Yazar: Editör

Macar besteci György Ligeti’nin mekanik piyano için yazdığı, toplam 1.5 dakikalık 14a numaralı etüdünü İdil Biret günde 12 saatten 1.5 ay çalışarak çıkarmıştı. Genç piyanist Toros Can ise aşırı zorlanmadan neredeyse kısmi felç geçirdiğini anlatıyor. Fransa’da Hindemith CD’siyle dört ödül, Ligeti kaydıyla Diapason d’Or kazanan Can, bu etüdü ve doktora tezine konu olan Hindemith’in “Gecede”sini 2002 Haziranı’nda İstanbul Müzik Festivali’nde seslendirdi. Genç piyanisti konser öncesinde Eskişehir Anadolu Üniversitesi’nden aradık. Müzik serüvenini, Hindemith ve Ligeti müziğine yakınlığını, yeni projelerini konuştuk. Fazıl Say bir röportajda Ertuğrul Oğuz Fırat’ın dev müzik arşivi sayesinde ufkunun açıldığını, çocukluk çağında çağdaş müzik hakkında çok şey öğrendiğini…

Read More

Barok Çağ’ın eşlik çalgısı viyolonseli 1600’lerde şehir şehir Avrupa’yı gezip solist düzeyine çıkaran İtalyan virtüozlardı. En iyi tınlayan çelloyu üreten ustalar da aynı coğrafyadan çıktı. 19. Yüzyılın efsanevi solisti Alfredo Piatti’den sonra liderliği Fransızla’a bıraktılar. Uzun süre sonra, Sicilyalı besteci ve viyolonselci Giovanni Sollima şimdi İtalyanlar’a bu çalgıda yine iddialı olma fırsatı sunuyor. Bellini’den sonra Sicilya’dan yetişen en önemli müzikçi kabul edilen Solima, 1980’lerde birçok önemli yarışma kazandı. 1997’den bu yana çellonun ses sınırlarını genişleten besteleriyle adından söz ettiriyor. Yo-Yo Ma bile eserlerini repertuvarına aldı. Sollima, klasik repertuarın yanısıra çağdaş müzik alanında da besteci ve yorumcu olarak çalışıyor. Solo çello…

Read More

MSGSÜ Devlet Konservatuvarı’ndaki eğitiminden sonra Almanya ve Fransa’da yüksek lisans yaptı Nil Kocamangil. Bir yandan solistlik deneyimini artırırken, diğer yandan oda müziği alanında uzmanlaşıyor. Fransa’da iki ayrı grupta çalıyor. Ayvalık Müzik Akademisi Orkestrası’yla 2015 yazında İstanbul Festivali’ne de katılan Kocamangil, aynı yılın sonbaharında Avrupa’nın ünlü konser salonlarından Amsterdam Concertgebouw’da resital verdi. 26 yaşındaki çellist müzik serüvenini anlattı. Enstrüman sorununuzu çözebildiniz mi? – Bu problem 2013 yazında, İsviçre’deki Verbier Festival Akademisi’ne katıldığım dönemde, inanılması güç, mucizevi bir tanışma ile çözüldü. Şöyle ki; orada bu konuyla ilgili danıştığım, yardım istediğim kişiler beni bir Türk festival izleyicisiyle tanıştırdı. Tabiri caizse, hızır gibi imdadıma…

Read More

İstanbul Belediye Konservatuvarı’ndan mezun olduktan sonra Fransa’da sekiz yıl Marguarite Long’un okulunda eğitim gören Gülseren Sadak, 1959’da Türkiye’ye döndüğünde konserlerle dolu yıllar hayal etmişti. Yetiştiği konservatuvarda ders vermek istemişti. Fakat, kendi ifadesine göre “Muhittin Sadak’ın kızı olmanın bedelini ödedi!”. Diplomalarını pencereden atacak hale geldi. Yıllar sonra KKTC’ye yerleşti, 2010’da, 79 yaşında tekrar resitallere başladı. Günümüz yorumcularını takip ediyor musunuz, 1950’lerde Marguarite Long’la çalışmış bir piyanist olarak gençleri nasıl buluyorsunuz? . Mezzo TV’yi izliyorum. Müzikte tekniğin çok değiştiğini görüyorum. 1950’lerin piyano tekniği ile günümüz arasında büyük fark var. Gençler kendilerini hayret verecek kadar geliştirmişler. Onların yanında, geçmişin efsanesi Arthur Rubinstein’ı…

Read More

Zeynep Gedizlioğlu’nun adını ilk kez 2007’de, İngiltere’nin çağdaş müzik misyonerlerinden Arditti Dörtlüsü’nün repertuvarına giren eseriyle duymuştuk. 2010’da Güneybatı Alman Radyosu (SWR) onun eserlerinden oluşan bir konser düzenledi. SWR Orkestrası aynı repertuvarla Freiburg ve Baden-Baden’de konserler verdi. Ve nihayet geçen hafta müziğin Nobel’i olarak bilinen Ernst von Siemens Müzik Vakfı ödülüne layık bulundu. 2012’nin Genç Bestecisi ilan edilen üç isim arasında yer aldı. 11 yıldır Almanya’da yaşayan 35 yaşındaki Zeynep Gedizlioğlu, kibrit kutusuyla bile müzik yapmaya hazırlıklı bir müzikçi. “Bugüne kadar oda müziği toplulukları için yazmıştım, şimdi orkestra eserleri yazmak için elimin kaşındığını hissediyorum” diyor. Tiyatro ve resim konuşulan evde…

Read More

Çukurova Konservatuvarı’ndan sonra Almanya’da Hanns Eisler Akademisi’nde öğrenimini sürdüren kemancı Hande Küden, gençlik programı kapsamında Berlin Filarmoni Orkestrası’nın kadrosunda konser veriyor. 14 Ocak’ta Parlayan Yıldızlar dizisi kapsamında İstanbul Milli Reasürans’ta sahneye çıkacak kemancı “Eisler Akademisi bile uzak bir hayaldi, gerçekleşti. Şimdi hayalim Berlin Filarmoni’nin baş kemancılığı” diyor. Berlin Filarmoni Orkestrası’nın 18,19 ve 20 Aralık’ta kendi salonunda verdiği konserlerde, birinci keman grubundaki müzikçilerden biri de Hande Küden’di. Sir Simon Rattle yönetimindeki orkestra, bu konserlerde Wagner seslendirdi, bir eserin prömiyerini yaptı ve Sibelius’un 5. Senfoni’sini ileride CD olarak yayımlanmak üzere kaydetti… Hiç heyecanlanmadım Küden, geçen haziranda orkestranın gençlik programına başvurup ön…

Read More

Son yıllarda yıldızı gittikçe parlayan çellist Sol Gabetta, şöhrete kavuştuğu Saint-Saens’ın 1. Çello Konçertosu’nu seslendirmek üzere 2014’ün ilk günlerinde İstanbul’a geldi. “Öğrencilerimin enerjisiyle gençleşiyorum” diyen Gabetta ile konser öncesinde İsviçre’deki yaşamını, düzenlediği festivali, caz dersi alma planlarını, hayallerini konuşmuştuk. Yeni yıla nasıl başlıyorsunuz, beklentileriniz, hayalleriniz, planlarınız neler? – Müzik ve çello çalmak benim hayatım. Bu bir meslek değil, benim sesim. Size çok sersemce gelebilir bu yaklaşım, fakat böyle hissediyorum. Vücudunuzu, ruhunuzu kullanarak yaptığınız tüm sanatlarda, örneğin dansta, bu uğraşın hayatınızın bir parçası olduğunu hissedersiniz. Aksi halde sanat mesleğe dönüşür. Size de sanatçı denemez. Bu nedenle yeni yıla da müzik…

Read More

François-Frederic Guy’ın tutkusu dağlar. Özellikle Alpler. 10 saati bulan uzun yürüyüşleri seviyor. Otomobillerle de arası iyi. Direksiyona geçip plansız, programsız uzun yolculuklara çıkmaktan hoşlandığını anlatıyor. Piyanonun başına geçince duruluyor birden. “Beethoven” diyor tutkuyla “hayatımın merkezi, yıllarım eserlerini yeni baştan incelemekle geçecek.” François-Frederic Guy, 2001’de Beethoven’in tüm piyano sonatlarını seslendirmek üzere beş piyanistle İstanbul’a gelmişti. Öncesinde, Fransa’dan arayıp müzik serüvenini konuştuk. Bir piyanistten duyabileceğiniz en son şeyi François Frederic Guy “pat” diye söyleyiveriyor. Hiç çekinmeden, yanlış anlaşılmaktan korkmadan. Konuşurken son derece samimi, içten. “Biliyor musunuz, ben aslında orkestral müziği severim” diyor. Bir saniye durup, muzip bir ifadeyle sürdürüyor: “Piyanosuz olanı!”…

Read More

2010’da “Avrupa Kültür Başkenti” ilan edilen İstanbul’a, bu sıfatı taçlandıracak ilk büyük hediye, kamu bütçesiyle kurulan İstanbul ABK Ajansı yerine, İstanbullu bir müzikseverin kişisel çabasıyla geldi. Erken çağ müziğinin dünyadaki en ünlü yorumcularından Jordi Savall, klasik Türk müziğinin 300 yıllık 10 eserini Türk müzikçilerle seslendirip “Istanbul” ismiyle İspanya’da yayımladı. Savall, Ermeni ve Seferad ezgilerinin de yer aldığı “Istanbul” albümünün kitapçığında, bu çalışmaya İstanbullu bir müzikseverin hediye ettiği Kantemiroğlu Edvarı’nın vesile olduğunu açıklıyor, teşekkür ediyor. Istanbul albümüne neyiyle katılan Kudsi Erguner, bu çalışmanın Osmanlı müziği açısından önemli başlangıç olduğu kanısında: “Avrupa’da erken çağ müziği çevresine girmek, kabul edilmek hiç kolay…

Read More

Grammy ödüllü lirik koloratur soprano June Anderson sesi kadar kaprisiyle de ünlü. Leonard Berstein’a sahnede sigarayı yasaklayan, en küçük terslikte konsere çıkmayı reddeden Anderson’ın müzik çevrelerindeki ismi “zor kadın.” Ona sorarsanız “zor” sözcüğü yanlış kullanılıyor. Doğrusu “talepkar.” Tek isteği her şeyin mükemmel olması. Aryaları özgün dilinde anlayarak söyleyebilmek uğruna yedi dil öğrenen çalışkan bir divayı Napoli’den yaptığımız 55 dakikalık telefon röportajında tanımaya anlamaya çalıştık. Opera dünyasında mükemmelliyetçiliğinizle tanınıyorsunuz. Tekliflerin çoğunu geri çevirdiğinizi, yaptıklarınızdan çok azının sizi mutlu ettiğini okudum. Bu sezon ya da geçen sezondaki çalışmalarınızdan sizi çok mutlu eden opera, resital ya da kayıt oldu mu? – Sanıyorum şu…

Read More