Leipzig’de haziran ıhlamur ve Bach mevsimi. Neredeyse tüm sokakları dolduran ağaçlar çiçekleniyor, kent ıhlamur bahçesine dönüşüyor. Gelmiş geçmiş en ünlü Leipzig’li, besteci Johann Sebastian Bach, meydanlarda, konser salonlarında festivalle anılıyor. 2015 Haziranı’nda, fırsatı değerlendirip Bach’ın cefakar eşi Anna Magdalena’yla buluştum. Sesinde yılların kırgınlığı vardı sanki. Birbiri ardına sıralıyordu uğradığı haksızlıkları. Bir ara eliyle yolun karşısındaki tarihi binayı işaret etti. “Şu plaketi evimizin duvarına 250 yıl sonra, nihayet şimdi yerleştirmeyi akıl ettiler” dedi. “Üstünde ismim ve bu evde yaşadığım yazıyor. Leipzigli kadınlar kampanya başlatmasaydı o duvarda hâlâ, sadece kocamın ismi olacaktı…” Haksızlık dizboyu Güneşli, serin bir haziran ikindisiydi. Sırtımızı Bach Müzesi’ne…
Yazar: Editör
İrkin Aktüze, Türkiye’nin yurtdışına açılan ilk klasik gitarcısı. Uzun yıllar TRT’de müzik yayınları müdürlüğü, radyo programcılığı yaptı. İstanbul Festivali’nin konser kitapçıklarını yazdı. 1999’da eşinin girişimi üzerine, bu bilgileri kitaplaştırmaya başladı. 2002 sonrasında Pan Yayıncılık’tan birbiri ardına yayımlanan Müziği Okumak başlıklı beş ciltlik ansiklopedi, Müziği Anlamak adlı 850 sayfalık sözlük, Türkçe’de bugüne kadar yayımlanmış en kapsamlı Beethoven biyografisi bu sürecin sonucunda doğdu. Aktüze şimdi de gitarın tarihi, repertuvarı, önemli yorumcuları ve kayıtları üzerine dev bir külliyat hazırlıyor. Denize, müziğe, gitara, kitaplara, radyo yayıncılığına tutkuyla bağlısınız. Bu meraklardan hangisi ilkti, hangilerini sonradan edindiniz? – Ankara’da dayılarım, teyzem ve aile büyüklerimle birlikte…
Bülbülün çektiği dilinden, der eskiler. Senem Diyici dili, sesi, ezgileri sayesinde Avrupa’da şöhret sahibi oldu. Türkiye’de ise epey düşman kazandı. 1991’de, İstanbul’daki bir caz festivalinin açılışında verdiği konser sırasında saygısız protokol dinleyicilerini terslediğinden beri Türkiye’deki tüm organizasyonlardan dışlanmış durumda. Fransız, Hollandalı ve Hintli müzikçilerden oluşan dörtlüsüyle, 1999 başında dördüncü albümü “Tell Me Trabizon”u yayımlanan Diyici, sorularımızı Hollanda’dan yanıtladı. Sivri dilli olmaktan pişman mısınız? – Hayır, sivri dilli olmaya devam edeceğim. O festivalin açılış konserinde, yanlış zamanda, yanlış yerde olduğumu düşündüm. Yıllardan sonra ilk kez grubumla Türkiye’ye gelmiştim. Balo havasındaki bazı dinleyicilerin, ön sıraya oturup opera dürbünleriyle beni süzmeleri, “Bunları biliyoruz,…
İngiliz bariton saksofoncu John Surman, albümlerinde notalarla büyüleyici tablolar çizer, gizemli öyküler anlatır. Fareli Köyün Kavalcısı gibidir, müziğiyle dinleyicisini hipnotize eder, düş gücünü kışkırtır. “Road to the St. Ives” albümünü dinlediğimde, bu müzikten öyle etkilenmiştim ki, ilham kaynağını merak ettim. Aynı günlerde Virginia Wollf’un biyografisini okumuştum. Quentin Bell, kitabında teyzesinin Cornwall günlerinden, su korkusundan, “Denizfeneri”ne ilham veren St. Ives’tan bahsediyordu. İngilizlerin Bodrum’unu görmek farz olmuştu. Eylül sonunda bir cuma akşamı Paddington İstasyonu’ndan hızlı trene atlayıp Penzance’ın yolunu tuttum. Oyuncak tren gibi Penzance’dan St. Ives’a giden tren, 1950 model midibüs benzeri tek vagonluk tuhaf bir araçtı. İçerdeki tek yolcuydum. Gürültülü dizel…
Varşova’nın 54 kilometre batısında, hepi topu 65 nüfuslu küçük bir köy Zelazowa Wola. Kampinos Ormanları’nın ve Utrata Nehri’nin yanı başında… Besteci Chopin ve geçen yüzyılın efsanevi kemancılarından Henryk Szeryng’in doğum yeri olmasaydı, adını bile duymayacağımız köyü 2011’de, Chopin’in 200’üncü doğum yılı nedeniyle 120 bin kişi ziyaret etti. Geçen ay yolum bu köye düştü. Chopin’in doğduğu evin ıssız bahçesinde, küçük kavisler çizerek usul usul akan nehrin kıyısında, yeşilliklerin arasına gizlenmiş hoperlörlerden noktürnler dinleyerek yürüdüm… İdil Biret ve Gülsin Onay’ın, hatta genç Chopin’in konser verdiği balkonda oturup düşlere daldım. Kurşuni bulutların ağaçların üstüne kadar indiği yağmurlu, puslu, karanlık bir kış ikindisiydi. Aylardan…
İnşaat mühendisi Aristomenis Kaliviotis, 37 yıldır rembetika kayıtları topluyor. Koleksiyonculukla yetinmedi, İzmir’in müzik geçmişini araştırdı. Sanatçısından, müzikholüne, plak firmalarına kenti incelediği “İzmir Rumlarının Müziği 1900-1922” geçen ay YKY’den yayımlandı. Kaliviotis “Çağdaş Yunan müziğinde Anadolu göçmenlerinin etkisi büyük” diyor. İzmir’in müzik geçmişi neden ilginizi çekti, ailenizin herhangi bir bağı var mı? – Ailemde hiç mübadil ya da göçmen yok. 1975’ten bu yana rembetika şarkılarını dinliyorum. Bu müzikle ilgili eski plak, fotoğraf, belge topluyorum. Bu ilgi beni Anadolu Rumlarının kent halk müziği smerneika’ya ve 1922 öncesi İzmir müziğine yönlendirdi. Böylece 1900’lere, İstanbul’daki ilk gramofon kayıtlarına kadar uzanan süreci araştırmaya başladım. Yıllar…
Klasik müziğin dünyasına girmenin, eserlerden daha çok zevk almanın, besteciyi iyi algılamanın sihirli bir formülü olabilir mi? Ödüllü bestecilerimizden, akademisyen Özkan Manav ile Mehmet Nemutlu “Doktor değiliz, reçete yazamayız” diyor. Yine de el ele verip alışıldık müzik rehberlerinin ötesinde CD’li bir kitap hazırladılar: “Müzikte Alımlama.” Klasik müziği dinlerken daha fazla zevk almanın sihirli bir formülü var mı? Özkan Manav: Hayata ilişkin sihirli formüller bulunmadığı gibi sanatın hiçbir dalında da bu tür bir beklenti içine girmemek gerekir. Hele herkes için aynı ölçüde geçerli olabilecek formüller belirlemenin peşine düşmek gülünç bir çaba olur. Doktor olmadığımız için reçete yazma şansımız da yok.…
Türk Edebiyatı’nın usta kalemi Ahmet Hamdi Tanpınar, iyi bir müzik dinleyicisiydi. Makalelerinde Türk Müziği’nin, konservatuvarların sorunlarına değinmiş, çözümler önermişti. Geçen yüzyılın ortasında yayımlanan bu makalesinde, İsmail Dede’nin hayat öyküsünü anlatıyor, eserlerini değerlendiriyor. Şeb-i lâhütta manzume-i ecram gibi Lafz-ı “Bişnev”le doğan debdebe-i mânâyız Yahya Kemal İsmail Dede Itrî, Zaharya, Tab’î Mustafa Efendi, Ehubekir Ağa gibi her biri musikîmizin ayrı bir devrini temsil eden büyük musikişinaslarımızın sonuncusudur. Belki bu saydıklarımın aralarında bizim henüz tanımadıklarımız, yahut tekâmül zincirinde yerini henüz tayin edemediklerimiz vardır. Musikî tarihimizin henüz yazılmadığını başta hatırlatmak en doğrusudur. Fakat böyle de olsa Dede’nin vaziyeti değişmez. O, Türk musikîsinin son büyük…
Ayvalık Uluslararası Müzik Akademisi’nin kurucusu, müzikolog Prof. Dr. Filiz Ali, 2011’de kurumun 14’üncü yaşını kutladı. Kurumsal destek alamamaktan şikayetçiydi. “Gönüllülüğün de bir sınırı var” diyordu. Şubat ayında Koç Vakfı’nın ödülünü alması önemli bir destek oldu. Bu vesileyle yapılan söyleşide Filiz Ali, gazete yazılarını ve radyo programlarını bırakma nedenini de anlatıyor. Bundan 14 yıl önce Ayvalık’ta ilk Boynerlerin evinde başlattıkları çalışmaları, bugün deniz kenarındaki pembe evde, klasik müzik alanında önemli sanatçıların eğitim verdiği iddialı bir akademi düzeyine gelse de bunun değerini bilenlerin sayısı çok az. Vehbi Koç Vakfı’nın Türkiye’nin gelişimine katkıda bulunan kişi ve kurumlara verilen ödülü alması nedeniyle konuştuğumuz Prof.…
Klasik müzik dünyasında yıldızları parlatan en önemli isimlerden biri Jasper Parrott. 1965’te, 21 yaşında, dünyanın en önemli menajerlik firması Ibbs and Tillett’te çalışmaya başlamıştı. Heifetz, Casals, Segovia, Cortot, Schnabel gibi efsanelerin ajansında üç yılda yetişti. Aşkenazi, Barenboim gibi isimlerin tercih ettiği bir isimken, zam istediği için işinden kovulup, kendi ajansını kurdu. Bu arada yazarlığa başladı. Türkiye’nin önde gelen festivallerine, konser salonlarına sanatçı sağlayan Parrott, aralık ayının son günlerinde İstanbul’daydı. Bir yandan görüşmeler yapan, diğer yandan İstanbul’da Boğaziçi manzaralı bir ev sahibi olma hayalleri kuran Parrott’la müzik piyasasındaki 30 yıllık gözlemlerini konuştuk. Müzik sektörüne ne zaman girdiniz, ilk işiniz menajerlik…
