Yazar: Editör

Piyanist Angela Hewitt üç ülke, dört şehirde yaşıyor. Saygın bir Bach yorumcusu. 1980’lerden bu yana dünyayı dolaşıp yılda 100’ü aşkın konser veriyor. Beethoven, Mozart, Ravel iddialı olduğu diğer besteciler. Fakat “Rahmaninof’tan uzak duruyorum” diyor. Hewitt, kurucusu olduğu Trasimeno Festivali’nin 10’uncu yılı şerefine hazırladığı “İspanya Manzaraları” repertuvarıyla 2016 Baharı’nda  İstanbul’daydı… 21 albümünüzden yedisi, konser repertuvarınızın önemli bölümü Bach’ın eserlerinden oluşuyor. Hayatınızın neredeyse 40 yılını besteciye adadınız. Bu deneyim yorumculuğunuza başka herhangi bir bestecinin kazandıramayacağı ne gibi özellikler kattı? – Sanıyorum Bach albümlerimin sayısı yediden, genel toplam 21’den fazla. Neyse… Piyano öğrenimi ve müzikal zekayı geliştirme konusunda Bach’tan iyi başlangıç repertuvarı olamaz.…

Read More

Besteci, akademisyen Cengiz Tanç en verimli çağında, 64 yaşında hayata veda etmişti. 50 yaşında, müzik yaklaşımı üzerine soruları yanıtlarken “Dile düşmüş formüller farklı düşünmek isteyen çağımız insanına bir şey kazandırmaz” diyor. 20. yy’ın sonuna yaklaşmaktayız. Çağının müzi­ğini inceleyip, onun getirdiği tek­nik ve yöntemlerden yararlanan bir besteci olarak size şu soruyu yöneltelim: Kimi eleştirmenler, 20.yy’ı müzik tarihinde “geçiş dönemi” kimileri müziğin geçirdiği “en büyük fırtına” ola­rak nitelerken, kimileri de müzi­ğin vardığı “yüce bir doruk” olarak görüyor. Bu tartışmalara dayanarak, size göre temel yapı taşlan ve önceki yüzyıllardan ayrımsanabilen özellikleri nedir? Bir sonraki yüzyıla neler aktaracağız bu çağ­dan? – Bence 20. yy…

Read More

Fado esinli Portekizce şarkılarıyla dünyanın dört bir yanında yüzbinlerce hayran edinen Madredeus, 2000 yılında okyanus rüzgarı gibi ferahlatan bir albümle çıktı dinleyicilerin karşısına. “Electronico”da grubun şarkıları Craig Armstrong, Dusted, Rob da Bank, Telepopmusik, Manitoba’nın remiks’yle chillout’a dönüştü. Piyanist Carlos Trindade’yi aradık, grubun dünü ve bugününü konuştuk. 1980’lerde, isminiz Avrupa’da duyulmadan Japonya’da şöhret oldunuz. 7 turne ve sayısız konserden sonra Japonlar’ın dilini bile bilmedikleri fadolara düşkünlüğünün sırrını çözebildiniz mi? – Japonya ve Portekiz arasında tarihi bağlar var. Barutlu silahlar Japonya’ya 16. yy’da Portekizli denizciler sayesinde ulaşmış. Bugün bile iki ülke mutfağında, özellikle balık yemeklerinde, birçok benzerlik görüyoruz. Bunun dışında birçok…

Read More

The Swingle Singers, 2013’te 50’nci yaşını kutladı. Kadrosu sürekli yenilenen grubun şu andaki üyeleri 20’li yaşlarda. Enerjileri, şarkı söyleme aşkları yerinde. 2001 Şubatı’nda İstanbul’a geleceklerini öğrendiğimizde kurucusu Ward Swingle’ı aradık. Grubun bu kadar uzun zamandır Amerika’dan Japonya’ya sevilerek dinlenmesinin, değişen beğenilere karşın popüler kalmasının sırrını sorduk. “Bach ve daba dibi du sayesinde oldu” dedi. İlk grubunuzun ilginç bir ismi var: Double Six of Paris. Paris’i, altılıyı anlamak zor değil, geri kalan neyin “duble”si? – 1960’larda Quincy Jones, Paris’e gelmiş bir süre orada kalmıştı. Grubumuzun kurucularından Mimi Derau bestelerini vokalle yorumlamak için özel izin almış. Jones, bestelerini 18 soul şarkıcısıyla…

Read More

İlk tango bestecimiz Necip Celal Andel, gençlik yıllarında gözlerini kaybetmiş, bu yoksunluğun da etkisiyle hüzünlü eserler bestelemişti. 1935’te, 28 yaşında görüştüğü gazeteciye hâlâ gözlerinin açılması umudunu taşıdığını anlatmıştı. 49 yaşında hayattan ayrılırken geriye “Mazi”,”Özleyiş”, “Suna” gibi 11 ölümsüz tango, keman, obua, viyolonsel konçertoları ve Fenerbahçe Marşı’nı bırakmıştı. Onun yüzünü hiç görmedinizse bile, eserlerini bilirsiniz; “Mazî” değilse “Ayrılış”, o da değilse “Suna” veya “Özdeyiş”, yahut “Sarı Yapıncak” zaman zaman sizin ya du-daklarınızda dolaşmış ya da kulaklarınızı okşamıştır. Yıllardır eserleri dış illerin radyolarında çalınan ve plaklarda dolaşan genç bestekâr Necip Celâl’i size daha iyi ve yakından tanıtabilmek için neden bu kadar…

Read More

Vassiliki ve Aliki ikilisi antikçağdan günümüze insanoğlunun şiirle, müzikle huzur, aşk, mutluluk arayışını dile getiren şarkıları seslendirdi. İlk albümlerine, antik lir gövdesinde kullanılan kaplumbağa kabuğundan esinle, ‘Helis Ezgileri’ adını verdiler. Vassiliki Papageorgiou, “Hayatımız gün geçtikçe kâbusa dönüşüyor. Savaşı, kâr hırsını bırakıp barışa yönelmek için insanlığın yeni ilhama ihtiyacı var. Albüm esin perilerine yakarışımızdır” diyor. Her ikisi de Atina doğumlu. Vassiliki Papageorgiou biyoloji öğrenimi gördü; bilim yerine şiir yazmayı, mandolin çalıp şarkı söylemeyi seçti. 1994’te Kostas Ferris’in Kompania Rembetiko topluluğuyla İstanbul’a gelmişti. Bosphorus grubunun kurucusu Nikiforos Metaxas’la hayatını birleştirdi, Heybeliada’ya yerleşti. 1996’dan bu yana Türkiye’de yayımlanan ‘Heybeli’den Son Vapur’, ‘Beyond…

Read More

Avusturya’da yaşayan doktor, besteci, akademisyen Ertuğrul Sevsay’ın Viyana’da kurduğu tango topluluğu Band-O-Neon, 20 yaşını geride bıraktı. Üç kıtadan, klasik müzik ve tango kökenli 16 sanatçının bir araya geldiği topluluğun repertuvarı 100 yıllık tango geleneğindeki tüm önemli akımları kapsıyor. Ayrıca, Türk tangolarını da içeriyor. 2006’nın son günlerinde, topluluğuyla İstanbul’da vereceği konser öncesinde Sevsay’ı Viyana’dan aradık. Türkiye’de tangoya getirilen yasal sansürden şikayetçiydi. “Dünyayı dolaşıp tango geleneğindeki önemli eserleri seslendiriyoruz. Türk tangolarını da çalıyoruz. Ama bu tangoları Türkiye’de çalmamız yasak” diyordu. Schubert, Brahms, Beethoven, Mozart’ın şehrinde yaşayan, üniversitede kompozisyon ve orkestra şefliği dersleri veren bir klasik müzikçinin, bu ilhamla iddialı bir piyanolu üçlü…

Read More

Barok eserler çağının makamlarıyla seslendirilebilir mi? Çellist Uğur Işık, üçüncü albümünde bu kışkırtıcı sorunun peşine düştü. Perküsyoncu Fahrettin Yarkın eşliğinde 16 – 17’nci yüzyıl Avrupa ve İstanbul’unda gezintiye çıktı. “Chess of Cello”da sınır tanımayan 13 eseri, sınır tanımayan çellosuyla seslendirdi. Müzik serüveniniz Mesut Cemil ile pek çok paralellik taşıyor; kemençe çalırken çelloya geçmiş, yeni tınılar aramış, Klasik Batı Müziği de icra etmiş, uzun yıllar radyo sanatçısı olmuş. Mesut Cemil ve ona çello çalma ilhamı veren besteci Şerif Muhiddin Targan’ın ses mirası sizi hangi boyutlarıyla ilgilendiriyor? – Bu iki üstadın geleneksel müzikte araladığı kapılar, onların fikir mirası bana yol gösterdi,…

Read More

1932 yılında, Üç Saat Opereti’nin sahnelenmesi İstanbul’da heyecanla karşılanmıştı. Bu vesileyle ayaküstü yapılan röportajda Cemal Reşit Rey ve kardeşi Ekrem Reşit operet sevgilerinin nedenini anlatıyor. Niçin bir operet bestelediniz? — Çünkü halkımızın bir operet dinlemek arzusu vardır. Hepsi bu kadar mı? Şu halde bir sual daha : Eserinizin mâhiyeti nedir ve bununla ne yapmak istediniz? — Malûm olduğu üzere muhtelif operet tarzları vardır. Meselâ: Klâsik Operet denilen operet ki, bilhassa Fransa’da büyük bir inkişaf göstermiştîr. Buna misal olarak La Mascotte, Le Fille de Madame Angot, Les Cloehes de Corneville gibi birkaç isim sayabiliriz. Bundan başka, Viyana Opereti, Musikili komedi…

Read More

Gitarcı Şevket Akıncı, davulcu Orçun Baştürk ve vokalist Sumru Ağıryürüyen’in 2013’te kurduğu doğaçlama topluluğu Konjo ilk albümünü yayımladı. Konser kaydı çifte CD’nin ilkinde Alper Maral, diğerinde Serdar Ateşer gruba katılıyor. Akıncı, Maral ve Ateşer albümü anlattı. “Doğaçlama bence hızlandırılmış besteleme eylemidir” diyor Konjo grubunun kurucularından, gitarcı Şevket Akıncı. “Aklımıza geleni çalmak yerine, birbirimizle iletişim içinde zihnimizdeki ses havuzunu ortaya çıkarıp ortak bir kompozisyon oluşturuyoruz.” Bu tekniği Japon resim sanatı ‘hitofude ryuu’ya benzetiyor. “Fırçayı kağıt üstüne koyup, hiç kaldırmadan canavar çizmek kadar zor, riskli. Buna karşılık masa başında kurgulanmış bestede görülmeyen spontanlığı, anlık sürprizleri içeriyor.” Çağdaş müzik ve caza yakın üç…

Read More