Kemancı Ayla Erduran “Hayatım hep kapalı odalarda, salonlarda durmaksızın keman çalışmakla geçti, gökyüzüne, güneşe, doğaya hasret yaşadım” diyor. Bundan sonra yılda birkaç konser verip, gençlerle oda müziği çalışmak doğa yürüyüşlerine daha fazla zaman ayırmak istiyor. Konsere hazırlanmasa bile hâlâ günde 4 saat keman çalışıyor. Erduran, 70’inci yaşına 2004 yazının ilk günlerinde, Salzburg’da Oistrakh Ailesi’yle girdi. Ardından hayranlarına sürpriz yaptı: 4 CD. Lila Müzik’in yayımladığı CD’ler 1966-78 arasında Cenevre, Ankara, Lutry, Bükreş’te verdiği konser kayıtlarından oluşuyor. Bu vesileyle Erduran’ın kapısını çaldık. Geçmişten bugüne hayatını, sanatını konuştuk. Evin İlyasoğlu’nun yazdığı biyografide hayat serüveninizin ne kadar şanslı başlayıp, ne kadar zorlu sürdüğünü okuduk.…
Yazar: Editör
Üç kuşak müzikçi aileden gelen Elvin Hoca, keman çalmaya başladıktan 1,5 yıl sonra, Çaykovki Konservatuvarı’nca düzenlenen Ipolit Ivanov Yarışması’nda 6-10 yaş grubu birincisi olmuştu. Geçen yıl, Polonya’da iki efsanevi kemancının anısına düzenlenen Lipinski – Wieniawski Yarışması’nda gümüş madalyayla ödüllendirildi. Bilkent Üniversitesi Adnan Saygun Müzik Okulu’nda öğrenimini sürdüren, ayrıca Maksim Vengerov, Vadim Repin gibi yıldızlar yetiştiren Zakhar Bron’dan ders alan Hoca, daha şimdiden 10 konçertoluk bir repertuvara sahip. Hoca, klasik müziğin yanı sıra, bilgisayarda gitarla rock, heavy metal çalıyor, yüzüyor, tutku derecesinde futbol meraklısı. “Hedefim, beş yıl sonra Çaykovski Yarışması’nda birincilik” diyor. Nermina Ganiyeva, fotoğraf çekimi öncesinde, eliyle oğlunun saçlarını…
İngiliz Opera Now dergisince günümüzün ‘en iyi 10 yükselen yıldızı’ arasında gösterilen 33 yaşındaki tenor İlker Arcayürek, 2017-20018 sezonunda Nürnberg Operası’nda iki başrol seslendirecek. Diğer yandan İngiltere’deki BBC konserlerini sürdürecek. Arcayürek, Tekfen Filarmoni eşliğinde Güney Afrikalı soprano Pumeza Matshikiza ile İstanbul Müzik Festivali’nde vereceği konser öncesinde müzik serüvenini anlattı. Geçen pazar sabahı İlker Arcayürek’in telefonunu çevirdiğimde Newcastle’daki otelinden ayrılmak üzereydi. 48 saatlik İngiltere turunu tamamlamış, bavulunu topluyordu. Birkaç saatlik uykuya rağmen dinçti sesi. “Sorularınızın bir kısmını İngilizce cevapladım, elektronik postayla şimdi gönderdim” dedi. Önceki akşam görkemli Sage Gateshead kültür merkezinde Royal Northern Sinfonia’yla 5 saatlik özel sezon kapanış konserinde…
2005’te babası, ünlü piyanist Alfred Brendel’le New York’tan, Tokyo’ya uzanan 65 konserlik dev bir turneye çıkmıştı Adrian Brendel. Beethoven’in tüm çello-piyano eserlerini seslendirdikleri bu turne öylesine ilgi çekti ki CD’ye dönüştü. Ardından Alfred Brendel ‘in “Bu proje ailemizin isteğiydi, yerine getirdim” açıklası müzik çevrelerinde epeyce konuşuldu. 32 yaşındaki çellist, 2008’in ilk günlerinde “Montaj Sanayi” başlıklı iki konser için İstanbul’a geldi. Konserler öncesinde, Avusturya Alpleri’ndeki kayak tatilinde yakaladığımız Brendel’e müzik yaklaşımını ve babasıyla ilişkilerini sorduk. Müzisyen bir ailede doğmasaydınız da müzikçi olur muydunuz? -Tabii, olurdum. Çocukluğunuz nasıl bir kültürel, müzikal çevrede geçti? Aile atmosferi nasıldı, müziğe kendi isteğinizle mi başladınız yoksa…
Cazın mucize ailesi Marsalis’lerin ilk çocuğu Branford Marsalis daha Berklee’de öğrenciyken Art Blakey’le turnelere çıkmış, Miles Davis, Dizzy Gillespie’yle konserler vermişti. Kardeşi Wynton Marsalis, caz geleneğine bağlı kalırken o 1980’lerin ortasında ailesinin ve caz fanatiklerinin uyarılarına aldırmadan bir dizi maceraya atıldı. İki yıl Sting’in, ardından Jay Leno’nun TV şovu Tonight’ın müzik yönetmenliğini üstlendi. Pop ve funk çaldı. Ardından elektronik müziğe yöneldi. Nihayet 1990’ların sonunda yuvasına döndü. Bu arada Wynton gibi klasik müzik konserlerine çıkmaya başladı. Borusan Filarmoni’yle üç çağdaş eser seslendirecek Branford Marsalis’i geçen hafta New York’tan aradık. Klasik müzik macerasını sorduk. Bugüne dek konuştuğum klasikçilerin çoğu cazcıların emprovizasyon…
Bülent Bezdüz gibi hayatı içiçe geçmiş şans ve şanssızlıklarla örülen sanatçıya az rastlanır. Müzik serüveni, Verdi’nin ünlü eseri La Forza del Destino (Kaderin Gücü) benzeri opera konusu olabilecek kadar zengin. Bezdüz, 1989’da, bağlama çalıp türkü söyleyen, 22 yaşında meslek lisesi torna, tesfiye bölümü mezunu bir gençti. Bugün ise İngiltere ve Fransa’da şöhreti hızla artan bir lirik tenor. Kaydına katıldığı iki albüm, toplam dört Grammy ödülü kazandı. Londra Senfoni’den, Concert Gebouw’a birçok orkestrayla konser verdi. Üstelik tüm bunları Mersin’de yaşayıp, Devlet Operası’ndaki görevini sürdürürken yaptı. Son olarak 2007’nin mayıs ve haziran ayında İskoç Ulusal Operası’nın İngiltere’de sekiz kez sahnelediği Lucia di…
İtalyan şef Alberto Zedda, Rossini araştırmacısı, yorumcusu, bestecinin eserlerinin seslendirildiği Pesaro Festivali’nin kurucusuydu. 2017’de 89 yaşında hayata veda etti. 1992’de müziksever Mustafa Alaca’yla görüşen Zedda, Rossini’nin popüler Osmanlı imgesini hayal gücüyle birleştirip fanteziler üretmekte kullandığını söylüyor. Alberto Zedda’yı tanıtırken, “Rossini için bir yaşam…” cümlesini rahatlıkla kullanabiliriz. Zedda yalnızca bir şef değil, gönümüzün en önemli müzikologlarından. Bu alanda ismini ilk olarak Rossini’nin “Sevil Berberi” ve “Külkedisi” isimli eserlerinde yaptığı revizyonlarla duyurdu. Böylece bestecinin eserlerindeki farklılıkları ortadan kaldırarak, orijinal seslendirilerin yapılabilmesini sağladı. Yine bestecinin doğduğu Pesaro kasabasında başlatılan Opera Festivali kısa sürede büyük başarılar kazandı. Zedda, Rossini’nin birçok eserinin kesintisiz seslendirilerini…
Efsanevi çellistlerden Paul Tortelier’in son öğrencilerinden, asistanı Şölen Dikener yıllardır ABD’de yaşıyor. Marshall Üniversitesi’nde öğretim üyesi ve okulun orkestrasının şefi. 10 yıl önceki ilk albümünde piyano eşlikli çello repertuvarının gözde eserlerini seslendirmişti. Bu kez tam üç yıllık çalışmayla Türk bestecilerinin solo çello için partitalarını araştırdı, notalarını buldu ve kaydetti. 2008 Nisanı’nda AK Müzik’in Türkiye’de yayımladığı “Türk Partitaları”yıl sonunda ABD’de Albany Records tarafından yayımlanacak. Şarkı söyler gibi çalmayı hocası Tortelier’den öğrendiğini söyleyen Dikener “Bu CD ile çellistlere Türk bestecilerini tanıtmayı amaçlıyorum, hedefime ulaşabilirsem ne mutlu bana” diyor. Ögretmenlik, şeflik yapmak, yaşamak için neden Amerika’yı seçtiniz, Türkiye’den umudunuzu kestiniz mi? -…
Viyana’daki öğrencilik yıllarında kimleri konserde dinledi, Türkiye’ye döndükten sonra hangi büyük sanatçılarla dost oldu, konser verdi bir bilseniz, inanamazdınız. İşte birkaç isim: Rahmaninof, Strauss, Furtwangler, Şostakoviç, Kempff, Cortot. İstanbul Senfoni Orkestrası’nın Cemal Reşit Rey’le birlikte kurucularından, başkemancılarından ve şeflerinden biri olan Semih Argeşo, 1985’te konser defterini kapatmış, 2010’da 94 yaşında hayata veda etmişti. Beş yıl öncesinde kapısını çalıp anılarını dinlemiştik. İzciydik, İZCAZ’ı kurduk 1923’te, yedi yaşında Mektebi Sultani’nin (Galatasaray Lisesi) anaokuluna yatılı girdim. Dört yıl sonra ailemin teşvikiyle kemana başladım. Annem, teyzelerim ve ablam amatör piyanistti. Ailemizden çıkan tekprofesyonel piyanist Tekel Genel Müdürü Ömer Refik Yatkaya’ydı. Orkestralarla konserler verirdi. Karl Berger’den…
Röportaj için karşısına futbol muhabirlerinin çıkarılmasından fena halde rahatsız olan ünlü kemancı Ruggiero Ricci, 1987 Temmuzu’nda İstanbul’a geldiğinde gazetecilerle görüşmeye pek istekli değildi. Müzikolog, yazar Filiz Ali’nin önerisine de alaycı bir cevap vermişti. Fakat daha sonra ikna oldu, bir akşam yemeğinde buluştular. Ricci bir yandan iştahla tabağındakileri, yanındakilerin tabaklarındakini silip süpürürken müzikte önemli bir gelişmeye dikkat çekiyordu: “Eskiden yorumda Alman, Fransız, İtalyan, Rus ekollerinden söz edilirdi, şimdi ekol mekol kalmadı. Yarışmalar yorumcuları aynı tornadan çıkmışcasına birbirine benzetiyor.” Ünlü kemancı Ruggiero Ricci, kendisiyle konuşma isteğimi “Hilton’a gelin, size hayatımı 10 dakikada anlatırım” diyerek önce pek ciddiye almadı. Gazetecilerin müzikten anlamadan…
