Yazar: Editör

Küçük Verjin, 20’nci yüzyılın başında, İstanbul’un eğlence hayatındaki en ünlü üç kanto şarkıcısından biriydi. Gerçek ismiyle Verjin Ozan, şarkıcılığının yanı sıra “Çeri Başı”, “Menekşeyi Pek Severim”, “Zibo Ayna Zurna Çalar” gibi 10 civarında popüler kanto besteledi. 1964 sonbaharında, 94 yaşında öldüğünde bir devrin son tanığı da aramızdan ayrılmıştı. Direklerarası’nın son kantocu ve düetocularından Küçük Verjin’in ölümüyle Naşit Ailesi’nden sanatçılar albümünden bir ismin daha üzerine siyah çizgi çekiliverdi. Küçük Verjin, Türk tiyatrosunun unutulmaz adı Naşit’in kaynanası, Selim ve Adile Naşit’in büyükannesiydi. Tiyatromuzun doğum yeri sayılan Şehzadebaşı’nda 1870’de doğmuştu. 20 yaşında komşu çocuğu Yorgi’nin önce kemanına, sonra da kendisine âşık olmuştu. Verjin,…

Read More

Perulu ilkokul öğretmeni ve etnolog Susana Baca’nın kapısını şöhret 1995’te, 51 yaşındayken çaldı. Afrika kökenli Peruluların ezgilerini seslendirdiği iki albümü büyük ilgi gören, küçük bir firmadan yayımlandığı halde yüzbinlence satan Baca, 2003’de BBC World Music ödülünü aldı. Ardından ülkesinde kültür bakanlığına atandı. Şarkıcı, 2001 sonbaharında son albümü için çıktığı Avrupa turnesi kapsamında İstanbul’a uğramıştı. Çevirmen arkadaşımız Sabri Naşit’in yardımıyla şarkıcıya müzik serüvenini sormuştuk. Talking Heads’ten David Byrne İspanyolca dersi sırasında sizi videoda görmese ve peşinize düşmese bugün ne sesinizden ne de şarkılarınızdan haberdar olacaktık. Sayesinde uluslararası yıldız oldunuz, bari o İspanyolca’yı sökebildi mi? – (Kahkahalar) New York’ta kötü bir öğretmene…

Read More

1950’lerin sonunda, lise öğrenciliği döneminde rock çalmaya başlayan, Batılı gruplara özenip saçını uzatan Erkin Koray, iki yerinden bıçaklanmıştı. Bunun üzerine saçını protesto unsuruna dönüştürmüştü. Koray o günleri anlatıyor… Sayın Erkin Koray müziğe ilk bağladığınız yılları, ortamıyla anlatır mısınız? – O sıralarda Alman Lisesi’nde okuyordum. Piyano çalıyordum. Galatasaray Lisesi’nde bir konsere çağırmışlardı bizi. O sıralar öteki topluluklar çaça, mambo türü müzikler çalıyordu. Rock’n Roll yeni yeni çıkıyordu. Biz Rock’n Roll çalmaya başlayınca ortalık birbirine girdi. Çaça, mambo orkestralarının arasında dört tane 17 yaşında çocuğun Rock’n Roll çalması çok ilginç gelmişti o sırada. O konserden sonra konserlere başladık, daha doğrusu her hafta…

Read More

Yansımalar, konservatuvardan iki sınıf arkadaşının sadece keyif için kurduğu bir topluluktu. Tasavvuf ile Klasik Türk Muziği’nden besleniyor, geleneksel formlar içinde yenilikçi çalışmalar yapıyordu. 10 yıl sonra Birol Yayla ve Şenol Filiz ikilisene klasik kökenli perküsyoncu Engin Gürkey ve caz kökenli kontrbasçı Nezih Yeşilnil katıldı. İddialı bir gruba dönüştüler. Birol Yayla ve Şenol Filiz’le 2002 Kışı’nda verecekleri bir konserin öncesinde buluştuk, gruptaki dönüşümü konuştuk. Bize 1983’te Yansımalar’ın doğmasına neden olan ve 19 yıl sonra gün ışığına çıkardıkları “Yol” adlı çalışmanın öyküsünü de anlattılar. Planlı, programlı bir süreç sonucunda mı geldiniz bu noktaya; yoksa bu değişimi iki yeni yol arkadaşını karşınıza çıkaran…

Read More

Bülent Ortaçgil, son 25 yılda yazdığı 13 şarkıyı 1999’da yeniden yorumladı. Zarfı bırak, mazrufa (içindekine) bak, der eskiler. Zarf’ı Erkan Oğur, Gürol Ağırbaş, Cem Aksel, Hakan Beşer’le yenileyen müzikçi, “mazruf”a da yaşanmışlık duygusunu koydu. Yazları Marmaris Bozburun’da geçiren Ortaçgil’in telefonunu çevirmiş ve “Eski Defterler”i konuşmuştuk. “Benimle Oynar mısın”daki gencin fazla karamsar olduğunu, zaman içinde daha esnek düşünmeyi başardığını söylüyordu. Sesiniz, İstanbul’da hiç duymadığım kadar iyi geliyor. Bezginlik, kırgınlık yok tonunda. Bozburun efekti olsa gerek bu… – Aslında yaşamımın pek hoş olmayan bir döneminden geçiyorum. Bir hafta önce babamı kaybettim. Ölüm ilk kez bu kadar yakına geldi. Düşünsel olarak karmaşık günler…

Read More

Nikos Saragoudas, Yunanistan’da rebetiko geleneğini yaşatan eski ustalardan biri. Uttan sonraki en büyük aşkı, eşi Giasemi’yle her akşam mütevazı bir Atina tavernasında sahneye çıkıyor, bu müziğe gönül veren aydınlara hüzünlü şarkılarını söylüyorlar. Beş CD’leri yayımlandı bugüne kadar. 2002’de Türkiye’ye geldiler. Yola çıkmadan, müziksever Stefanos Sofuoğlu çifti Atina’da ziyaret etti. Niko “Müziğin ne olduğunu ut sayesinde öğrendim, bana bu çalgıyı tanıtan Türk müzikçilere minnettarım” diyordu. Nikos’la Giasemi’nin beraberliği aşkla, şarkılarla yoğrulmuş, canlı bir yaşam. Dile kolay, tam kırk yıllık. Neler değişmemiş ki son kırk yılda dünyada. Haritalar, siyasi kutuplar, beğeniler, modalar, yaşam alışkanlıkları, teknolojiler… Onların aşkının şiddeti değişmemiş ama. Söyledikleri rebetikolar,…

Read More

1996 Mayısı’nda, Stratford’da güneşli bir ilkbahar sabahıydı. Kırlarla çevrili evinin mutfağında oturup, İlkbaharıncoşkusunu seyrederek sorularımızı yanıtladı Loreena Mc Kennitt. Biz ise İkitelli’deki bir plazada çığlıklar arasında, çılgın tempomuzu yaşıyorduk. Elektriğimiz telefon hattından Kanada’ya ulaşacak kadar fazlaydı. 1.5 yıl sonra ilk kez konser turnesine çıkacaktı Loreena. Huzurunu bozmak istemedik. Mitralyöz gibi ateşlemedik sorularımızı. Sohbet ettik yalnızca. Mevsimlerden, İslam kültürüne olan ilgisinden, kaşif ruhundan söz ettik. Cerrahi Tarikatı’yla bağlantı kurmuş, Türkiye’deki üyelerinin ciddi baskı altında yaşadığını duymuştu. “Doğru mu” diye sordu. Dilimiz döndüğünce anlatmaya çalıştık. Uzun bir aradan sonra ilk kez konser turnesine çıkıyorsunuz. Ne kadar zamandır sahneden uzaksınız? -1995 martında…

Read More

Torontolu trompetçi David Buchbinder’ın kurduğu ‘Flying Bulgar Klezmer Band’ unutulan klezmer geleneğini Kanada’da yeniden gündeme getirdi. 14 yılda, ülkede dinlenen etnik müzikler listesinin başına yerleştirdi. Sayesinde bugün Toronto’da dünyanın en büyük Aşkenazi festivallerinden biri düzenleniyor. 2000 yılında, Amerika’da dört CD’leri birbiri ardına yayımlanan grubun Fire albümünde bir İstanbul havasına rastladık. Telefonu çevirip trompetçi Buchbinder’ın ifadesini aldık. Müziğiniz gibi grup isminiz de mizah duygusuyla dolu. Trapezcileri andıran bu ismi nerden buldunuz? – Uzun zaman isim aradık. Uzun bir isim listesi yaptık, hiçbirini beğenmedik. Derken bir arkadaş, ben buldum dedi. Uçan Bulgar Klezmer Orkestrası’nı duyunca hepimiz gülmekten yerlere yattık. ‘Bulgar’ Romanya…

Read More

Besteci, piyanist, şarkıcı Timur Selçuk 1987’de yayımlanan röportajda Türk pop müziğinin o günlerini anlatıyor. Sayın Timur Selçuk, hafif müzik kavramı, size neyi ifade ediyor? – Atilla Özdemiroğlu, çağdaş halk müziğidir, diyor. Yüzde 100 katılıyorum buna. Halk müziği gibi, sözüyle, müziğiyle, bugünün yaşamına eşlik eden, bugünü anlatan, bugünü yansıtan çalışmalar. Bugünün halk müziğidir, diyorum ben de. Her ne kadar Atilla’nın saptaması çok cesur da olsa, ben de buna tamamiyle katılıyorum. Bu geniş müzik yelpazesinde bestelerinizi nereye koyuyorsunuz? – İlk bestelerim, 1966 ile 69 yılları arası hafif müzik akışı içinde. 70’den sonraki dönem için bunu kullanamam. Daha çok tiyatro müzikleri, kabare türü…

Read More

Latin Müziği’nin efsanevi grubu Los Paraguayos yarım yüzyılı geride bıraktı. Fakat hâlâ dünyanın dört bir yanında dinleniyor. Albümleri satılıyor, konserleri ilgiyle izleniyor. 2002’nin ilk günlerinde İstanbul’a yollarının düşeceğini öğrenince, topluluk üyelerinden Carlos Espinoza’ya elektronik postayla bir mesaj gönderdik. Los Paraguayos’un bu kadar uzun süre gündemde kalabilmesinin sırrını sorduk. Bu arada Arjantin’in Assumption kentinde bir müze kurduklarını öğrendik. Los Paraguayos popüler müziğin en eski gruplarından biri. Neredeyse yarım yüzyıllık geçmişe sahip. Grubu şimdilerde üçüncü kuşak müzikçiler sürdürüyor olmalı. Aranızda kuruluştan bu yana grupta olan müzikçi var mı? Gruptaki yerini baba, oğul, torun zinciriyle kuşaktan kuşağa aktaran oldu mu? – Los Paraguayos…

Read More