Otuz yıldır konser vermeyen, kayıt yapmayan neyzen Niyazi Sayın ve tanburi Necdet Yaşar ikilisi, 1953-1980 arasındaki çalışmalarıyla müzik çevrelerinde bir efsane olarak anılıyor. 2006’ya kadar amatör kayıtları elden ele dolaşırdı. Bugün plakçı raflarında Şenol Filiz ve Birol Yayla’nın girişimiyle hazırlanan bir albüm bulunuyor sadece. 2010 Şubatı’nda, Kültür Bakanlığı’nın “2009 Kültür ve Sanat Büyük Ödülü” vesilesiyle iki ustanın kapısını çaldık, 57 yıllık serüven üzerine konuşmak istedik. Niyazi Sayın, hastaydı. Telefon konuşmamızda “İkilimiz neyle tanburun buluşması değil, bir gönül birlikteliğiydi” demekle yetindi. Necdet Yaşar’ı ise karlı bir İstanbul sabahında ziyaret ettik. Tanburi Cemil’den kalan hatıraların arasında, gönül telimizi titreten müziğin sırrını anlattı.…
Yazar: Editör
Neyzen, tasavvuf müziği bestecisi, akademisyen ve ilk ney metodunun yazarı. Ağabeyi gibi o da , adını taşıdığı dedesi ünlü neyzen Süleyman Erguner’in yolundan yürüyor. Neylerin atası ve çalınması çok güç olan “şah ney” üzerine uzmanlaşmış. Hayali şah neyi ve “turistik olmayan” tasavvuf müziğini yeniden gündeme getirmek. 1997’de, İstanbul Müzik Festivali’nden önceki söyleşimizde “Tasavvuf müziğinin arabeskleştirilmesi, Araplaştırılması beni rahatsız ediyor” diyordu. Ergunerler tasavvuf müziğinde yüzyılı aşan bir soyağacı. Bu ailevi gelenek, 1800’lerin ikinci yarısında Yavuz Sultan Selim Camii Müezzini Hafız Efendi ile başlıyor. Mevleviler’in önemli isimlerinden, ünlü neyzen ve besteci Süleyman Erguner’le devam ediyor. Ulvi Erguner’le Cumhuriyet’e ulaşıyor. Süleyman Erguner’le…
Günümüzün en önemli ut ve lavtacılarından biri Mutlu Torun. Uzun yıllar İTÜ Türk Müziği Devlet Konservatuvarı’nda ders verdi. Aynı zamanda Batı Müziği’ni yakından izledi, flamenkoyu öğrenmek için İspanya’ya gitti. “Hep kendim gibi yeniliğe açık müzikçileri aradım” diyor Torun. 1990’ların ortalarında Grup Mediterrane’yi kurdu. 1998’de İstanbul’da verecekleri ilk konser öncesinde, müzik serüvenini ve grubun öyküsünü anlatmıştı. Yaklaşık 30 yıla sığdırılmış 100’ün üzerinde eser. Kabaca sayıldığında bile liste gözkamaştırıcı: 22 saz eseri, 14 ilahi, bir Mevlevi ayini, Türk Müziği sazları için 13 çoksesli beste, ut ve yaylı çalgılar için bir süit, 50 civarında şarkı, klasik gitar için yedi eser, dört film, iki…
Klasik Türk Müziği erbabı, sahnenin sihrine kapılıp gereksiz yere ağdalı okuyan, sözcükleri yayıp, sesini dalgalandırarak şov yapan şarkıcıları eleştirirken “goygoylu söylüyor” nitelemesi yapar. Gazino sahnelerinden yayılıp, Zeki Müren dahil birçok soliste bulaşan bu virüsten korunmak zordur. Duru, sade üslubu, ender rastlanan ses rengiyle Darülelhan ekolünün günümüzdeki nadir temsilcilerinden Münip Utandı “Goygoydan hep uzak durdum, ama az kalsın onun yüzünden müziği bırakıyordum” diyor. Alkışı alan, TV’lerin paylaşamadığı, el üstünde tutulanların neredeyse hepsi goygoylu söyleyenler. Takdir dalgasının çekiciliğine kapılmadınız mı hiç? – Aldığım eğitim gereği bu akıma kapılmam mümkün değildi. Yakınımda hep gençleri doğru yola sevk eden büyükler vardı. Ekol olmuş solistleri…
İçlerinden dördü konservatuvardan sınıf arkadaşı olan beş genç, 1990’lardan bu yana Klasik Türk Müziği’nin geçmişi üzerine çalışıyordu. Yalçın Tura’nın günümüz Türkçesine kazandırdığı Kantemir külliyatı, kurdukları icra grubuna adını ve sesini verdi. Yapı Kredi Yayınları’ndan yayımlanan kitapla birlikte verilmek üzere Kantemir’in eserlerini seslendirdiler. “Ruhumuzu, kalbimizin atışlarını geçmişe ayarlayıp bu müziğe öyle yaklaşıyoruz” diyen Kantemir grubu üyeleri 10 yıllık maceralarını anlattı. Grubun dört üyesi İTÜ Konservatuvarı’ndan ama en gençle en yaşlı arasında neredeyse 11 yaş var. Nasıl bir araya geldiniz? Hüseyin Tuncel – Konservatuvarda uğraşına diğerlerinden daha çok sahip çıkan öğrenciler çeşitli fırsatlarla biraraya geliyor, birbirini böyle tanıyor. Bizim tanışmamız da düzenlenen…
Anadolunun sesidir Bektaşi nefesleri. İnsanın yüceliğini, benlikten arınmanın önemini anlatır, mümini bağnazlıktan uzak durmaya çağırır. Müzik araştırmacısı Gürsel Koçak yüzyıllardır söylenen nefesleri Rauf Yekta Bey’in derlemesinden yararlanarak yeniden gündeme getirdi. Üç CD yayımladı. 2002 Nisanı’nda da İhsan Özgen, Arif Erdemir, Fahrettin Yarkın gibi usta isimlerden oluşan bir toplulukla İstanbul’da seslendirdi. Konser öncesi Koçak’la nefesler üzerine konuştuk. Bektaşiler hayata simgelerle yaklaşır. Nefes neyin sembolüdür? – Dini müzikte en genel anlamıyla bu forma ilahi diyoruz. Kelime anlamı, kulun Allah’a, peygambere sevgisidir. Bektaşiler edebi bir terimi tercih etmiş, nefes demişler. Bektaşiler, insanın yeryüzünde yaratılmış en yüce varlık olduğuna, ilahi yanı bulunduğuna inanır. İnsanın…
Klasik Türk Müziği’nde makam bilgisi yüzyıllar boyunca genç kuşaklara Kâr-ı Nâtık’lar yardımıyla aktarıldı. Geleneksel müziğin kara kutusu denebilecek bu eğitici eserler, dönemin önemli bestecilerinin elinden çıkmıştı. 20.yy’da nota bilgisi yaygınlaşınca, unutulmaya terk edildiler. 1994’de, doktora çalışması sırasında Kâr-ı Nâtık’lar üzerine ilk kapsamlı eseri yazan besteci Gönül Paçacı, 2006’da İstanbul’daki CRR Konser Salonu’nda bu eserlerin seslendirildiği beş bölümlük konser dizisi gerçekleştirdi. Paçacı “Genç kuşağın bilmediği, unutulan birçok makam Kâr-ı Nâtık’lar sayesinde günışığına çıkabilir” diyor. Doktora tezinizde, Kâr’ı Nâtık formunda yazılan bazı eserlerin 60’a yakın makam içerdiğini söylüyorsunuz. En fazla makam içeren eseri kim, ne zaman yazmış? – Bestelenmiş en uzun Kâr’ı…
Sazlar Çalınır Çamlıca’nın Bahçelerinde, Biz Her Gece Heybeli’de Mehtaba Çıkardık gibi şarkılarıyla eski İstanbul hayatına renk katan Yesari Asım Arsoy, 1992’de aramızdan ayrılmıştı. Türk Musikisi Vakfı, 2002’de ölümünün 10’uncu yılı vesilesiyle besteciyi anmak amacıyla özel bir konser düzenledi. Konserde koruyu yöneten TRT şeflerinden, kemancı Atilla Gündüz’le, Yesari Asım’ın müziğini konuştuk. “Eserlerini heba etmemek için soylu bir çaba göstermiş. Tüm tekliflere rağmen gazinoya çıkmamış” diyor Gündüz. 1980’lerde gazino üslubunun TRT’ye sızma girişimine de bir talihsizlik olarak değerlendiriyor: “Bu, Yıldırım Gürses sendromuydu, çoksesli değil, çok sazlıydı.” Besteci ve ses sanatçısı Yesari Asım’ın sizce radyo geleneği içindeki yeri nedir; müziği, radyo kökenli…
Makine teknisyenliği eğitimi aldı, DGSA Heykel Bölümü’nü bitirdi, uzun yıllar ut yapımcısı babasına çıraklık yaptı. Mehmet Refik Kaya’nın hayatını 1986’da, 29 yaşındaki gördüğü rüya değiştirdi. O güne kadar rastlamadığı, dinlemediği rebab çalıyordu rüyasında. Sesine aşık oldu. Türk Müziği’nin 1000 yaşındaki bu unutulmuş çalgısının peşine düştü. Sekiz yılda gönlündeki rebabı yaptı, adını Refik-i Rebab koydu. Bir de yüksek lisans tezi yazdı üzerine. Ardından rebabını alıp, dört arkadaşı eşliğinde çağlar, ülkeler, kültürler arasında uzun bir yolculuğa çıktı. Orta Asya’dan İngiltere’ye, Erken Rönesans’dan bugüne uzandı. Yaşadıklarını, şimdi Kalan Müzik’in yayımladığı Ruhnüvaz (Ruha Dokunmak) adlı albümüyle müzik dostlarına aktarıyor. Albüm notlarından anladığımız kadarıyla hayatınızı…
Dört bin yıl önce Anadolu’da dünyanın ilk ekonomik birliğini kuran, tarihte ilk kez insanların, ağaçların ve hayvanların haklarını yasayla koruma altına alan, dilleri Almanca, Fransızca’ya kaynak olan Hatti ve Hititler’in aynı zamanda gitarın mucidi olduğu iddia ediliyor. Bahar aylarında Çorum’daki Karakaya – Alacahöyük parkurunda çıkacağınız yürüyüşü sizi hiç beklemediğiniz noktalara sürükler. Alacahöyük’ün kapısına 100 metre kala, bir söğüt dalına tüneyip müthiş şarkılar söyleyen tombul bülbülün gür sesiyle donup kalmadan sadece birkaç dakika önce, Uygar Özesmi’yle kuş listesi hazırlıyorduk. “Karakaya’dan bu yana, yol boyunca sesini duyup tanımlayabildiğimiz ötücü kuşların sayısı herhalde 10’u bulmuştur” demiştim. Saymaya başlamıştık: Kamış bülbülü, bülbül, büyük…
