Robert Kolej’de makine mühendisliği öğrenimi görüp 1930’da, 23 yaşında ABD’ye yüksek lisans için giden Ömer Refik (Yaltkaya) yetenekli bir piyanistti. Özel derslerle kendisini yetiştirmişti. Sınava girip Amerika’nın en büyük radyo istasyonlarından WLW’nin piyanisti oldu. İki yıl boyunca canlı yayında resitaller verdi, orkestra eşliğinde çaldı. Refik, o yılları anlatırken “Radyoda konserimi dinleyen Ohio’lu konservatuvar müdürünün mektubu en büyük armağandı” diyor. Sene 1926… Bebek sırtlarında, Boğaziçi’ne bakan en hâkim bir noktada sinesine gelenlere bol bol, kucak kucak ilim ve irfan dağıtan, Tevfik Fikret gibi koca şairlerin, merhum Orhan Şemsettin, İsmail Hami Danişment gibi eşsiz ilim adamlarının, Hüseyin Pektaş, Salih Keramet gibi hocaların…
Yazar: Editör
Kromatik Fantezi ve Füg, İyi Düzenlenmiş Klavye, BWV 971-1052-1056 numaralı konçertolar, Fransız Süiti, Rahmaninof-Liszt-Kempff’in uyarlamaları… Piyanist İdil Biret’in 1949 Paris konserinden 2016’ya kadar yaptığı Bach kayıtları 8 CD ve bir DVD’lik külliyata dönüştü. IBA tarafından “Bach&Mozart Edisyonu” başlığıyla 2016 sonunda yayımlandı. Biret “Bugün görüyorum ki en sevdiğim müzik Bach’ın eserleri” diyor. Bach neredeyse çocukluk arkadaşınız. 4 yaşında, İyi Düzenlenmiş Klavye’yi Edwin Fischer’den dinlediğinizi anlatmışsınız biyografinizde. Zaman içinde Bach’a bakışınız nasıl değişti, dönüşüm geçirdi? – Aslında çok değişmedi… Çocukluğumda da Bach’a güven duyuyordum. Annem piyanoda çalarken, birlikte plaklardan Bach yorumlarını dinlerken “Bu adam nereye gittiğini biliyor” diyordum. Maalesef konservatuvarlarda “dikiş…
Borusan Dörtlüsü ’nün çellisti Çağ Erçağ, 34 yaşında. BİFO dinleyicilerinin arasındaki lakabı “küpeli”, dörtlüdeki ise “müzik kutusu.” Eline aldığı her notayı hiç zorlanmadan çalması, farklı üsluplardaki eserlerde müzikalitesini koruması nedeniyle bu ismi ona uygun görmüş arkadaşları. Dinleyicilerini şaşırtmayı seviyor. Bir bakıyorsunuz kendi bestesini Fazıl Say ’la seslendiriyor, bir bakıyorsunuz Teoman’la sahnede. Müziğe hayatla başa çıkma aracı olarak baktığını söylüyor: “Benim hayatla ilgili dertlerim var. Güçlü olandan yana şiddet uygulayan bu hayata karşı elimdeki tek şey müzik: İnsanlar arasındaki iletişimin en alt düzeyde olduğu günümüzde, uzlaşmak değil anlaşmak için yalvaran bir adamın monoloğu bu…” “Babam her gün bana kulaklıkla müzik dinletirdi.…
Maria Del Mar Bonet, hayatını Akdeniz ruhunu keşfetmeye, bu kültürü dünyaya taşımaya adamış bir şarkıcı. Mayorka adasının, Katalan kültürünün temsilcisi aynı zamanda. Konser salonlarına Akdeniz’in sıcaklığını, tuzunu taşıyor. Latin Amerika’nın devrimci müzik geleneğinden etkilenen Del Mar, Franko diktatörlüğü sırasında gözaltına alınmıştı. 1994’te Barselona’da Zülfü Livaneli’yle konserler veren şarkıcı, 2002 Şubatı’nda yine birlikte konser vermek üzere Türkiye’ye geldi. Konser öncesinde İspanya’dan arayıp Katalan kültürü, müziği üzerine konuştuk. Akdenizle çevrili bir adada doğdunuz, çocukluğunuz orada geçti. Franco rejiminin baskısı Mayorka’ya kadar ulaşıyor muydu? – Çocukluk dönemim endişelerden, korkulardan uzak geçti. Ailemin aynı şeyleri düşündüğünü sanmıyorum tabii. Palma küçük bir kent. Her…
47 yaşında uçak kazasında kaybettiğimiz basçı, popüler şarkıların aranjörü Onno Tunç okuyarak, dinleyerek, deneyerek kendini yetiştiren müzikçilerdendi. 1987’de “Dünden Bugüne Türkiye’de Caz” konusunda görüşleri sorulduğunda kendi müzik serüvenini ve Türk cazı üzerine görüşlerini anlatmıştı. Sayın Tunç, sizi aranjör ve basçı olarak tanıyoruz. Müzik eğitimi almadığınız halde, bu aşamaya nasıl geldiniz? Ustalarınız ya da etkilendiğiniz müzikçiler oldu mu? Caza nasıl başladınız? – Beş yaşındayken, koroda yer almıştım. Bunun etkisi büyük oldu sanıyorum, sonraki müzik yaşamımda. Daha sonra gitara başladım. Ailem hep söylendiği gibi pek tasvip etmiyordu müzik çalışmamı. Bas gitara ise sanırım Üstün Poyraz Orkestrası’nda başladım bir rastlantı sonucu. Ve 20-21…
Ezginin Günlüğü’nün ilk kadrosunda gitarcıydı Tanju Duru. Grup 1990’da çalışmalarına son verme kararı aldığında o da ayrıldı. Kendine yeni bir yol çizdi. Ev stüdyosu kurdu, kayıtlar yaptı. Nihayet 2007’de ilk albümünü yayımladı. “Duru Zamanlar”da, çizdiği müzikal tabloları Erkan Oğur, Akın Eldes, Muammer Ketencoğlu, Patrick Chartol dahil 16 müzikçiyle birlikte boyadı. Bu vesileyle 2007 Temmuzu’nda müzik serüvenini, hayata bakışını ve albümün öyküsünü anlatmıştı. Duru, 2008 Ekimi’nde doğanın sesini dinlemek için gittiği Aladağlar’da geçirdiği kaza sonrasında, kollektif umursamazlığın kurbanı oldu… Müziği plaktan, kitaptan öğrendim Müzikte kendi kendimi eğittim. Hiç ders almadım. Solfeji, gitar çalmayı, emprovizasyonu, farklı müzik türlerini konser ve iyi müzikçilerin…
Yunan çellist Yiorgos Kaloudis, hiç istemeden gelmişti İstanbul’a. Restoratör sevgilisi Ruth, bir süreliğine işi nedeniyle Beyoğlu’nda ev tutmuş, onu da çağırmıştı. İstanbul’a ayak bastığı 2003 Sonbaharı, Kaloudis’in hayatında neredeyse bir dönüm noktası oldu. Ruth’un kanun, perküsyon dersleri aldığı müzisyenlerle tanıştı, ev toplantılarında birlikte çaldı. Ruth’un yaşadığı Balo Sokak’ta hayata karıştı. Caddedeki plakçılarda çalan valsten, Boğaziçi’ndeki vapurların gidiş gelişinden etkilendi. Kanun ve çello için vals üslubunda “Balo Sokak”ı yazdı. Bambaşka bir albüm hazırlamayı düşünürken, bu eserin ilhamıyla Almanya’da yayımlanan “Truth”u hazırladı. Bu arada Göksel Baktagir’le “Furtuna”yı kaydetti. Tünel’deki Lale Plak’ta rastlantı sonucu “Truth” adlı CD’sini keşfettikten, elektronik posta adresini bulup…
Amerikalı solcu bir sanat tarihi profesörüyle Meksikalı yerli kadının kızı Lila Downs. Amerika’daki opera ve antropoloji eğitiminden sonra statüsünü reddedip Meksika’da “en alttakiler”in arasına karıştı, Meksika-Amerika sınırında kurşuna dizilen göçmenlerle karşılaşınca kendi şarkılarını yazmaya, söylemeye başladı. Frida filmindeki üç şarkısıyla bir anda şöhret olan Downs’ın yolu 2003’te Türkiye’ye düştü. Sanatçıyı konserden önce, Türk perküsyoncu aramak için gittiği New York’ta bulmuş, konuşmuştuk. Röportajlarda genellikle kabare şarkıcılığı tecrübenizden bahsediyor, Los Angeles Konservatuvarı’nda aldığınız şan eğitimine hiç değinmiyorsunuz. Neden? – Profesyonel şarkıcıyım. Herhalde konuştuğum gazeteciler geçmişimde böylesine köklü bir eğitim olabileceğini düşünemiyor. Bu nedenle konuyu gündeme getirmiyor. Söz geldiğinde, hatırladığımda (gülüyor) bundan bahsediyorum.…
Necdet Koyutürk’ün tangoları 1950’lerde Türkiye’nin sınırlarını aşıp Kahire, Marsilya’ya kadar ulaşmıştı. İlham ve tanıtım sorunu olmadığını söyleyen besteci, plak şirketleri cesur davransa ve yeterli tango şarkıcısı bulabilse daha çok plak yapabileceğini iddia ediyordu. Papatya tangosuyla ilgili dedikodulardan rahatsızdı. Daha çocuk denebilecek yaşta, musikiye karşı büyük temayülü olan Necdet Koyutürk’ün bir gün büyüyüp bu sahada kısa zamanda şöhrete kavuşacağını kim tahmin ederdi? Halbuki bugün gerek, söz gerek müzik orkestrasyon bakımından başarısı ile bir çok gönülleri haklı olarak fetheden genç bestekârın tangolarına hepimiz hayranız. Kağıt bulamazsam gömleğimin koluna yazarım Gelin sizlerle bu gün Koyutürk’ü Talimhane’deki apartmanında ziyaret edelim ve onun hakkındaki meraklarımızı…
Unutulmaz tangoların solisti Şecaattin Tanyerli, 1950’li yıllarda şöhretinin doruğuna ulaşmıştı. Hukuk fakültesi mezunuydu, ticaret yapıyordu, yine de gelirinin düşüklüğünden şikayetçiydi. “Gece-gündüz çalışıp ancak geçiniyoruz. Alaturkacılar gibi apartman yaptıracak parayı kazanamıyoruz” diyordu.Tanyerli 1994’te 73 yaşında hayata veda ettiğinde geriye bini aşkın Türkçe tango kaydı bırakmıştı. Şecaattin Tanyerli’nin sihirkâr sesini İstanbul Radyosu’nda sık sık dinlemek isteyenler şüphesiz ki pek fazladır. Fakat ne çare ki onu her gün dinleyemiyoruz. Her hafta cumartesi günleri 18.30’u iple çeken genç kızlar ve delikanlıların sayısını hesap edebilmek hiç kolay değil. Kendisiyle Taksim’deki Fıçıcı Abdi Sokağı 8 numaralı evinde uzun boylu konuştum. Röportaj başlamadan evvel şunu söylemek isterim…
