Mozaik grubunun kurucularından biriydi Sumru Ağıryürüyen. 1980’lerde başlayan müzik serüveni, İstanbul Gelişim, Yeni Türkü, Ezginin Günlüğü ve Muammer Ketençoğlu’nun topluluğunda devam etti. İlk albümünü gitarcı Tanju Duru’nun teşvikiyle 2000 yılında hazırlamaya başlamıştı. İkiliye daha sonra Akın Eldes, Erkan Oğur, Ayşe Tütüncü, Yurdal Tokçan gibi müzikçiler de destek verdi. Tartışıp deneyip, besteleri dinlendirip tam yedi yılda tamamlanan albüm, önceki hafta piyasaya çıktı. “Issız”ın bir takım çalışmasını olduğunu söyleyen Sumru Ağıryürüyen “Tüm müzikçiler albüme kendilerinden çok şey kattı. Ben de iç sesimi, hayata dair düşüncelerimi yansıtmaya çalıştım” diyor. Eğer günün birinde karşınıza “Issız”ı eksen alan bir roman çıkarsa şaşırmayın. Albümün sekiz…
Yazar: Editör
Orhan Gencebay, arabeskin Türk Halk Müziği ve Türk Sanat Müziği’ni kalıba sokma faaliyetlerine tepkiden kaynaklandığını savunuyor. Ressam Gülsün Karamustafa’ya bu türün gelişimini anlatırken “Plaklarım İstanbul’daki minibüs sayısından fazla satıyor, demek ki tek dinleyicim onlar değil” diyor. 1981’de açtığım sergideki resimlerime konu olarak arabesk olayını işlemem nedeniyle, “Türkiye’de Müzik Olgusu” konusunda gerçekleştirilen karşılıklı konuşmalardan Orhan Gencebay’la olanını, benim yapmam düşünülmüştü. İlgi duyduğum konunun ünlü kişilerinden, arabesk denilen müzik türünü ilk geliştiren ve bugünkü yaygınlığına ulaştıranların başında gelen biriyle karşılaşmak benim için önemliydi. Gösteri Dergisi ekibiyle birlikte gittiğimiz Orhan Gencebay’ın Ulus Mahallesi’ndeki evinde kendisine şu soruları yönelttim: Şu anda Türkiye çapında…
Yannis Saoulis’in rebetiko geleneğini günümüze taşıyan, Yunan ve Anadolu ezgilerinin kesiştiği noktaları araştıran bir müzikçi. Şarkı söylüyor, buzuki çalıyor. Saoulis, Selanik doğumlu. Rebetiko tutkusu sayesinde Anadolu müziğiyle tanıştı, merakı onu 1980’lerin sonunda ilk kez İstanbul’a getirdi. Şehre hayran kaldı. 1990’ların sonunda, Avrupa’nın en büyük CD fabrikalarından Sony DADC’nin Kuzey Akdeniz Sorumlusu olunca İstanbul’a yerleşti. Türkçe ve Klasik Türk Müziği dersleri almaya başladı. Derken bir İstanbullu’ya aşık oldu, evlendi. Açık Radyo’da eşiyle “Ege’nin Köprüsü” adlı programı hazırladı, dünden bugüne rebetiko geleneğini tanıttı. 1999’da, İstanbul’a yerleşmeye hazırlandığı günlerde, öyküsünü anlatmıştı. Yılda yaklaşık 460 milyon CD üreten dev bir kuruluşun Avrupa’daki pazarlama sorumlularından…
Elektronik müziğin uluslararası düzeyde öncülerinden Bülent Arel, 1960’larda ABD’ye gidip Columbia-Princeton ve Yale gibi üniversitelerin elektronik müzik merkezlerini kurmuştu. Pek çok eser besteledi. 1990’da 71 yaşında hayata veda etti. 1967’de yapılan röportajda müzik serüvenini anlatıyor. 1919’da İstanbul’da doğan Bülent Arel, lise öğrencisiyken kompozisyon yapmaya başladı. 1939’da Ankara Devlet Konservatuarı’na girerek Necil Kâzım Akses’le kompozisyon, Ferhunde Erkin’le piyano çalıştı. Okulu bitirdiği 1947 yılından 1949’a kadar İstanbul Belediye Konservatuarı’nda armoni öğretmenliği yaptı. 1950’de, Ankara Devlet Konservatuarı’na öğretmen oldu. Bir yandan Ankara Radyosu’nun Batı Müziği Yayınları Şefliği ve Gazi Eğitim Enstitüsü’nde öğretmenlik gibi görevler aldı. 1959’da Amerika’ya giderek, Columbia- Princeton Üniversitesi’nin Elektronik…
Arif Sağ, “Buzuki Yunan’ın elinde harika bir çalgıdır. Ama bağlamayı buzuki ya da klasik gitar gibi çalarsanız enstrümanınıza ihanet edersiniz” diyor. Yeterince olgunlaşmadan, çalgısını, müziği tanımadan ortaya çıkan gençlere fena halde kızıyor. Bu arada kendisi de sazın sapını kısaltıp, flamenkocularla konser verdiği, bağlamayı konçerto solisti yaptığı için eleştiri odağı. 2002’de İstanbul’da flamenkocu Gerardo Nunez’le vereceği konser öncesi Sağ’la buluştuk, müzikteki hassas konuları konuştuk. Çoğunluk sizi sadece bağlamayla tanıyor. Oysa yıllarca stüdyo müzikçisiydiniz ve birçok enstrüman çalıyorsunuz. Hatta enstrümanın bulunmadığı ortamda bardaklara su koyup müzik yaptığınızı duymuştum. Çaldığınız enstrümanların listesiyle başlayalım mı röportaja? – İyi derecede ritm aletleri çalarım. 1975’te TRT…
Neşet Ertaş, 30 yıl sonra İstanbul’daki ilk büyük konserini 30 Temmuz 2000’de Açıkhava Tiyatrosu’nda verdi… “Hapisanelere Güneş Doğmuyor”dan “Neredesin Sen”e kadar yüzlerce türkünün yaratıcısı, her biri acı dolu feryat olan bozlaklarını 25 yıldır sadece Almanya’da söylüyor. Türkiye’de yılda bir kez babası için düzenlenen şenlikte çalıyordu. Yıllar sonra doğduğu topraklara 2000 Yazı’nda üç büyük konser vermek için geldi. Ardından yılda en az bir kez İstanbul’da konser vermeye başladı. İlk konser fırsatını değerlendirip Ertaş’la dün ve bugünü konuşmuştuk. Yıllar önce ‘Kendim Ettim Kendim Buldum’u söylemiştiniz. 63 yaşındaki Neşet Ertaş için hayat hâlâ bir hayal kırıklığı mı? – Altı yaşında babamla köy köy dolaşıp…
Mihriban ve Halil İbrahim’le belleklere kazınan Musa Eroğlu, 50 yıldır halk müziğinin içinde. Sazıyla, yorumlarıyla, besteleriyle daha şimdiden unutulmazlar arasında yerini aldı. Titiz bir derlemeci, radikal bir düzenlemeci aynı zamanda. 1996’da “Halil İbrahim” klibi televizyonlarda dönmeye başladığında kapısını çalan Aktüel muhabiri Murat Tunalı’ya günümüz ozanlarının eleştirel işlevlerini yerine getiremediklerini söylemişti. “Çünkü Dadaloğlu çıksa, sesini halka ulaşmadan keserler. Aydın kesimin konuşmadığı bir toplumda ozanın mesajını halka ulaştırması mümkün değil” demişti. Musa Eroğlu geniş kitleler tarafından “Mihriban”ın bestecisi olarak tanınıyor. Ama bu türkü nedense korsan olanlar dışında hiçbir kasetinde yer almıyor. Türkü söyleyip köşeyi dönmeyi planlayan her Türk gencinin repertuarına aldığı…
Arif Sağ’ı usta, Alevi bağlama geleneğini kılavuz kabul edip çıktığı yolda Erdal Erzincan, Anadolu’daki diğer bağlama geleneklerini de araştırıp kendi sesini yarattı. Konservatuvar tecrübesiyle şelpe geleneğini analiz etti, kendi üslubuna uyarladı. 1996 sonrasında kaydettiği beş albümle, genç yaşta halk müziğinde saygın bir yer edindi. Arif Sağ ve Erol Parlak’la kaydettiği “Bağlama Konçertosu”nda ilk kez sazını halk müziği dışındaki alanlara taşımıştı. 2004’te İranlı kemançacı Kayhan Kalhor’la tanışması yeni bir ufuk açtı önünde. Kalhor ve Ulaş Özdemir’le kaydettiği “The Wind” albümüyle ses püristlerinin kalesi ECM sanatçıları arasına katıldı. Albüm, doğaçlamada hangi noktalara ulaşabileceğinin ilk sinyallerini verdi. 2006’nın son günlerinde konuştuğumuzda “Bu albümden…
Anadolu’nun en üretken ozanlarından Aşık Mahzuni Şerif, 16 Mayıs 2002’de, 62 yaşında aramızdan ayrıldı. Aynı günlerde Roll Dergisi’nde yayımlanan yazısında müzikolog Ulaş Özdemir, Mahzuni’nin yaşam öyküsünü incelemişti. Ayrıca Fikret Otyam, Almanya’da yaşayan yoldaşı Osman Dağlı (Aşık Maksudi), ozan arkadaşı Aşık İhsani, türkülerini en çok yorumlayan sanatçılardan Edip Akbayram ve genç kuşaktan Cemali’ye teybini uzatıp, anılarını, değerlendirmelerini derlemişti. Dağlı’nın anıları Mahzuni’nin gelişimini, Otyam’ın anıları insani özelliklerini, Aşık İhsani ve Edip Akbayram’ın söyledikleri politik çizgisini, Cemali’nin değerlendirmesi ise etkilerini anlamak açısından çok önemli. Doğar doğmaz bu dünyanın çamurun Niye gördün kör olası gözlerim Doluya çevrilmiş bahar yağmurun Niye gördün kör olası…
Ermenistanlı dudukçu Civan Gasparyan’la 2000 yılında stüdyoya giren Erkan Oğur, kayıtlar üzerinde altı aylık uzun bir çalışmadan sonra ortak albümü tamamladı. Türküler, anonim ezgiler ve emprovizasyonlardan oluşan Fuad isimli albüm, ertesi yıl yayımlandı. İki sanatçı stüdyoda yaktıkları dostluk ateşini konserlerle de müzikseverlere ulaştırdı. Erkan Oğur’la İstanbul Açıkhava Tiyatrosu’nda Gasparyan’la 2001 Yazı’nda verdikleri konser öncesinde konuştuk. Dilini bilmediğiniz, daha önce tanışmadığınız bir müzikçiyle stüdyoya kapanıp saatlerce emprovizasyon yaptınız. Yaklaşık altı aydır bunun üzerinde çalışıyorsunuz. İki ruhun birbirine beklenmeyecek kadar yaklaştığı, sizi çok şaşırtan bölümler çıktı mı kayıtlarda? – Gasparyan başlangıçta dünyayı dolaşmış, farklı müzikleri özümsemiş bir müzikçi tavrıyla çaldı. Birkaç saatlik…
