydi. Acının kapısını açan anahtarı bize gösteren şiiri selamlamamak mümkün mü? “Seni arıyordum. Tanrıyı ararken.” İlkyaz, egemenliğini kuruyor ü¬zerimizde. Koronun yükselişi, sevginin getirdiği kurtuluşu terennüm edecek. Bu arada bir ses şelalesi, dinginliği kamçılıyor. Her şey şarkı, ama aynı zamanda deprem duygusu veriyor. 7. Senfoni Birinci Bölüm: İlk yaz Senfonisi (Şiir: Yannis Ritsos) Atatürk Kültür Merkezi’nde 11 Nisan…
Yıl 1954, Leyla Gencer 35 yaşında ve Ankara Devlet Operası’ndan dünya sahnelerine adım atmaya hazırlanıyor. İtalya’nın San Carlo Operası’nda Madam Butterfly’la sahneye çıkmadan birkaç hafta önce Adnan Saygun’un Kerem operasından söz ederken “Hem beğendim hem de severek oynadım” diyor. Fakat bu Gencer’in Türk bestecileriyle ilk ve son teması olacaktı… Ankara Devlet Operası’nın başarılı sanatçılarından Leyla Gencer’in İtalya’ya seyahat edeceğini, bundan önce İstanbul’da Gazeteciler Sendikası Yapı Kooperatifi yararına konser vereceğini öğrenip, gerek ülkemizde operanın gelişmesi, gerekse yurtdışındaki programı hakkında bilgi almak üzere ziyaretine gittik. 1923’te (*) İstanbul’da doğan Leyla Gencer, İtalyan Lisesi’nden mezun olduktan sonra İstanbul Belediye Konservatuarı Batı Müziği koluna…
İçkili, müzikli, danslı kahvehaneler tarihe karıştıktan yüz yıl sonra kentin bu özgün rengini yeniden hayata kazandıran Cafe Aman İstanbul onuncu yılını kutluyor. 28 Ocak’ta CRR’de verdikleri konserde rembetikoların yanı sıra İstanbul’un 300 yıllık ses mirasından kasabiko, saz semaisi ve şehre adanmış şarkıları seslendirdiler. Grubun kurucularından Stelyo Berber “Elimizdeki geniş repertuvara kendi şarkılarımızı eklemeye hazırlanıyoruz” diyor. Cafe Aman İstanbul kurulduğunda şehrin son “cafe aman”ı kapanalı kaç yıl olmuştu?? -Yüzyıldan fazla zaman geçmiş olmalı. Araştırmacı Teodoros Hacipantazis’in 1986’da yayımlanan “Doğu Müziğinin Aşıkları” başlıklı kitabına göre, 19. yüzyılın son çeyreğinde İstanbul, İzmir, Ayvalık gibi liman şehirlerinde ortaya çıkıyor, Siroz Adası, Selanik, hatta…
İspanyol çellist ve besteci Gaspar Cassado, 1948 Şubatı’nda iki konser vermek üzere İstanbul’a geldiğinde Münir Nurettin Selçuk’un evine davet edilmiş ve fasıl dinlemişti. Bunu duyan Akşam muhabiri Hıfzı Topuz ertesi gün Park Otel’de sanatçıyı ziyaret edip izlenimlerini sormuştu. 20. yüzyılın önde gelen çellistlerinden Cassado “Klasik kemençenin anıları canlandırma gücüne hayran kaldım” diyor. Şehrimizde bulunan meşhur viyolonselci Gaspar Cassado’nun salı gecesi değerli ses sanatkarımız Münir Nurettin’in evine davet edildiğini ve kemençeci üstad Kemal Niyazi Seyhun’la tamburi İzzettin Ökte’nin de katıldıkları bu toplantıda üstada klasik Türk musikisinin seçme eserlerininden oluşan nefis bir müzik ziyafeti verildiğini haber aldık. Bu nedenle üstadın Türk…
20. yüzyılın efsanevi çellistlerinden, besteci Gaspar Cassado’nun İstanbul’a üç kez yolu düşmüştü. 1936’da İtalya’dan vapurla gelip gezdiği şehirde ilk konserini 1947 Nisanı’nda vermeyi planlarken, savaş nedeniyle vapur seferi aksayınca programını iptal etmek zorunda kalmıştı. 1948 Şubatı’nın ilk haftasında İstanbul’a geldi. Cemal Reşit yönetimindeki Şehir Orkestrası’yla çaldı, ardından bir resital verdi. Bu vesileyle Park Otel’de buluştuğu Fikri Çiçekoğlu’na hayatını ve hocası Pablo Casals’ı anlattı. Cassado, ölümünden 11 yıl önce, 1955’te İstanbul’a son kez konser için gelecekti… Beni beklettiği için özür dileyerek yanıma geldi ve Park Otel’in bekleme holünden daha sessiz bir köşeye gitmemizi teklif etti. Deniz ve ışığa açık geniş…
Bir zamanların ünlü şarkıcısı Tülay German 1987’de sahneye veda etmişti. Fransa’da inzivada yaşayan German 1993’te hayat arkadaşı Erdem Buri’yi kaybetti. Tüm bir ocak ayı boyunca Buri’nin mezarı başında oturup yazdıkları 1996’da Erdemli Hayat adıyla yayımlandı. Ardından “Düşmemiş Bir Uçağın Kara Kutusu”yla yazarlık serüveni devam etti. 2000 yılında Kalan Müzik’ten eski kayıtlardan oluşan bir albümü de yayımlanan German’ı Paris’teki evinden aradık. Yazarlık serüvenini konuştuk. Pere Lachaise Mezarlığı’ndaki acı dolu ocak ayından önce yazmayı denemiş miydiniz? – Çocukluğum, genç kızlığımla ilgili bölümü 1960’ların sonunda yazmıştım. Fransa’daydım çok yoğun çalıştığım günlerdi, bunalmıştım. Çocukluğumla ilgili şeyleri yazdıkça rahatladığımı hissediyordum. Babam şiir yazardı. Bir…
