Kemancı Necdet Remzi Atak, eğitim için gittiği Almanya’da öğrenciliği döneminde dikkat çekmeyi başarmış, 1920’de Leipzig kentinde resitaller vermiş, hatta ünlü Leipzig Gewandhaus Orkestrası’na kabul edilmişti. Türkiye’ye dönüşünde gelecek için gerçek hizmetin öğrenci yetiştirmek olduğunu belirterek eğitimciliğe yöneldi. Ankara Devlet Konservatuvarı’nda ders verdi. 1972’de 61 yaşında hayata veda etti. Atak, 1945’te İzmir gazetesine hayatını anlatmıştı. 5 Şubat 1911’de Edirne’de doğdum. Babam o zamanlar erkânı harp yüzbaşıydı. Daha sonra Balkan Savaşı’nda ünlenecek Şükrü Paşa’nın kurmay grubundaydı. Balkan Savaşı’nın patlaması üzerine, annem ve 1,5 yaş büyük kardeşim Ferhunde’yle Edirne’den ayrıldık. Subay ailelerine tahsis edilen en son trenle güçlükle kapağı İstanbul’a attık. Korunaklı…
Yazar: Editör
16 Grammy ödüllü çellist Yo-Yo Ma , 2001’den bu yana Adnan Saygun’un solo eseri Partita’yı dünyanın dört bir yanında seslendiriyor. 2006’da BM Barış Elçisi atandığı törende, 2009’da Pittsburgh’daki G-20 Zirvesi’nde de repertuvarında Saygun vardı. Ma, 2011’de 30 yıllık piyanist arkadaşı Kathryn Stott’la resital vermek üzere İstanbul’a geldi. Ünlü çelisti konser öncesinde New York’tan aradık. Partita’ya farklı ülkelerde gösterilen tepkileri, BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon’un şaşırtıcı isteğini, İpek Yolu projesindeki yeni gelişmeleri konuştuk. Partita’yı Japonya’dan İngiltere’ye pek çok konserinizde bis olarak çaldığınızı okuyorum gazetelerde. İzleyicilerin tepkileri ülkelere göre farklılaşıyor mu? – Tepkiler aynı: dinleyiciler çok etkileniyor. Çünkü dinleyicisiyle iletişim kuran bir…
Müzikte minimalizmin en önemli yaratıcısı, Verdi’den sonra en yüksek telif ödenen operaların, Truman Şov, Candyman gibi film müziklerinin bestecisi, nobelli yazar Doris Lessing’i opera sahnesine taşıyan ses ustası, altı saatlik operaların dinleyici yıpratan bestecisi… Sakın eserlerine “minimalist” etiketini yapıştırmayın, çok kızıyor. Philip Glass “tekrara dayalı müzik” tanımını tercih ediyor. 1960’larda Türkiye’yi sırt çantasıyla gezmiş, 1990’larda ablası ve ABD Büyükelçisi olan eniştesi Morton Abromowitz’i ziyarete gelmişti. 2009’un son günlerinde yine yolu İstanbul’a düştü. Konser öncesinde, bir New York ikindisinde aradığımızda, kızını kursa götürmek üzere evden çıkmak üzereydi. 72 yıllık okyanusta, 20 dakikada sörf yaptık. “Tüm büyük bestecilerin ölmediğini” öğrendik. Glass, İstanbul…
70 yaşına gelen ozana bir radyo röportajında “sizden geriye neyin yadigar kalmasını dilerdiniz” diye sorarlar. “Henüz yolun başındayız” cevabı verir. Toprak sevgisini anlatırken şunları söyler: “Cömerttir, aldatmaz, kimsenin hakkını yemez. Ceza versen de sana sevgi gösterir. Toprak tabiatlı adam azdır. Çünkü insanın nefsi var.” Söze nasıl başlamak istersiniz? Size bırakalım Aşık.. -1894’de dünyaya gelmişim. Annem, rahmetli koyun sağmadan gelirken yol üzerinde dünyaya getirmiş. Eve getirmişler. Yedi yaşına kadar ben de herkes gibi koştum, seyrettim, güldüm, oynadım. Yedi yaşında çiçek hastalığından iki gözümü kaybettim. Ama bu 70 senelik bir hayat bir günde, bir ayda tamamlanacak gibi değil ve tamamlanamaz da…
“Akasyalar Açarken”, “Bekledim de Gelmedin” gibi ölümsüz şarkıların bestecisi Yesari Asım Arsoy 1944’te, 44 yaşında Akşam gazetesinde yayımlanan röportajda o güne kadar 200 civarında şarkı bestelediğini anlatıyor. “Telifler hakkıyla ödenmediği için geçinemiyorum, evlenmedim” diyor. “Biz Her Gece Heybeli’de Mehtaba Çıkardık”ın acemilik dönemi eserlerinden olduğunu, “Ömrüm Seni Sevmekle Nihayet Bulacak”ın güftesini ismini açıklamadığı, bir zamanlar aşık olduğu kadın tarafından yazıldığını söylüyor. Yıllarca evvel yazıldığı ve bestelendiği halde, dalından bugün koparılmış bir gül kadar makbul ve tazeliğini muhafaza eden alaturka şarkılarımız arasında “Biz Heybeli’de Her Gece Mehtaba Çıkardık” şarkısı da oldukça ehemmiyetli bir yer işgal eder. Hangi saz salonuna gitseniz, hangi saz…
Manos Hacıdakis, Mikis Teodorakis şarkılarının unutulmaz sesi Nana Muskuri (Mouskouri) 60 yılda 134 albüm, 1554 şarkı kaydetti, albümleri 300 milyon adet satıldı. 80’lerinin ortasına yaklaşırken hala aktif müzik hayatını sürdürüyor. 2018 başında “Ebedi Gençlik” adlı bir albümü yayımlandı. Kasım ayında Almanya’da vereceği konser öncesinde “Her fırsatta sahneye dönmek için kendime bir gerekçe yaratıyorum” diyor. 84 yaşındasınız ve turneleri sürdürüyorsunuz, müziği bırakmayı hiç düşündünüz mü? – Evet, hatta geçmişte bırakmıştım. 1990’lı yıllarda, 70 yaşında uzun bir turneye çıktıktan sonra müzik yaşamını noktalayan büyük idolüm Marlene Dietrich’ten esinlenmiştim. Bu yöntemle sahneye veda etmek bana çok güzel ve yaratıcı geldi. Ayrıca yaşım bunun…
Mezzo soprano Cecilia Bartoli, Pavarotti’den sonra İtalya’dan yetişen en ünlü ses. 1999’da arşivlerden çıkardığı unutulmuş Vivaldi aryalarıyla kaydettiği CD’si tüm dünyada 500 bin sattı. Ardından Gluck’un kastratolar için yazdığı aryalardan oluşan “Dreams and Fables” albümü Top 10 listelerine girdi, satışı yüzbinlere ulaştı. Grammy ve Gramophone ödülleri kazandı. 2003’de İstanbul Müzik Festivali’ne gelmiş, piyanist Angelo Errico eşliğinde konser vermişti. Bariton sevgilisi Oliver Widmer’la birkaç düet de yapmıştı. Konser öncesinde sanatçıyı Zürih’teki evinden aradık. Ses, seks, yemekler ve sonbaharda müzik dünyasını sarsmaya hazırlandığı Salieri projesi üzerine kahkahalarla dolu bir söyleşi yaptık. Bartoli, konser için geldiği İstanbul’u o kadar sevdi ki, 2006’da İKSV’den davet…
Leh Requemi, Lacrimosa gibi görkemli eserlerin bestecisi Krzysztof Penderecki, 2005 sonrasında Yale Üniversitesi ve Krakow Konservatuvarı’ndaki öğretim üyeliği görevlerinden ayrıldıktan sonra tüm zamanını üç alana odakladı: Orkestra şefliği, bestecilik ve arboretum. Polonyalı besteci şefliğini üstlendiği Krakow Sinfonietta ile dünyayı dolaşıp, yılda ortalama 50 konser veriyor. Aynı anda birçok eser üzerinde çalışıp, havaalanı dahil bulduğu her fırsatta beste yapıyor. Geriye kalan tüm zamanını ağaçlara ayırıyor. Krakow yakınlarındaki 30 hektar genişliğindeki arboretumunda topladığı bitki türlerinin sayısı 1500’e ulaştı. 2009 Martı’nda Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda bir konser vermek üzere 75 yaşında Türkiye’ye geldi. 22 yıl sonra ikinci kez Türkiye’ye gelen Penderecki’yi konser…
Opera kayıtlarıyla tanınan şef Michel Plasson, İstanbul’a 1987’de Capitole de Toulouse, 1994’te ise Dresden Filarmoni ile gelmişti. İlk gelişindeki söyleşide başarısının sırtarını açıklamıştı. Orkestralarla çalışmanız genç yaşlarda başladı. Bu dönemde model aldığınız şefler oldu mu? – Ben uzun yıllar orkestralarda vurma çalgılarda görev aldım. Bu süre içinde ünlü şefleri tanıma, onların deneyimlerinden yararlanma olanağını buldum. Kanımca, bir orkestra şefi için orkestrada bir müzisyen olarak yer almak, olumlu bir nitelik kazandırıyor. Böylece, daha ilk yıllarda bir orkestranın başarısının oluşumundaki gizemin ve ortak çalışmanın neleri ifade ettiğini anlıyorsunuz. Sizce orkestra şefliği nedir? – Şeflik tıpkı yazarlık gibidir. Hepimizin ayrı bir anlatımı…
Alman soprano Hildegard Behrens hukuk öğrenimi sırasında operaya yönelmiş ve Karajan tarafından keşfedildikten kısa süre sonra Avrupa’nın yanı sıra Amerika’nın önde gelen sahnelerinde yeteneğini sergilemişti. Zorlu Wagner yorumlarıyla dikkat çeken sanatçı sahneye hazırlık sürecini anlatırken “Elektra için Homeros’u, Yunan trajedilerini, Sartre, O’Neill, Giraudoux, Hofmannstal ve ailelerle ilgili bazı psikanaliz raporlarını okudum” diyor. Repertuarın en ağır rolleri sayılan Brunhilde, İsolde, Elektra’yı seslendiriyorsurıuz. Bu kahramanlar sizi daha duygusal rollerden koparmıyor mu? – Şan değil, zaten bu facia olur. Mozart, Puccini ve İtalyan operalarını seslendirmeyi sürdürüyorum,. Schönberg’in Erwartung’unu söylüyorum, sesimin yumuşaklığını ve değişik nüansları konuşmak için. Şu anda Janacek için çalışıyorum. Roller arasında bu…
