Yaşlandıkça bilgeleşen müzikçilerden biri Joan Baez. Dünya olaylarıyla hâlâ yakından ilgili, ama eskisi kadar militan değil. 2004 Yazı’nda İstanbul’da vereceği konser öncesinde evinden aramıştık. Sık sık kahkahalarla kesilen sohbetimiz Bağdat’ta geçen çocukluğundan, Başkan Bush’a olan alerjisine, kullandığı meditasyon tekniklerinden bahçesinde hamak kurduğu 200 yıllık meşe ağacına uzandı. 1990’larda, güney illerimizden birinde tatil yaparken kalbini bir Türk’e kaptırdığını sonra mutsuz olduğunu duymuştuk. Kabalık edip ayrıntıları sormadık. Ama “İyi ki hayattayım, bu anı yaşıyorum, bunca acıyı çektiğime değdi” dediği anı sorduğumuzda verdiği cevap gerçekten şaşırtıcıydı. Yıllarca kendi şarkılarınızı söyledikten sonra, şimdilerde neden yeni şarkı yazmıyorsunuz, albümlerinizde sadece diğer bestecilerin eserlerine yerveriyorsunuz. Dünyanın…
Yazar: Editör
Bülent Ortaçgil iki yıldır yeni şarkı yazamıyordu. 2001 yazında Bozburun’da esin perisiyle karşılaştı. Kadınlara söylenen gece yalanları, yitirdiği dostları üzerine şarkılar yazdı. Bu arada ağaçlar, deniz, yelkencilik ve rüzgarla ilgili herşeyi öğrenmeye çalıştı. Ortaçgil’i o yıl sonbaharın son günlerinde Bozburun’dan aradık. Yeni keşifleri üzerine konuştuk. 51 yaşında hayatı seyretmenin, öğrenmenin şarkı söylemekten daha ilginç olabileceğini keşfettiğini söyledi. “Belki günün birinde müziği bırakır, kendimi sadece hayatı seyretmeye adarım” dedi. Şarkılarınızdan, röportajlarınızdan anladığım kadarıyla Bozburun’un hayatınızda önemli bir yeri var. Yaz boyunca ruhunuzu dinlendirip konser sezonuna yenilenmiş başlıyorsunuz. Bu yıl temmuza kadar sürdü konserleriniz, eylülde yine başladı. Aradaki zaman akünüzü doldurabilmek…
Kendisini “güzel anların derleyicisi” kabul eden Giritli şair, müzikçi Ludovikos Ton Anogeion “Öğretmenim köyümün çobanlarıdır” diyor. 65 yaşındaki ozanın 30 yılda 14 albümü, üç şiir kitabı yayımlandı. 2010’da Yunanistan’da piyasaya çıkan “Noktanın İtirafları” başlıklı kitabı vesilesiyle Endoxora haber sitesine hayata bakışını, sanatını anlatmıştı. Bu uzun röportajı Tanju İzbek’in Türkçesiyle yayımlıyoruz. Çok insan tanıyorsun, ama canının teline dokunan, ruhunu okşayan, tertemiz, bozulmamış çağdaş ve yalın insan çok azdır. Her anı yaşayan, değerini bilen ve o anı zenginleştirip sizi yukarı çeken, zenginleştiren insan… Anogeion’lu Ludovikos ya da gerçek adı ile Yiorgi Tramudani‘nin (George Dramountanis) kalitesi, duruşu için ne yazarsak yazalım o…
25 yıl önce yazdığı şarkılar hâlâ dillerden düşmeyen Özdemir Erdoğan uzun süredir yeni çalışmalarını gün ışığına çıkarmıyordu. 2001 Şubatı’nda “Otoportre” başlıklı bir konser vereceğini duyunca, kapısını çaldık, nedenini sorduk. Yıllardır Klasik Türk Müziği ve halk müziğini özümsemeye çalıştığını, geleneksel müziği çokseslendirme konusunda son sözünü söyleyebilecek yetkinliğe ancak şimdi geldiğini anlattı. “Davul, kontrbas ve gitarla 22 geleneksel ezgiyi yorumladığım albüm yayımlandıktan sonra sıra şarkılara gelecek” dedi. Albüm üç yıl sonra yayımlandı. Ardından Erdoğan, onu hayatın kıyısına sürükleyen zorlu bir hastalığa yakalandı. Mutluluğun anahtarı üzerine konuşmuştuk o söyleşide. “Ya tevekkülle herşeyi kabulleneceksin ya da özgürce soru sorup sonuçlarına katlanacaksın” demişti. Yıllar önce…
Çok değil, üç yıl önce sevinçli ve muzip bir sesle tutkunun şarkılarını söylüyordu. 1980’lerin hüzünlü, yaralı, yalnız kızı gitmiş yerine düşleri gerçekleşmeye başlayan mutlu bir kadın gelmişti. Anne olmuştu, yıllar sonra hayatını paylaşacak insanı bulmuştu, birlikte “Nine Objects Of Desire” gibi müthiş bir albüm hazırlamışlardı. Bugünlerde Avrupa’da ışık hızıyla konserden konsere koşan Suzanne Vega’yı Atina’da bir otel odasında yakaladığımızda hayatının tekrar altüst olduğunu öğrendik. En hüzünlü şarkıları yazacak kadar acıyla bilenmişti. 1999 Temmuzu’ndaki röportajın üstünden yıllar geçti. Kişisel web sayfasına baktığımızda Vega’nın yeniden mutluluğu bulduğunu gördük. 2006 Şubatı’nda avukat ve şair Paul Mills’la hayatını birleştirmiş. Bu da bir başka söyleşinin…
Madredeus’u dinlemek okyanus kıyısında dalgaları seyretmeye benzer, belki her dalga bir öncekinin aynıdır ama size huzur verir, diyor bir müzik eleştirmeni. 20 yıldır kendi besteledikleri Portekizce hasret şarkılarını (saudade) seslendiren beşli, Amerika’dan Japonya’ya tüm dünyada sadık bir dinleyici kitlesi edindi. Yedi albümleri toplam 3 milyon adet satıldı. Birbiri ardına “Um Amor Infinito” ve “Faluas de Tejo” albümlerini yayımlayan topluluk, 2005 Şubatı’nda ilk konserini vermek üzere İstanbul’a geldi. Bu konser öncesinde solistleri Teresa Salgueiro’yla Lizbon’dan konuştuk. Anlattıklarından öyle etkilendik ki, birkaç ay sonra şehrin büyüsünü merak edip, kendimizi Lizbon’da bulduk. Portekizli fadocu Misia, sahnede katarsis yaşadığını, hüzünlü şarkılar söylerken acılardan arındığını…
Tasarladığı değişebilir perdeli mikrotonal akustik gitarla 2014’de Georgia Teknik Üniversitesi’nin yeni enstrüman yarışmasında birinci olan Tolgahan Çoğulu, şimdi çalgısını daha da geliştirmek için çalışıyor. Bu arada Sinan Cem Özdemir’le bir araya geldi “Mikrotonal Gitar Duo” albümünü kaydetti. İkili, mikrotonal ve perdesiz gitarlarla klasik, caz, popun yanı sıra halk müziğinin aynı kolaylıkla, keyifle çalınabileceğini kanıtlıyor. Mikrotonal gitarı kullandığınız ilk albüm “Atlas” yayımlanalı beş yıl oldu. You Tube’deki videolarınız bu süreçte milyonlarca kez tıklandı. Yurtdışından ne gibi tepkiler geliyor? – Klasik gitar tınısını bozmadan, mikrotonları elde edecek bir enstrümanda, çoksesli Rönesans repertuvarının yanı sıra makamsal müzik de çalabilmek istiyordum. Klasik perdesiz…
Sekiz dil konuşan bir Akdeniz yurttaşı. Gitarcı, şarkıcı, romancı, sinemacı, gezgin, filozof, aşkın ve aylaklığın militanı. Georges Moustaki profesyonel müziğe adımını Edith Piaf’ın hediyesi gitarla atmıştı. 1960’lardan 2000’lere modalara meydan okuyarak kendi şarkılarını söyledi. Uzun zaman tasavvuf felsefesiyle ilgilendi. 1996’da yayımlanan albümü “Tout Reste a Dire”de Kudsi Erguner’in neyi eşliğinde Yunus’un bir deyişini seslendirince telefonun başına oturmuş, iki gün boyunca ulaşmaya çalışmıştık. Sorularımızı cevaplarken “Yunus Emre’deki aşkın gücünden etkilendim” diyordu. 2013 Mayısı’nda aramızdan ayrılan sanatçının anısına… Sıcak, yosun kokulu Akdeniz rüzgarı, dinleyicisinin ruhunu maviye boyayan bahar sağnağı. En tutkulu aşklardan söz ederken de, Sacco ile Vanzetti’nin idamını anlatırken de…
Diyarbakır kökenli Amerikalı udi Ara Dinkçiyan (Dinkjian), 2015 baharında Türkiye’de birbiri ardına yayımlanan üç albümünde geçmişine, köklerine dönüyor. “Tree of Us”a Sezen Aksu ve Erkan Oğur konuk olarak katıldı. Babası Onnik’le kaydettiği “Diyarbekıri Hokin”de kentin özel lehçesiyle kaydedilen, asırlık türküler seslendiriliyor. “1915-2015 Hope&Truth”ta ise ut ve yaylı çalgılar eşliğinde Tehcir’in ölüm şarkılarını söylüyor. Türkiye’de 2011’de yayımlanan son albümünüz Manol’a müzik çevrelerinden ne gibi tepkiler geldi; Manol Usta’yla ilgili daha önce duymadığınız bilgiler ulaştı mı? – Manol’la Sohbetler ve dörtlümle kaydettiğim Finding Songs kaydı aynı albümde, birlikte yayımlandı. Açıkçası ikincisinin daha çok ilgi çekmesini bekliyordum. Tam tersi oldu. Manol’a daha…
Theo Angelopoulos’un “Leyleğin Geciken Adımı”, “Ağlayan Çayır”, “Ulis’in Bakışı” gibi filmlerine yazdığı müzikler yıllarca gece gündüz İstanbul, Ankara, İzmir’in plakçılarında çalınan, reklam müziklerinde kullanılan Eleni Karaindrou yıllar sonra Türkiye’de ilk konserini Aralık 2006’da vermişti. Yılda en fazla iki konser veren, daha önce İstanbul’daki müzik festivallerinin tekliflerini reddeden müzikçi bu kez sinema çevresinden bir dostunun ricasıyla teklife “evet” demişti. Karaindrou, konserden bir ay önce ön görüşmeler için İstanbul’a geldi. Bu fırsatı değerlendiren Hürriyet ve Sabah’tan birer gazeteci Karaindrou’yla özel röportaj yaptı. Türk hayranının bir internet sözlüğüne yazdığı mesajı öğrendiğinde gözleri dolan, doğa sevgisinden bahsederken “kiraz ağacı olmak isterdim” diyen müzikçiyle yapılan…
