Piyanist İdil Biret, plak kaydına başlamasının 60’ıncı yılını ve 75’inci yaşını özel bir projeyle kutluyor. İdil Biret Arşivi’nce gelecek hafta yayımlanacak “Tüm Stüdyo Kayıtları” kutusunda Arthur Rubinstein hariç 20. yy’ın tüm büyük ustaları ve Biret’in kuşağının piyanistleri için hazırlanan külliyatlardan daha fazla kayıt var. Baroktan çağdaş müziğe 300 yıllık piyano repertuvarından seçmeler 130 CD’ye sığdı. Gelecekte yayımlanacak konser kayıtlarıyla alanında rekor kırmaya hazırlanan Biret “Ne kimseye yetişmek ne de geçmek gibi bir arzum oldu. Tek idealim doğru müzik yapmaktı” diyor. Kişisel azminizin dışında, hangi özel koşullar Türkiye’de doğan bir piyanistin bu sıra dışı başarıya ulaşmasını sağladı; hangisi eksik kalsa…
Yazar: Editör
Ut tekniğiyle 20. yy ve sonrasındaki virtüözleri etkileyen Şerif Muhittin Targan aynı zamanda çellistti. Ölümünden birkaç yıl önceki mülakatta ut tekniğine getirdiği yenilikleri anlatırken mızrap kullanımında sadeleşmeden yana olduğunu belirtiyor, sol elin rolüne dikkat çekiyor. İşte bu tarihi mülakatın sorulardan ve tekrarlardan arındırılmış metni. 3-4 yaşlarında musikiye fazla sevgi gösterdiğimi büyüklerimden işittim. 5-6 yaşlarında repertuvarımdan bazıları hatırımda. ”Üsküdar’a giderken”, “Kabağı da boynuma asarım” gibi türküler ve Asım Bey’in Rast Peşrevi’nden birinci hâne. Arada yüz bulduğumda bunları annemin misafirlerine piyanoda çalardım. O zaman harem-selâmlık vardı. Babam güzel sanatları severdi. Kendi resim yaptığı gibi eski musikimizi dinlemekten çok hoşlanırdı. Bu esnada…
Albümleri 13 Grammy ödülü kazanan çellist Yo-Yo Ma bir süredir İpekyolu projesi üzerine çalışıyor. İpekyolu’nun geçtiği ülkelerin bestecilerine eser sipariş veriyor, bu ülkelerin müzikçileriyle seslendiriyor. Bir ön eleme sonucu Türkiye’den de Hasan Uçarsu’ya eser siparişi verdi. Uçarsu’nun bestesini 2002’de seslendirdi. 2001’de üç resital vermek üzere Türkiye’ye geleceğini duyunca röportaj başvurusunda bulunduk. Menajeri lütfedip 15 dakika ayırdı. Sözleştiğimiz saatte Yo Yo Ma bizi aradı, söz Seikilos’un mezar taşına gelince saati unutup derin bir sohbete daldı. Birçok soru sordu. Telefonu kapattığımızda süre 50 dakikayı geçiyordu… Röportajdan önce konservatuvardan bir çello öğretmeniyle konuştum. Çellonun 20.yy’daki peygamberi olduğunuzu söyledi. David Popper ve…
41’inci yılını kutlayan Grammy ödüllü Amerikalı yaylı çalgılar dörtlüsü Kronos, Tanburi Cemil Bey’i çok sevdi. 2009’da Foodprints albümünde Nihavent Sirto’yu seslendiren dörtlü 2014’te iki albümüne birden birer eserini aldı. Kasım ayında İstanbul CRR’ye geleceğini, Tanburi Cemil’in de bir eserini seslendireceğini öğrenince bilgisayarın başına oturup grubun kurucusu David Harrington’u Belgrad konserinin ardından yakaladık. Tanburi Cemil’e olan ilgisinin nedenini sorduk. Son 15 yılda Türkiye’de üç konser verdiniz, bu süreçte Türk bestecileriyle, yorumcularıyla tanıştınız mı? 2000’de İstanbul’da birlikte konser verdiğiniz Burhan Öçal’ın dışında başka bir Türk yorumcuyla konser verdiniz mi? – Ne yazık ki sadece Burhan Öçal’ı tanıyoruz. Onun dışında tanıştığımız, ortak…
İstanbul Müzik Festivali, 39’uncu yılında bir yeniliğe imza attı. Çağdaş Türk müziği repertuvarını genişletmek amacıyla her yıl bestecilere eser siparişi vermeye başladı. 2011’de 90’ıncı yaşını kutlayan İlhan Usmanbaş, festivalde seslendirilmek üzere Opus 103 “Konçerto Orkestra İçin” başlıklı bir eser yazdı. Besteci yeni eseri için “Bir çalgının ve solistin kendisini gösterdiği, orkestranın eşlikçi konumuna düştüğü klasik konçerto bana hiç yakın gelmiyor. Ben konçertomu orkestra için yazdım” diyor. Türk bestecileri çoğunlukla eserlerinin seslendirilmemesinden yakınır. Bu durum verimliliğinizi, şevkinizi etkiledi mi? – Pek çok eserim yazıldığı zamanın diline uygun olmadığı için seslendirilmeleri uzun yıllar aldı. Fakat ben zaman zaman bunun avantajını yaşadım.…
Çellist Mischa Maisky, 20’li yaşlarda şöhreti yakalamıştı. 2000’li yıllardan itibaren Türkiye’de sık konser vermeye başladı. 2003’te resital için İstanbul’a geleceğini öğrenince bir pazar sabahı, Brüksel yakınlarındaki Genval Gölü’ne bakan malikanesinden, konuğu Maxim Vengerov’u uğurladıktan hemen sonra aradık. Sorularımızı bahçesindeki demir çiti Bach notalarından oluşan “Sarabande” adlı kulübesinden cevapladı. Bize astrolojiye meraklı piyanist dostu Martha Argerich’i, Bach çalarak gençleşme macerasını, hayallerini anlattı. İki yıl önce, bugünlerde yaptığımız röportajda nümoroloji merakınızdan bahsetmiştik. Hayatınızdaki sayısal tesadüfleri anlatmıştınız. 2002, takvimdeki sayılar açısından ilginç bir yıldı. Mesela 20 Şubat 2002’yi yaşadık. Yıl boyunca sayısal tesadüflerle ilgili haberleri okudukça aklıma siz geldiniz. 2002 size uğur…
Kemancı Hakan Şensoy, Klasik Türk Müziği Konservatuvarı’ndan yetişti. Bazı klasikçiler bu durumu “Kemanla Dede Efendi mi çalacaksınız” diye istihza ile karşılarken o dünyanın önemli orkestralarıyla konser verdi, şimdi de şef sehpasında. 1996’da eğitim sürecinizi tamamladığınızda kemanda hangi ekole yakındınız, ekoller arasındaki yolculuğunuz nasıl devam etti? – Ayhan Turan, Fransız-Belçika ekolünden geliyordu, fakat kendi üslubunu geliştirmişti. “Fiziksel ve Fizyolojik Keman Çalma Sanatı” adlı tekniğiyle bizi yetiştirdi. Genel eğitim programı uygulamak yerine bizi kişiye özel, butik eğitimi tercih ediyordu. Biz de Cihat Aşkın’la ustaların kayıtlarını dinleyip, Heifetz’in glisandosunu, Oistrakh portementosunu taklit ederek kendimizi geliştirmeye çalıştık. Ekolün ne olduğunu bilmesek de hocamız…
Vivaldi konçertolarının punk giysili popüler yorumcusu, bir zamanların Aston Villa ikinci başkanı Nigel Kennedy, klasik müzik dünyasındaki statükoya isyanını sürdürüyor. 2001’de Londra Senfoni’yi tembellikle suçlayıp ülkesini terk etmiş, Polonya’ya yerleşmişti. Burada klezmer grubu Kroke ile tanıştı. Öğretmeni Menuhin’e nazire yapıp ”East Meets East”i kaydetti. ”Türkler İngilizler gibi değil, konsere kafalarında şablonlarla gelmiyorlar” diyen Kennedy, yeni projesiyle Türkiye’ye gelmek ve geleneksel Türk müziği sanatçılarıyla tanışmak istiyor. İngiltere’de klâsik müziğin ”kara koyunu” olduğunuzu söylüyorsunuz. Sizce sorun İngiliz kültüründe mi yoksa klasik müzik geleneğinde mi? – Pop kültüründeki sisteme isyan eden, anarşist birçok grup kamuoyu tarafından gayet iyi benimseniyor. Sorun klasik müzik…
Piyanist, besteci Fazıl Say’ın en verimli yıllarından biriydi 2011. Genişletilmiş orkestra için Mezopotamya adlı 55 dakikalık senfonisini bitirdi. Klarnet konçertosu Hayyam, 13 Temmuz’da Avrupa’nın önemli festivallerinden Schleswig Holstein’nda ilk kez seslendirildi. Ney ve flüt konçertosu Hezarfen, 2012 Martı’nda Mannheim’da dinleyici önüne çıkacak. Polemikler ve hakaretlere öfkelendikçe besteciliğinin bilendiğini söyleyen Say, 2012’de üçüncü senfonisini ve ilk operasını yazmaya başlayacak. 2011’in son günlerinde Klarnet Konçertosu’nun Türkiye prömiyeri vesilesiyle konuştuğumuz Say “Bu eserde Hayyam’ı ve Hayyamlaşmayı anlattım” diyordu. Son yıllarda Türkiye’de konserlerinizden çok zincirleme polemiklerle gündeme geliyorsunuz. İnternet sayfanızda 2011’de iki büyük senfoni ve bir konçerto bestelediğinizi gördüm. Yılda 100 civarında konser…
Paganini yorumlarının unutulmaz kemancısı Salvatore Accardo, 2010 sonbaharında, 70 yaşına 20 gün kala İstanbul’daydı. Ulusal Gençlik Senfoni Orkestrası’yla önce CRR’de, hemen ardından Roma’da konser verdi. Birkaç yıl önce ikiz çocuk babası olunca gençleştiğini, enerji kazandığını söyleyen usta müzikçiyle yağmurlu bir pazar sabahı otelinde buluştuk. Boğaziçi manzarası eşliğinde geçmişi ve bugünü konuştuk. Tam 56 yıldır dünyanın dört bir yanında Paganini’nin eserlerini yorumluyorsunuz. Hayatınızın farklı dönemlerinde besteciye ve eserlerine yaklaşımınızda ne gibi değişiklikler oldu? – Paganini çoğu kemancı için bir başarı göstergesi. Neredeyse sportif bir vaka. Ne yazık ki bu yaklaşım Paganini’nin müziği için hiç olumlu bir şey değil. Çağdaşları Schumann, Schubert,…
