Yazar: Editör

Davranışlarıyla, yorumlarıyla müzikseverleri hayrete düşüren Glen Gould, Ivo Pogorelich gibi sıradışı bir virtüöz Radu Lupu. Fransız müzik eleştirmeni Michel Schneider’a göre “günümüzün en otistik piyanisti.” Adeta bir koza içinde yaşıyor, gazetecilerden kaçıyor, sahnede piyano taburesi yerine ofis iskemlesine oturup dinleyicisiyle asla temas kurmuyor. Schumann yorumlarıyla 1995’te Edison Ödülü alan Lupu, 2010 Haziranı’nda İstanbul’a geldi ve bestecinin 200’üncü doğum günü nedeniyle piyano konçertosunu seslendirdi. Glen Gould, konserde ve stüdyoda mırıldanarak, homurdanarak çalar, yaz ve kış paltosunu, eldivenlerini yanından eksik etmezdi. İnsanlarla temas etmekten o kadar rahatsız olurdu ki, sonunda dünyayla iletişimin sadece telefonla yürütmeye karar verdi. Ömrünün son 20 yılında sahneye…

Read More

Geçen yüzyılın en önemli piyanistlerinden Vladimir Horowitz 1989 Kasımı’nda, 86 yaşında öldü. Kendisi kadar ünlü olan radyocu, Juilliard Akademisi öğretim üyesi David Dubai ile yaptığı uzun bir söyleşide hayatının önemli noktalarını anlatmıştı. Peobody Ödülü’nü alan bu röportajı, Horowitz’in ölümünden bir ay sonra Gösteri Dergisi, Leyla Pamir’in Türkçesiyle yayımlamıştı. Röportajda Rahmaninov, Prokofiyef gibi bestecilerle dostluklarını anlatan piyanist, icra sırasında eserleri değiştirmekten zevk aldığını söylüyor. Söz Liszt’in 2. Piyano Konçertosu yorumundan açıldığında ise sözünü hiç sakınmıyor: “İtiraf ediyorum, ben çok kötü bir adamım. Bu yapıtın da biraz sonunu, biraz başını, biraz da orkestrasyonunu değiştirmeyi her zaman istemişimdir.” En önemli hocanız kimdi?…

Read More

1982 yılbaşında, New York Filarmoni’nin özel konserinde şef Zubin Mehta’nın dinleyicilere sürpriziydi Midori. 11 yaşında bir kız çocuğuydu, dinleyicileri Paganini’nin konçertosuyla büyülemişti. Fakat ismi dört yıl sonra Leonard Bernstein yönetiminde Boston Senfoni Orkestrası’yla sahneye çıktığında efsaneleşti. Konçerto çalarken iki kez arka arkaya kemanının teli kopunca paniğe kapılmadan konseri sürdürmesi, bir orkestra üyesinden sahnede ödünç aldığı kemanla eseri tamamlaması dilden dile dolaştı. Konserin video kaydı bugün bile You Tube’de ilgiyle izleniyor. Bugün 40’ına merdiven dayayan Midori, geçen yıldan bu yana ikili çalışmalarını piyanist Özgür Aydın la sürdürüyor. 2008 ve 2009’da Japonya turnesine çıkan ikili, bu yılın başından beri Avrupa ve ABD’de…

Read More

Charlie Haden’ın “Yaratıcılığı en fazla ciddiye alan, müziğe derinlemesine bakabilen tek genç cazcı,” Wayne Shorter’ın ise “Kalkacak ilk uzay gemisinin kaptanı” dediği piyanist Brad Mehldau caz eleştirmenlerine göre 1960’lardan bu yana caz dünyasına giren en yaratıcı piyanist. 1997 sonrasında birbiri ardına yayımlanan beş “The Art of The Trio” albümüyle iddialı bir başlangıç yaptı. Ardından solo albümü “Elegiac Cycle”da Bill Evans’ın “Conversation With Myself”ini çağrıştıran zorlu iç keşif serüvenine tanık olduk. Özel hayatı da Evans’ınki gibi dalgalı olan Mehldau çok nadir röportaj veriyor. Ufuk açan triosuyla 2001 ve 2003’te İstanbul Caz Festivali’ne gelmişti. Eski defterleri karıştırdık, 1999’da Down Beat ve Jazizz…

Read More

Cazın bilge kontrbasçısı Ron Carter’ın madalyaları saymakla bitmez: İki onursal doktora, iki Grammy, klasik müzikte efsanevi şef Leopold Stokowski’den, cazda ise Coleman Hawkins, Canonnball Adderley gibi ustalardan kucak dolusu övgü… 1963-68 arasında Miles Davis’in unutulmaz dörtlüsünde bas çalan Ron Carter, o tarihten bu yana 40 civarında albüm kaydetti, yaklaşık 2500 albümde çaldı. Uzun yıllar Miles Davis anısına hazırlanan projelerden uzak durmuştu. 2006’da, 70 yaşının eşiğinde, “Sevgili Miles” albümünü hazırladı. O günlerden hafızasında kalanları piyanolu dörtlüsüyle yeniden şekillendirdi. Japonya’dan Latin Amerika’ya konserlerini sürdüren Carter, 2008 Ekimi’nde tam 12 yıl sonra bir kez daha İstanbul’a uğruyor. Ron Carter, elinden düşürmediği piposu, jilet…

Read More

Kim derdi ki Zeynel Abidin Cümbüş’ün 1929’da Beşiktaş’taki dükkanında geliştirdiği enstrüman bir gün Pink Floyd’un ses yelpazesine katılacak. Beklenmeyen oldu, David Gilmour yeni albümünde cümbüş çaldı. 6 Mart’ta yayımlanan “On an Island”da gitarcıya, Pink Floyd’dan Rick Wright’ın yanı sıra Graham Nash, David Crosby gibi isimler eşlik ediyor. Gilmour “Dinleyici beklentileri nedeniyle Pink Floyd büyük bir ruhsal yüke dönüşmüştü. Artık eskisi kadar hırslı değilim. Part time solo sanatçı olmak yetiyor. Tepemde dev bir salyangoz kabuğuyla dolaşmaktan kurtuldum” diyor. Sesiyle, Fender Stratocaster’daki gitar sololarıyla 26 yıl Pink Floyd hayranlarının hafızasına kazınan, grubun simgesi haline gelen David Gilmour bugün 60 yaşında. Zooloji profesörünün…

Read More

20. yüzyılın önde gelen bestecilerinden “Fransız Altılıları” üyesi Arthur Honegger, 1955’te, ölümünden birkaç ay önce yapılan röportajda “Müzik, akıl yoluyla yüreğe, yürek yoluyla akla seslenir” diyor. Atonal ve serial müzik akımlarını sert dille eleştiriyor. İlhan Baran’ın tercümesiyle… Çağdaş müzik, çok çeşitli akımları, teori ve görüşleri içeriyor. Batı’da, toplumla çağdaş sanat arasındaki bağ kopmuş gibi. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? – Ben özgür bir insanım ve sanatımda işime yarayabilecek, ihtiyaç duyduğum her şeye el atabilirim. Hangi anlayışla olursa olsun, bütün teorilerin yıkıcı etkilerine ve budalalıklarına karşı kendimi daima korudum. Sadece ve sadece inanarak, içtenlikle yazılmış eserler yaşar, yarına kalır. Ben buna inanırım.…

Read More

Siz hiç Carnegie Hall’da hayatının en zor konserini verip ayakta alkışlandıktan sonra, evinin paspasında kıvrılıp uyuyabilen sıradışı bir yorumcuyla karşılaştınız mı? Pablo Cassals ve David Popper’in uslubunu 21. yy’a taşıdığı için çellistler arasında “mesih” olarak görülen Yo-Yo Ma 2001’de kendisi kadar ünlü Petunya’sıyla ilk kez İstanbul’a geldi ve iki solo konser verdi. Biz de arşivleri karıştırdık, Strings, Gramophone, New York Times, The Washington Post, BBC Music’de yayımlanan röportajlardaki değerlendirmelerini, sanal sorularla bir araya getirdik. New York Times’da hayatla ilgili her tür soruya cevap verdiğinizi, işiniz ve yeni projelerden bahsetmekten sıkıldığınızı okudum. Gelin genel bir soruyla başlayalım. Bu çağda, bu dünyada…

Read More

“Doğam gereği karamsarım” diyen besteci, piyanist Sergey Rahmaninov, 1931’de radyo yayınları ile plağı karşılaştırıp radyoyu hiçbir zaman sevmeyeceğini söylemişti. Gerekçesi, konsere gitme alışkanlığını zayıflatması, plak kadar kaliteli ses üretememesiydi. Bu arada Kreisler’le yaptığı plak kayıtlarından da bahsediyordu. İngiliz Gramophone dergisinin 85 yıl önceki sayısından naklen Rahmaninov’un görüşleri… Kısa süre önce radyo yayıncılığının müzikal değeri üzerine görüşlerim sorulmuştu. Radyonun sanatı kötü etkileyeceğini söyledim. Müziğin ruhunu, gerçek değerini zedelediği kanısındayım. Bu tarihten itibaren radyodan çok rahatsız olan birçok kişiyle karşılaştım. Ben plaktan yanayım. İlginçtir, her ikisi gizemli bir şekilde birbirine derinden bağlı. Bence gramofon ve modern kayıt teknikleri birçok açıdan radyodan daha…

Read More

Üç yaşında “harika çocuk” olarak girdi müzik dünyasına. Önce klasik, sonra caz eğitimi gördü. İlk konserini verdiğinde yedi yaşındaydı. Charles Lloyd, Art Blakey, Miles Davis gibi öncü cazcıların gruplarında ustalaştı. 1972’de adını efsaneleştiren solo konserlere başladı. Hiçbir ön çalışma yapmaksızın konsere çıkıyor ve saatlerce doğaçlama çalıyordu. 1993’te üçüncü kez İstanbul’a geldi, CRR Konser Salonu’nda aynı teknikle bir konser verdi. Bu vesileyle Jarrett’ın 45 yılda kat ettiği uzun yola göz attık. Sıcak bir ağustos akşamı… Yıl 1987. Kuzey Fransa’da basketbol sahasından bozma küçük bir konser salonunda Jarrett solo çalıyor. Yapış yapış sıcak, boğucu bir hava. Boynunda havlusu, gömleği terden sırılsıklam. Klavyeye…

Read More