Yazar: Editör

Beethoven, 1802 Eki­mi’nde, 32 yaşında, sağırlığının gide­rek artmasının yarattığı karamsarlıkla kardeşleri için bir vasiyetna­me kaleme almıştı. Lite­ratüre “Heiligenstadt Vasiyetnamesi” ismiyle geçen bu belge, beste­cinin hayata bakışını ve çektiği acıları da yansıtıyor. Ey beni geçimsiz ya da hastalık hastası diye nite­lendiren insanlar, ne büyük bir haksızlık bu yaptığınız, bir bilseniz! Siz, dış görü­nüşün gerçek nedenini bil­miyorsunuz. Çocukluğumdan bu yana yüreğim ve düşüncelerim hep başkala­rının iyiliğiyle doluydu; başkaları için büyük çaba­lara girişmeye bile hazırdım her zaman. Ama düşünün ki, 6 yıldan bu yana iyileş­mez bir hastalığa yakalan­dım. Durumum akılsız dok­torlar yüzünden daha da kötüye gitti… Sağırım diye haykıramadım Toplum ya­şamından hoşlanan…

Read More

60’ıncı sanat yılını 1974’te İstanbul’da özel bir konserle kutlayan Münir Nurettin Selçuk hem konser solistlerinin seçimi hem de yayımlanan röportajıyla müzik çevrelerinde tartışma yaratmıştı. 60 yıllık sanat hayatınızın bir bilançosunu yapar mısınız? – Musikiye 13 yaşlarında başladım. 1915 yılında Darüttalim-i Musiki Cemiyeti’ne katıldım. Bir süre sonra da Şark Musiki Cemiyeti’ni kurarak topluluk konserlerine başladım. Yine aynı yıllar için­de resmi bir kuruluş olan Darülelhan’a intisab ettim. Askerliğim sırasında da Müzika-i Humayun’da görev aldım. Bu görevim Padişah Vahdettin Efendi’nin son zamanlarıydı… Cumhuriyet’in ilânından sonra askerlik görevimi tamamla­mak üzere Ankara’daki Riyaseticumhur Musiki Heyeti’ne katıldım. Bu süre içinde haf­tanın belirli günlerinde çalış­malarımızı Atatürk’e dinletir­dik.…

Read More

Piyanist, besteci, eğitimci Eduard Zuckmayer, Ankara Devlet Konservatuarı’nın kuruluşunda besteci Paul Hindemith’in tavsiyesiyle, onun hazırladığı raporun uygulanmasını izlemek, piyano öğretmenliği yapmak üzere 1936 Nisanı’nda Ankara’ya gelmişti. İlk iki yılını konservatuarın kuruluşuna harcadı. 1938’den itibaren Gazi Eğitim Enstitüsü’nde müzik öğretmeni yetiştirdi. Ölümünden 2 yıl önce, Türkiye’deki 30 yıllık çalışmasını anlatırken “Hindemith’in önerisi doğrultusunda korolar kurmak istedim, bakanlık gereksiz olduğunu bildirdi” diyordu. Türkiye’de göreve başladığınızdan bu yana müzik anlayışı bakımından bir gelişme, zihniyet değişikliği oldu mu? — İnsan bu soru karşısında kendi mizacına göre çok çeşitli düşünceler ileri sürebilir. Karamsar ve tabiatı sabırsız olanlar “konuşulmaya, üzerinde durmaya değer hiçbir anlayış gelişmesi olmadı,…

Read More

Uzun yıllar Londra Filarmoni, BBC Senfoni gibi orkestralarda grup şefliği ve solistlik yapan viyolacı Ruşen Güneş’in ilk kapsamlı biyografisi Sevda-Cenap And Vakfı’nca 2016 Nisanı’nda yayımlandı. “Viyola Düştü Yola”yı Güneş’in yakın dostlarından kemancı, akademisyen Orhan Ahıskal yazdı. Kitapta fıkra gibi birçok anekdot yer alıyor… Primrose’un “uyandırma” sistemi Ben daha Indiana Üniversitesi Müzik Okulu’na gitmeden önce William Primrose’dan, viyolacı olarak yaptıklarından, etkilenmiştim. (…) Bir gün derse gittim. WP hiç memnun kalmadı çalışımdan; his yok, duygu yok. İçinde değilsin çaldığının, deyip durdu ve ardından bir hikaye anlattı: Kemancı Oscar Shumsky resital veriyor. İlk yarı rezalet. WP sahne arkasındaki odaya gidiyor. Shumsky’ye, kemanını kaldır,…

Read More

Kültür tarihçisi Taha Toros, Neyzen Tevfik’i ilk kez 1931 yılbaşında Mulen Ruj Gazinosu’nda dinlemişti. Sonraki yıllarda dostlukları ilerledi. Tevfik’in 35’inci ölüm yıldönümünde onu anarken “Neyzen derbeder, fakat feleğin ezip bitiremediği bir feylesoftu” diyordu. Neyzen Tevfik, “ney” denilen kamışa üflediği ilahi bir nefesin sahibiydi. Bu yüzdendir ki, saltanat döneminde vükela konaklarına, hatta, saraylara davet edildi. Alman İmparatoru Kayzer Wilhelm’in İstanbul’a son gelişinde Neyzen Tevfik, kuytu bir meyhaneden polis marifetiyle çıkartılıp Dolmabahçe Sarayı’na götürüldü. Sultan Reşat ile misafiri Alman İmparatoru’nun huzuruna çıkartıldı. Meyhaneden alınıp saraya götürülüşünün iç dünyasında yarattığı coşkusunu neyinin nağmelerinde dile getiren Neyzen Tevfik, tılsımlı bir hava içerisinde, sanatının…

Read More

Bir çağdaş besteci, müzik eleştirmenini sorgu koltuğuna oturttuğunda neler olabilir? İşte sıradışı bir örnek: İlhan Usmanbaş soruyor, Faruk Yener yanıtlıyor. Müzik yazarı, radyo programcısı Yener “Her Plağın Bir Öyküsü Var” gibi programlarla klasik müziğe çok sayıda dinleyici kazandırmıştı. Hazırladığı Müzik Kılavuzu uzun yıllar önemli başvuru kaynaklarından biri oldu. Milliyet’teki yazılarıyla da müzik dünyasını yönlendirdi… Bizler boş sayfaları doldurarak bestelerken bunların seslendirme ve yargılanma olanağını hemen hiç düşünmeyiz. Sizlerin düşünü ise başkalık taşıyor olmalı. Açıklar mısınız? – Sizler düşünmeseniz bile ben yeni bir müzik yapıtı dinlerken bu müziğin yazılı kaynağından işçiliği de izler anlatılmak istenenin özünün yanı sıra sarf edilen…

Read More

30 yıldır Neşet Ertaş’tan Erdal Erzincan’a Musa Eroğlu’ndan Aşık Mahzuni’ye pek çok virtüöze bağlama yaptı Kemal Eroğlu. Erkan Oğur, deneysel enstrümanlarını 1980’lerde onunla birlikte geliştirdi. Eroğlu, sevmediği kişiye saz vermeyeceğini söylüyor “Sanatçının sesine göre saz yaparım” diyor. Babanızın, annenizin mesleği neydi? – Her ikisi de çocukluğumda ölmüş. Teyzemle dayım arasında gidip gelerek büyüdüm. Dayım subaydı. Onunla beraber Ankara, İstanbul, İzmir, Babaeski, Çanakkale’ye gittim, oradaki okullarda okudum. En son Ankara’da meslek lisesinde torna tesviye bölümünde öğrenciyken 12 Eylül oldu. Hayatımın en önemli şehri Ankara’ydı. Müziğe ilginiz ne zaman başladı? – Daha okula gitmeden, sesimin güzelliği dikkat çekmiş. Sana ses dersi aldıralım,…

Read More

Opera tarihinin en popüler bestecilerinden Gioachino Rossini gerçek bir gurmeydi. 39 eser besteledikten sonra, 38 yaşında aniden opera yazmayı bırakmış, hayatının geri kalan kısmını yemek kültürüne adamıştı. İsmini taşıyan, bir bölümü ünlü şeflerin ona ithaf ettiği pek çok tarif kaldı geriye. Ölümünden önce yazdığı kısa piyano eserlerine de bezelye, turp, sardalye, turşu gibi sevdiği malzemelerin isimlerini vermişti. Şef Cem Mansur’la yemek merakını, Rossini’nin müziğini ve yemeklerini konuştuk. 2013 Martı’nda, Mutfak Dostları Derneği’nde “Rossini Akşamı” düzenlemiştik. Şef Rudolf van Nunen mönüyü bestecinin tariflerinden uyarlamıştı. Ben de Şef Cem Mansur’la yemek merakı ve Rossini’nin mutfağı konusunda sohbet etmiştim. Fakat o gün…

Read More

Piyanist, öğretmen Gülfam Göknar 2013’te kolu alçıya alınınca enstrümanından uzaklaşmak zorunda kaldı. Kitaplığındaki kitapları, yıllardır tuttuğu notları çıkarıp çalışmaya başladı. Nihayet ortaya 16 müzikçinin yemek tutkusunu anlattığı, kişisel reçetelerini ya da sevdikleri yemeklerin tariflerini veren “Müzik ve Yemek” çıktı. Kitaba kendisi de 68 tarif ekledi. Göknar “Küçük yaşlarımdan itibaren piyano tutkumun yanında mutfak işleriyle de uğraşmayı çok sevdim” diyor. İlk göz ağrınız yemek miydi, müzik mi? – Klasik Batı Müziği dinlenen, aile üyelerinin piyano, keman, kanun ve çello gibi çalgıları çalabildiği bir evde dünyaya geldim. Küçük yaşlardan itibaren konser, opera, operetler ve tiyatro izlemeye götürüldük. Ailenin ikinci çocuğuydum. O…

Read More

1927 kışında, Varşova’da elçilik yapan Yahya Kemal yurt özlemiyle yazdığı şiirde “Zihnim bu şehirden, bu devirden çok uzakta / Tanburu, Cemil Bey çalıyor eski plaklarda” diyordu. Şairin şehriyle özdeşleştirdiği ses 11 yıl önce, genç sayılacak yaşta susmuştu. Geriye hayatının son 10 yılında kaydettiği taş plaklar kalmıştı. O plaklar 2016’da, Cemil Bey’in ölümünün 100’üncü yılı vesilesiyle yeniden toplu olarak gün ışığına çıktı. Yayımlanan külliyatlar arttı. Üç külliyatı karşılaştırdık. Alman ses teknisyeni Otto Multhaupt, 1905 baharında ses kayıt makinesi ve birkaç sandık dolusu balmumu kovanla İstanbul’a geldi. Hannover’de yeni bir plak fabrikası kurmuştu. Yerel müzikler kaydedip Favorite Record’a yeni pazar kazandırmaktı…

Read More