Alman-Fransız çellist Nicolas Altstaedt, yakın gelecekte adını sürekli zirvede duyacağımız müzikçilerden. 2011’de Gidon Kremer, kurucusu olduğu Lockenhaus Festivali’nin yönetimini ona devretti. Geçen eylülde ise Adam Fischer’den kurduğu Haydn Filarmoni’nin yönetimini ve şefliğini aldı. 33 yaşındaki çellist 19 Aralık’ta İstanbul’da BİFO ile seslendireceği Bloch’un Şalemo’su için “Çello için yazılmış, en güzel şakıyan eserlerden biri” diyor. Ne zaman, hangi vesileyle Nikolaus Harnoncourt dikkatinizi çekti ve hangi gerekçelerle sanatta örnek aldığınız en önemli kişiye dönüştü? – Çocukluğumda Harnoncourt’un ne erken çağ müziği icra eden topluluğu Concentus Musicus Wien’i ne de meşhur Monteverdi kayıtlarından haberdardım. Sanıyorum 1990’ların başında, 10 yaşlarındayken, Salzburg Festivali’ndeki kayıtları…
Yazar: Editör
Jean-Efflam Bavouzet, oyuncak trenlerle dev demiryolları şebekesi kuran meraklı koleksiyoner, maharetli ahçı ve düşünce zenginliğiyle eleştirmenleri büyüleyen, su gibi akıcı üsluba sahip bir piyanist. 15 yıl önce, Washington, New York ve Paris’teki ilk konserlerinde Beethoven’in 28 numaralı sonatını çalmıştı. Birden yolu açılıverdi. “Benim uğurlu eserim” dediği sonatı kimseye bırakmamaya kararlı. 2002 Kışı’nda “Altı Piyanist Beethoven’i Arıyor” konser dizisi için İstanbul’a geldiğinde de bu eseri seslendirdi. İlgisinin nedenini merak ettik, sorduk. Bir pazar ikindisi cep telefonundan aradık Bavouzet’yi. 32 sonata nasıl hazırlandıklarını anlatırken birden durdu. Bilgece bir laf etti: ”Beethoven sonatlarından birinin notalarını öğrenmek bir hafta sürer. Sonra hayatın boyunca…
Rahmaninof kayıtları Penguin CD Kılavuzu’nca piyasadaki en iyi yorum seçilen piyanist Mikhail Rudy, tüm sanatların ve müziğin eğlencelik hale gelmesinden şikayetçi. “Rusya’da konsere gitmek, kiliseye gitmek gibi ilahi bir olaydı. Dinleyici müziğin derinliklerindeki anlamı keşfetmeye çalışır. Oysa ABD’ye giderken vizemde eğlendirici yazıyor” diyor. 2003 Şubatı’nda İstanbul’a geleceğini öğrendiğimizde, Paris’teki evinden aradık. Karajan, Chagall ve Rostropoviç’le dostluğunu, ruh çağırma seanslarını, Rahmaninov çalmanın inceliklerini anlattı. Bir röportajda “Sanat hayatla doğrudan bağlantılıdır” diyorsunuz. Hayatının son yıllarında Marc Chagall’le yakın dost olmuştunuz. Sohbetleriniz, renklerin, tonların dünyasıyla tanışmanız müziğe yaklaşımınızı etkiledi mi? – Tanıştığımızda o 90 yaşında bir yaratıcı deha, ben ise genç piyanisttim.…
Klarnetçi Emirhan Tuğa çocukluk hayalini 30 yıl sonra Hollanda’da gerçekleştirdi. Türk bestecilerin piyano eşlikli klarnet eserlerini kendi imkanlarıyla kaydetti, CD’si Hollanda’da yayımlandı. “Turkish Recital”de Edzo Bos’un piyanosu eşliğinde Saygun ve Akses’ten Evrim Demirel’e farklı kuşaklardan 9 bestecinin eserlerini seslendiriyor. “Bu albümle Türk bestecilere daha fazla eser yazmaları, genç klarnetçilere daha çok yeni eser seslendirmeleri için şevk vermek istedim” diyor. Türk bestecilerin klarnete yeterince ilgi göstermemesi sizce nereden kaynaklanıyor? İlk konçerto 1979’da yazıldı, oda müziği eserleri çok sınırlı… Oysa klarnet Türkiye’de çok sevilen bir enstrüman. – Aslında konçerto açısından şanslıyız. İstemihan Taviloğlu’nun ardından Turgay Erdener yazdı. Hasan Tura, Evrim Demirel, Fazıl…
Klasik müziğin en popüler piyano ikililerinden Labeque Kardeşler 17 Ocak’ta BIFO’yla Poulenc’in konçertosunu seslendirmek için İstanbul’a geliyor. Bir de resital verecekler. Fırsatı değerlendirip Marielle Labeque’e Pekineller’le rekabetlerini, geçmişte yıldırım gibi çaldıkları icraları sorduk. Klasik müziğe yeni dinleyiciler kazandırma, çağdaş müziği tanıtma, genç müzikçileri tanıtma konusuna epeyce zaman ayırıyorsunuz. Bu konuda ne gibi yeni çalışmalarınız var? – Minimalist müziğin 50’nci yılı için Minimalist Hayal Evi projesini hazırladık. Yoko Ono, 1960’ların başında, New York’taki dairesinde ayda bir minimalist eserlerin seslendirdiği konserler düzenlerdi. Bu konserleri geçen yıl Londra’da verdiğimiz konserlerle andık. Fikir Times’ın müzik eleştirmeni Igor Toronyi-Lalic’den çıkmıştı. Üç konserden her birinde…
Müziğini binbir kılığa sokabilen rengarenk bir bestecinin dünyası 35 dakikada keşfedilebilir mi? 2003 Martı’nda Türkiye’ye geleceğini öğrenince kronometreye karşı röportajı çaresizlikten kabul etmiştik. 1968’de müzik eleştirmeniyken minimalizme adını veren, sonra besteciliğe dönüp film müzikleriyle minimalizmin en popüler eserlerini besteleyen Michael Nyman’a soracaklarımızın yarısına gelmeden süremiz bitti. Ertesi gün bir kez daha Londra’daki evinden arayıp 15 dakika uzatma hakkımızı kullandık. Bize 1967’de otostopla çıktığı gezide İstanbul’dan Diyarbakır’a uzanan serüvenini, beğenilmeyen Coca Cola cıngılını tersyüz edip yazdığı operaları, Piyano filminin müziğinin nasıl hayatını kararttığını anlattı. “Biliyor musunuz hayalim Boğaziçi’nde bir köşk almak ve burada beste yapmak” dedi. 1967’de, genç bir öğrenciyken sırtınızda…
Brezilyalı Antonio Meneses, şef Herbert Von Karajan’ın son çellisti, Yıldızı 1990’ların başında parladı. 1987’te kazandığı Çaykovski Yarışması’ndan sonra şansı açılan Meneses, Karajan yönetimindeki Berlin Filarmoni’nin son solistlerindendi. Birlikte Deutsche Grammophon için Strauss’un Don Kişot’unu kaydettiler. Ardından Meneses yarım yüzyıllık Beaux Arts Trio’nun çellistliğini üstlendi. 2003 İlkbaharı’nda İstanbul’da resital verecekti. Avrupa turnesindeki sanatçıyı Belçika’da yakaladığımızda “Bu kadar çok mucize birbiri ardına nasıl gerçekleşti” diye sorduk. “Hayat bu” dedi gülerek. “Sürprizlerle dolu…” İki ay önce yaptığımız röportajda Mischa Maisky bize heyecanla Strauss’un Don Kişot’unu Berlin Filarmoni’yle seslendireceğini anlatmıştı. “Tüm çellistlerin hayalini bu eseri önemli orkestralar eşliğinde kaydetmek süsler, ben de yıllardır bu…
2018 sezonunda Düsseldorf Operası’nda özel Puccini programıyla dikkat çeken Wagner’le Alman opera repertuvarına adım atmaya hazırlanan Aziz Shokhakimov dört ülkede aynı anda orkestra yönetiyor. Essen’deki Ren Operası’nın, TEKFEN Filarmoni’nin şefi, sanat yönetmeni, Milano’daki La Verdi Orkestrası’nın konuk şefi. Taşkentte’ki Özbekistan Ulusal Senfoni Orkestrası ise ilk göz ağrısı. Almanya’da hızla yükselen şefi Taşkent’te yakaladık, 30’lu yaşların eşiğinde hayallerini konuştuk. Avrupa’da kendisini ispatlamaya çalışan genç bir orkestra şefi açısından Özbekistan’da doğmak dezavantaj sayılabilir. Fakat sizin örneğinizde tam tersi söz konusu galiba… Özbekistan’da doğmanın ne gibi avantajlarını yaşadınız? – Evet, Özbekistan gibi klasik müzik geleneğine sahip bir ülkede doğduğum için çok şanslıyım.…
1946’da Juilliard Müzik Akademisi’nin müdürünce kurulan Juilliard Yaylıçalgılar Dörtlüsü bugün ABD’nin en eski ve en saygın dörtlüsü. Kurucuları gibi ikinci kuşak üyeleri de akademinin öğretmenleri. Joel Smirnoff keman, Joel Krosninck çello bölümünün başkanı. Bartok, Schoenberg dahil çağdaş bestecilerin birçok eserini dünyada ilk kez seslendiren dörtlü kurulduğundan bu yana 100 civarında albüm kaydetti. Dördü Grammy olmak üzere birçok ödül kazandı. Klasik Batı Müziği dünyasında efsaneleşen JSQ’nun 1996’dan bu yana birinci kemancığını üstlenen Joel Smirnoff’u bir şubat sabahı New York’taki evinden aradık. Röportaj sınırlarını aşacak kadar değerli bilgiler edindik. Amerika’da oda müziğine ilgi Avrupa’daki kadar hızlı gelişiyor mu, dinleyicilerde artış görüyor musunuz?…
2017 Temmuzu’nda Portekiz’deki Uluslararası Paços Premium Yarışması’nda birinci olan, ocak ayında İngiltere’deki Purcell Müzik Okulu’na burslu kabul edilen perküsyoncu Beste Gürkey 15 yaşına basıyor. Beste bir yaşında perküsyoncu ebeveynleri Ergin – Şirin Gürkey’in enstrümanlarıyla oynamaya başlamıştı. Altı yaşından bu yana İÜ. Devlet Konservatuvarı Perküsyon Bölümü’nde öğrenci. “Hedefim solist vibrafon ve marimbacı olmak, klasik müzik eğitiminde İngiltere’den sonra ABD’ye gitmeyi hayal ediyorum” diyor. Konservatuvarda zaman zaman “iyi ki piyano, keman öğrencisi değilim” dediğiniz oluyor mu? – Yan enstrüman olarak haftada bir saat piyano dersi alıyorum. Fakat keman ya da piyano öğrencisi olmadığım için çok mutluyum. Yeryüzünde yüz binlerce kemancı, piyanist…
