Yazar: Editör

Müzeyyen Senar’dan sahne dersleri alan Bursalı genç şarkıcı Zeki Müren, Perihan Altındağ’ın rahatsızlanması sayesinde radyoda ilk konser fırsatını yakalamıştı. Ardından ikinci konser gelmişti. Müren’in dikkat çekmesi üzerine, Senar öğrencisine gazinolarda üç konser ayarladı. Bu arada “reklam için” onunla geniş bir röportaj yaptı. 20 yaşındaki Müren “Besteciliği tercih ederim” dese de, hocası onu sahneye çıkarmaya kararlıydı… Her şey aklıma gelirdi de elime kalemi alıp röportaj yapacağım hiç hatırıma gelmezdi. Sevgili dinleyicilerim. Oh, pardon sevgili okuyucularım, beni mazur görün. Yazı yazmak kiiim, ben kim!? Bu cüretimden dolayı beni affedin. Nasıl derler, elinin hamuru ile erkek işine karışma! Ama bu yalnız benim…

Read More

Neye benzemekle birlikte icrası daha zor bir çalgı olan giriftin büyük virtüözüydü Asım Bey. Bestelerini, icralarını sultanlar alkışlamıştı. 1929’da geriye 24 çocuk ve sayısız eser bırakarak ölmeden kısa süre önce hayatını Vatan gazetesine anlatmıştı. Rahmetli Asım Bey’i, meşhur Kast Peşrevi’yle, güzel, sevimli şarkılarıyla hepimiz pek iyi tanırız. Hele Rast Peşrevi, sazla yeni uğraşmaya başlayanların ilk çalma denemelerini başarmaya çalıştıkları saz eserlerimizdendir. Bu yazımızda Asım Bey’i bir bestekâr ve icrakâr olarak tanıtmadan evvel, girift hakkında biraz malûmat vermeyi faydalı buluyoruz. Girift, neye oranla iptidaidir Lügat kitapları, girift kelimesinin çeşitli manaları arasında, bu kelimenin musiki ile ilgili tarafını şöyle açıklamıştır: “Saza…

Read More

Tanburi Cemil’in geliştirdiği yaylı tanburu uzun yıllar sahnede kullanan, geliştiren bir ustaydı Ercüment Batanay. Mesud Cemil’in öğrencisiydi, sahneye ilk kez Münir Nureddin’in girişimiyle çıkmıştı. Hayatı boyunca Maksim Gazinosu’nun sahnesinden geçen birçok ünlü şarkıcıya eşlik etti. 1970’de geçirdiği kaza nedeniyle elindeki titremeler artınca 1996’nın 10 Kasım’ında jübile konseriyle müziğe veda etmişti. Batanay 2004’te, 77 yaşında aramızdan ayrıldı. Jübile konseri sonrasında, hayatını ve yaşadıklarını Aktüel’den Kürşad Oğuz’a anlatmıştı. Müziğe nasıl başladınız? – Kendimi bilmeyecek yaşta başlamışım. Gelen misafirler bana çikolata yerine mukavva getirirmiş, çalayım diye. 5 – 6 yaşında özel bir tanbur yaptırdı babam, yoksa onun tanburuna el atıyordum. Yorganın altında sabaha…

Read More

1930’larda TRT Radyosu’nda solist olarak adını duyuran Sadi Hoşses, 1994’te 82 yaşında, geriye 59 şarkı bırakarak hayata veda etmişti. 1951’de, şöhretinin doruğunda, renkli anılarını Radyo Dünyası dergisine anlatmıştı. Sadi Hoşses’i size tanıtmadan evvel ki şurasını kaydedeyim ki sanatkar çok cana yakın, arkadaş canlısı, efendi bir insandır. Henüz ahbaplığımız birkaç günlük olduğu halde onunla 40 yıllık ahbap gibiyiz. Haniya ne yalan söyleyeyim, ben bunu hiç tahmin etmiyordum, Bu ciheti belirttikten sonra onunla nasıl bir konuşma yapacağımız herhalde meraka değerdi. Şunu da ilâve edeyim: Yazımızı süsleyen resimler mülâkatımızdan bir gün sonra Sadi Hoşses’i ikinci ziyaretimizde çekilmiş, burada bir sürprizle karşılaşmış, Müzeyyen Senar…

Read More

İlahiyat Fakültesi mezunu Hafız Sadettin Kaynak 31 yaşında besteciliğe başlamış, 10 yılda popüler olmuştu. 1941’de gazeteci Hikmet Feridun Es kapısını çaldığında 45 yaşındaydı. “Saçlarıma Ak Düştü”, “Dizlerine Kapansam” gibi şarkıları dilden dile dolaşıyordu… “Şarkının tutması için yürümesi, koşması gerekir” diyordu. Fatih’te, Kıztaşı’nda filiz yeşili bir ev vardır. Yalnız İstanbul’da değil, bütün memlekette pek meşhur olan Türkçe şarkılar evvelâ bu yeşil boyalı evin duvarları arasında işitilir. Hemen hemen bütün Türkçe filmlerde dinlediğiniz en güzel şarkılar bu evin en üst katındaki küçük odada doğar. Bir zamanlar bütün bir memleket halkının 7’sinden 70’ine kadar dilinden düşürmediği “Saçlarıma Ak Düştü”, “Dizlerine Kapansam, Kana…

Read More

Atanasia Yeorgiadu, namı diğer Denizkızı Eftalya’nın müzik macerası Büyükdere’de, babasıyla mehtap akşamlarında söylediği şarkılarla başlamıştı. Sonra Galata kahvelerine, Kuşdili Çayırı’ndaki panayırlara uzandı. Bestekar Sadi Işılay’la evlenmesi kaderini değiştirdi. Adına şarkılar yazıldı, Atatürk’ün sofrasına davet edildi. Eftalya, 1935’te, 44 yaşına geldiğinde Taksim’de apartman yaptıracak kadar zengin olmuştu. Ölümünden 4 yıl önceki röportajda Kıbrıs’ta yaşadığı tuhaf olayı ve sahne tutkusunu anlatıyor. Okumayı zahmet saymayacağınıza güvenerek, hayali hikâyeleri gölgede bırakan bir olmuşu anlatıyorum: Kıbrıs’ın en büyük tiyatrosu, kapıları sayım arifesindeki kadar dolu. O kadar ki gişe memurları, ellerinde paralarıyla kapıya dayanan müşterilerini içeri girmekten vazgeçirebilmek için, gecenin bütün kârına lanet okutacak kadar…

Read More

17 yaşında yazdığı şarkı amcası Şerif İçli tarafından beğenilip, Ankara Radyosu’nda yayımlanınca Klasik Türk Müziği ve bestecilik Selahattin İçli için tutkuya dönüşmüştü. Tıp öğrenimi görmesine karşın, müziğe ilgisini sürdürdü. Özellikle şarkı formunun mükemmelleşmesi için çaba harcadı. 2006’daki bu kısa röportajda müzik serüvenini anlatıyor, sorunlar üzerine görüşlerini sıralıyor. Onur Karabiber’in besteciyle 2006’da, ölümünden 4 ay önce yaptığı, Turkish Music Portal’da yayımlanan biyografik söyleşisini bu linkten okuyabilirsiniz. Linkler Vikipedi biyografisi Tüm besteleri

Read More

Birinci Dünya Savaşı yıllarında Edremit’te klarnet çalmaya başlayan Şükrü Tunar, 13 yaşında bir gezici tiyatro kumpanyasına katılıp İzmir’e gitmişti. İstanbul’da Üsküdar Musiki Cemiyeti’ne girdikten sonra besteci ve icracı olarak şöhret basamaklarını tırmandı. Yılmaz Öztuna’nın değerlendirmesiyle “bilinen en iyi klarnetçi” Tunar, 1962’de, bir gazino sahnesinde 55 yaşında kalp krizine yenildiğinde geriye 75 beste kaldı.  “Bildiğin gibi, hemen hemen her gece saat ikide yatarım. Bu yatış saatim senelerden beri hiç değişmez. Eğer sabahleyin çok erken uyandımsa elimi, yüzümü yıkadıktan sonra misafir odasına çekilirim. Burada pipomu yaktıktan sonra ruhumdan gelen nağmeleri kalbimle zapdetmeye çalışırım.” Nasıl beste yaptığını anlatmaya başlayan klarnet üstadı Şükrü…

Read More

Erköse Kardeşler, 30 yıldır, oyun havaları denilince ilk akla gelen topluluk. Üçlünün klarnetçi üyesi Barbaros Erköse, 1980’lerin sonunda Alman müzikolog Peter Pannke’yle tanıştı; udi ağabeyi Selahattin ve kemancı kardeşi Ali’den farklı bir yola yöneldi. Eğlendirme kaygısından uzaklaşıp çalgısına ruhunu üflemeye başladı. Pannke ve Anouar Brahem’le kaydettiği albümler adını Avrupa’ya yaydı. Beş yıldır çellist oğlu Tuncay ve kanun çalan torunu Barbaros’la dünyayı dolaşıyor, “Barbaros Erköse Ensemble” adı altında konserler veriyor. 68 yaşında, “Türk Müziği’ne Yolculuk” albümünü yayımlandığında kapısını çaldık. “Klarnette cambazlık günlerim geride kaldı, yeni bir yol, yeni bir ses buldum” diyordu. Albümün açılışındaki etkileyici solosunu sorduğumuzda ise Paris’te yaşadığı bir…

Read More

Besteci Osman Nihad, Münir Nurettin Selçuk ile 1950’nin sıcak bir yaz gününde Moda Deniz Kulübü’nde buluştu, üstadın eserleri, müziğe bakışı, müzik piyasası üzerine konuştu. Selçuk bu röportajda “Musikimizin kurtulması için her şeyden evvel aklımıza piyasa musikisi değil, Türk musikisi gelmelidir” diyor. Konservatuvarların etkin rol üstlenmesi gerektiğini söylüyor. Müzisyenlerin Mısır’daki gibi sendika kurmasını öneriyor. Günlerden pazar… Hava da çok sıcak. Zeki Tükel, fotoğrafçımız Müeddep Erkmen, bir de ben, Galata Köprüsü’nde buluşup Münir Nurettin’in “Bir tatlı huzur almağa geldik Kalamış’tan” şarkısının, sanat dünyasına doğduğu yere gideceğiz. Gündüzün en sıcak saatlerini yaşıyoruz. Vapur bizi işte bu sıcak hava içinde ve hıncahınç kalabalık ortasında…

Read More