Yazar: Editör

“Şarkılarım bireyin varoluş trajedisini anlatır” diyor Misia. Geleneksel Portekiz fadolarını çağdaş edebiyatçıların dizeleri ve yeni düzenlemelerle söylüyor. Japonya, Lübnan, hatta Almanya’daki konserlerinde erkekler hep aynı tepkiyi gösteriyor: Ağlıyorlar. 1998’de Garras Dos Sentidos (Duyguların Pençesinde) albümünü dinledikten sonra bu hüzünlü sesin sahibini merak edip Misia’yı Lizbon’dan aramıştık. Hayal kırıklıkları, aşk ve fadonun ruhu arındırıcı özellikleri üzerine konuşmuştuk. Portekizce söylediğiniz halde, fadolardaki duygu yoğunluğu ve hüzün sözlerini hiç anlamayanları bile derinden sarsacak kadar güçlü. Die Zeit’ın yazdığına bakılırsa Alman erkeklerini de ağlatmayı başarmışsınız. Konser çıkışında ilk köprüden atlayan dinleyiciniz oldu mu hiç? – (Gülüyor) Konser için İtalya’ya gitmiştik. O günlerde zor bir…

Read More

Tanburi Cemil ve Necdet Yaşar’ın yolundan yürüyen Murat Aydemir 2011’de yayımlanan Trio albümünde kontrbasçı Volkan Hürsever’le etkileyici bir düete imza atmıştı. Yeni yayımlanan, kızına ithaf ettiği ve onun adını verdiği Masal’da bu fikri bir adım ileriye taşıdı. Albümde ikiliye Farsça gazelleriyle Mahyar Shadorvan, Girit kemençesiyle Ross Daly ve Kelly Thoma, sesiyle Cengiz Özkan, perküsyonuyla Rony Iwryn katıldı. Aydemir “Volkan’la hayalimiz Pat Metheny-Charlie Haden ikilisi gibi bir albüm kaydetmek” diyor. Yaklaşık 10 yıl önce ilk solo albümü yayımlandığında Hürriyet için röportaj yapmıştım Murat Aydemir’le. Deli Yürek, Baba Evi, Hayat Bağları gibi çok izlenen TV dizilerinin müzikleriyle çok popüler olduğu günlerdi.…

Read More

Bulutsuzluk Özlemi, Pinhani gibi gruplardan tanıdığımız gitarcı Akın Eldes, üçüncü albümünün kaydını tamamladığında heykeltraş arkadaşı Eşber Karayalçın “CD kapağını ben tasarlamak istiyorum” dedi. Galvaniz tellerden, gerçek boyutlarda gitarist heykeli yaptı. Bir koşulu vardı: Her CD’ye heykelde kullandığı telden, bükülmüş bir parça konacaktı. “Harika bir fikir, ben keserim telleri” deyip işe koyuldu Akın Eldes. İlk günün sonunda 150 tel kesebilmiş, elleri su toplamıştı. Eşi ve arkadaşlarından yardım istedi. Üç günde kaydettiği, iki bin adet basılan CD’nin tellerini kesip bükmeleri günler sürdü. “Perişan olduk” diyen Eldes, isminden kaydına her aşaması sürprizlerle gelişen Cango albümünü anlattı. Akın Eldes, her gitarcıya nasip olmayan, gönlünce…

Read More

Moğollar’ın kurucularından, besteci, gitarcı Cahit Berkay, Cem Karaca’nın yol arkadaşlarıyla bir araya geldi, Karadeniz’den Ege’ye Anadolu ezgilerini rock yaklaşımıyla ele aldığı yeni bir albüm kaydetti. Zan Üçlüsü’yle hazırladığı “Toprak”ta, Berkay’a birer parçada klarnetiyle Hüsnü Şenlendirici, tulumuyla Mahmut Turan katıldı. Albüm, 2007 Nisanı’nda, “42’nci Sanat Yılı” logosuyla satışa sunuldu. Berkay, “Genç kuşağa Anadolu Rock kavramını tanıtacak, 1970’lerin duygusuyla hazırlanan, dikkatle dinlendiğinde birçok müzikal sürpriz barındıran bir albüm hazırladım” diyor. 1960’ların ortalarında müziğe başladığınızda kulağınızda Muzaffer Sarısözen’in Ankara Radyosu programlarında çaldığı halk ezgileri vardı, Türkiye’nin starları sanat müziği solistleri ve aranjman söyleyen popçulardı. Dünya Beatles dinliyordu. Anadolu rock ilhamı nereden geldi? -…

Read More

Arpçı Meriç Dönük, klasik eğitimin ardından yaşadığı toprakların kültürünü tanımak için İTÜ Türk Müziği Konservatuvarı’nda yüksek lisans yaptı. Türküler, geleneksel Türk müziği üzerine çalıştı. Caz gruplarında yer aldı. Geleceğini, arpın anavatanı klasik müzik yerine, melez müzikte arıyor. Bu nedenle kaydettiği ilk albümü rafa kaldırıp, Mahfuz’la çıktı müzikseverlerin önüne. “Çünkü beni daha doğru temsil ediyor” diyor. İlk albümünü 2013’te kaydetmişti. 15 yıllık arp eğitiminden, altı aylık hazırlık çalışmasından sonra girdiği İTÜ MİAM stüdyosunda iki günde 10 eseri tamamlamıştı. Bach uyarlamalarından Jan Ladislav Dussek’e, hatta genç besteci Mehmet Ali Uzunselvi’nin eserine kadar klasik temalıydı solo repertuvarı. Bir öğretmen maaşı harcadığı albümün…

Read More

Biir müzik bilgesi Giora Feidman. Klarnet elinde kanatlanıyor, hümanizmin sesine dönüşüyor. “Müzik insanları birbirine yapıştıran kutsal bir tutkal, ben ise içimizdeki sesin aracıyım” diyor müziğini tarif ederken. İlk kez 1995’te İstanbul’da konser vermişti. Yıllar sonra, 2006 Kasımı’nda yine yolunun Türkiye’ye düşeceğini duyunca, Almanya’dan aradık. “Hâlâ iyimser misiniz” diye sorduk. “Din adına cinneti yaşıyor dünya. Mezhepler bile birbirine düştü. Oysa farklı dinler bir araya gelip, sevginin sesine dönüşebilir. Örneğini müziğimle veriyorum” dedi. İşte kendi ağzından, dünden bugüne Feidman. Kimim, nereliyim, diye soracaksınız önce, biliyorum. Yeryüzündenim. Arjantin’de doğdum, İsrail’e yerleştim. Yıllarca İsrail Filarmoni Orkestrası’nda klarnet çaldım. Sonra Almanya’da yaşadım, Amerika’ya geçtim, yine…

Read More

“Tema için birkaç dakika yeter, yeter ki ilk ilham gelsin!” diyen Yunan besteci Eleni Karaindrou’nun yolu 2009 Mayısı’nda bir kez daha İstanbul’a düştü. Bu kez Theo Angelopoulos’un yeni filmi Dust of The Time (Zamanın Tozu) için yazdığı bestelerin, ECM tarafından albüm olarak yayımlanmasının şerefine gelmişti. “İlk kez müziğim orkestra tarafından seslendirilirken filme yansıdı, çok heyecanlandım” diyordu. Bu filmde oyuncu olarak rol aldınız mı, ilk oyunculuk deneyiminiz nasıl geçti? – Dust Of The Time’ın senaryosunu ilk okuduğumda beni çok etkileyen, büyük  bir sürprizle karşılaştım. Filmin, bir film hazırlığını anlattığı sahnesinde bir senfoni orkestrası, piyanist, şef ve besteci görünüyordu. Bu benim Theo…

Read More

10 yaşında sahneye çıkan Fehmi Ege, alaturka müzikten alafranga müziğe geçmiş ve sayısız tango bestelemişti. 1951’de, 45 yaşında hayatını anlatırken “Tek kötü huyum, bir esere başladığımda bitirmeden bırakamamaktır” diyordu.Ege, 1978’de, 76 yaşında hayata veda etmişti. Çok mütevazı bir adamdır. Hayatı daima objektif görür. Kimseden akıl danışmayı sevmediği gibi akıl da dinlemeyi istemez. Doğru konuşur. Yalana hiç tahammülü yoktur. O saadetini kemanında ve yuvasında bulmuştur. Üçüncü bir saadeti daha vardır. Boş zamanlarında evinin bir köşesinde çok dağınık masası başında, merceğini sağ gözüne takıp fenni tamirat işleriyle meşgul olmasıdır. Tamamen yerli mamulatı ile bir fotoğraf makinesi yapmış ve geçenlerde yine yerli…

Read More

İyi sanatçı zaman zaman toplumla, zaman zaman topluma karşı olabilmelidir, diyordu 2001 Eylülü’nde aramızdan ayrılan Fikret Kızılok. Aslında bir diş doktoruydu, 1960’ların sonunda birden bire şöhrete kavuşmuş, ardı ardına dokuz altın plak aldıktan sonra kendini ve müziğini sorgulamaya başlamıştı. Uzun süre müziğe ara verdi. 1980’lerde eleştirel, alaycı bir üslupla döndü. Yine çok etkileyici sevda şarkıları yazdı. Bu arada İstanbul Suadiye’deki muayenehanesinin zemin katını Çekirdek Sanatevi’ne dönüştürdü, deneysel müziğe kapılarını açtı. 1986 Eylülü’nde Stüdyo İmge dergisinin veda sayısı için Mario Levi ve Orhan Kahyaoğlu’yla yaptığı uzun söyleşide Kızılok müziğe bakışını ayrıntıyla anlatıyor, güncel müziğe eleştiler yöneltiyor, müzikçilere öneriler sunuyor. “Sanatta yeni…

Read More

Manuel De Falla Konservatuvarı öğretim üyesi, Orchestra Tipica de la Guardia Vieja’nın kurucu şefi, bandoneoncu Joaquin Amenabar tam bir tango misyoneri. Hem ülkesinde tango geleneğini canlı tutmaya çalışıyor hem de dünyayı dolaşıp konser, konferans, atölye çalışmalarıyla tango ve bandoneonu tanıtıyor, öğretiyor. 2005’in ilk ayında Cervantes Enstitüsü’nün davetliyle İstanbul’a gelip, konser, konferanslar vereceğini duyunca, Amenabar’ı İngiltere’de yakaladık. “Tango cemaati genişliyor, gençleşiyor. Moda akımların monotonluğundan sıkılan gençler tangoya koşuyor” diyen müzikçiyle, tango hakkında doğru sandığımız yanlışları konuştuk. Dünyayı dolaşıp bandoneon, tango dersleri veriyorsunuz. Tango, Latin Amerika’nın dışındaki ülkelerden en çok hangisinde seviliyor? – Bir çok ülkede tutkulu tango aşıkları var. Hangi ülkede…

Read More