Bekledim de Gelmedin”, “Ömrüm Seni Sevmekle Geçecek”, “Biz Heybeli’de Her Gece Mehtaba Çıkardık” gibi unutulmaz şarkıların bestecisi Yesari Asım Arsoy müezzinlikten müziğe geçmişti. Az konuşur, sosyalleşmeyi sevmezdi. 57 yaşındayken, dostu Hikmet Münir röportaj yapmış, ağzından sadece 5 cümle alabilmişti… Geçen gün, Kadıköy’de bir lokantada Yesari Asım’la yemek yerken, onu seven, onunla bir dakika olsun karşı karşıya bulunmak isteyen hayranları hesabına ne kadar düşündüm bilemezsiniz. Yerimde olmayı kim bilir nasıl arzu ederlerdi. Sesini ve bestelerini plaktan dinlemiş olanlar, onu semavi bir mahluk gibi tanıyor. Hâlbuki, ne kadar fâni ve mütevazı. Çok dinler ve pek az konuşur. Hemen hemen hiç gülmez…
Yazar: Editör
Tanburi Cemil’in oğlu Mesut Cem’il, müzik çevrelerinde nadir rastlanan çok yönlü entelektüellerdendi. Müzikte Doğu – Batı ayrımı yapmadan ikisini de başarıyla icra etti, takdir edilecek bir yazardı. 1945 ve 1961’de yayımlanan iki ayrı röportajda yaşamı hakkında pek çok detay veriliyor. Bu arada soyadını neden sildirdiğini de açıklıyor: “Teller birbirine karışıyordu, soyadımdakini kesip attım” Mesut Cem’il, sadece 10 saza 60 makamdan ses veren bir müzisyen değil. Hukukta okumuş, Dil ve Tarih – Coğrafya Fakültesi’ni bitirmiş, tıbbiyenin kapısından bile geçmediği halde doktorluğa merak sarmış. Gazetelerde muhabirlik, mütercimlik yapmış, 11 yıl tek başına radyoda konuşmuş. Bu arada, sahneye çıkmış, figüran olarak beyaz perdede…
Ses sanatçısı, besteci Muzaffer İlkar 77 yıllık ömrüne 7 saz semaisi, 198 şarkı sığdırmıştı. 1987’de hayata veda ettiğinde geriye “Şarkılar Seni Söyler”, “Gözlerimden Yüzün, Kulaklarımdan Sesin Silinmedi”, “Gönül Penceresinden Ansızın Bakıp Geçtin”, “Tadı Yok Sensiz Geçen Baharın, Yazın” gibi ölümsüz şarkılar kaldı. İlkar, 41 yaşındayken konuştuğu gazeteciye “Çocuklarımın müzisyen olmasını istemem” diyor. Sanat ne çileli şey… İnsanın en körpe yaşlarında ruhuna sıçrayan bir kıvılcımla onu en derin yerinden tutuşturur… Rüyâ ve hülyâ dolu bir renk atmosferinin oyalayıcı buğusu içinde sanki onu kendine çeker… Serap gibi bir gölge… Bir nur… Enginlerde bir parlayıştır sanat… Öyle bir ışık, öyle bir parlayış…
Kemana Batı tekniğiyle başlayan Cevdet Çağla, klasik topluluklarda çalmış, lisede gittiği Almanya’da da Klasik Batı Müziği’ni incelemişti. Ufku açık genç ülkesine dönüşte geleneksel Türk müziği icrasına, besteciliğine yönelmişti. 1988’de, 88 yaşında hayata veda ederken geriye 100’e yakın beste bırakmıştı. 51 yaşında yayımlanan bir röportajda “Makam bilmeyen bir sadende taksim yapamaz, yapsa bile monotonluktan kurtulamaz” diyor. Ankara ve İstanbul radyolarının demirbaşlarından olduğu, icrakârlığı kadar bestekârlığı ile de ün salmış bulunduğu için Cevdet Çağla’yı, Anadolu’nun en ücra köşelerinde bile tanımayan kalmamıştır. Sanat yönünden en müşkülpesent münekkitlerin dahi takdirlerini kazanan Cevdet Çağla, icrada bayağı tavırdan her zaman uzak kalmış, kendine has denebilecek…
Geleneksel Türk müziğine 400 civarında eser kazandıran bestekar Lemi Atlı yaşama veda edeli 70 yıl oluyor. Ölümünden altı yıl sonra anılarını aktaran yakın dostu Osman Nihat, “Nadir yetişir insanlardan biriydi” diyor. Lemi Atlı’yla beni, Maltepe Askeri Lisesi Almanca muallimi Mubahat Bey tanıştırmıştı. Mubahat Bey’in birçok meziyeti arasında sesinin güzelliği üstad Lemi Atlı’nın nazarı dikkatini celbetmiş olacak ki, kendi eserlerinden bir kaçını “Columbia” plâk kumpanyasında okunması için şirketle bir anlaşmaya bile varmışlardı. Lemi Bey, Mubahat ve ben Kadıköy’de Bayram yeri adıyla anılan Mısırlıoğlu’nda oturuyorduk. Fakat ben, Lemi Atlı’nın sadece eserlerini biliyor, kendini tanımıyordum. Bir akşam Asya Gazinosu’nda Mubahat Bey’e rastladım.…
Güçlü tenor sesiyle Rumeli türkülerine, fasıllarına can katan Mustafa Çağlar 1950’lerde solistlik yaptığı İstanbul Radyosu’nda ciddi sorunlar yaşamıştı. Ölümünden 10 yıl önce yayımlanan bu röportajda hayatını, hayallerini anlatırken bir yandan da İstanbul Radyosu Müzik Şefi bestekar Cevdet Çağla’yı suçluyor “Devlet radyosu gazino gibi yönetilmez” diyor. Bu satırlar, size Mustafa Çağlar ile sual ve cevap şeklinde bir konuşmayı verecek; malumdur ki, gazetecinin sorduğu her sual, halkın bir merakını teşkil eder. Alınan cevap ise, halkın meraklarını cevaplandırmaktan ibarettir. İşte suâllerimiz ve cevapları: Sanat hayatınızı anlatır mısınız? — Ben Midilli muadillerindenim. Ayvalık’a muhacir olarak geldiğimiz zaman Türk Ocakları vardı. Bazı hevesli gençlerle…
Atatürk, Riyaseti Cumhur Orkestrası’nda görev yaptığı dönemde Münir Nurettin Selçuk’u birkaç kez Çankaya sofrasına davet etmişti. Selçuk, sağlık sorunlarını gerekçe göstererek gitmemişti. Yıllar sonra bir gün Çankaya’ya çıkması gerekti. Ve hayatı boyunca unutamayacağı Giyom Tell olayını yaşadı. Azmi Nihat’ın 1950’de yayımlanan notlarından naklen… Radyo ses ve saz sanatkârlarının Atatürk’e dair kıymetli hâtıraları var. Bunlardan bazısını kendileriyle görüşürken, bazısını da sanatkârların, Atatürk’e ait hâtıralarını anlattıkları tanıdıklarından dinleyerek tesbit etmiştim. Notlarımdan sizlere, bu kıymetli hâtıralardan birkaçını nakledeceğim. Bütün sanatkârları takdir eden Atatürk, sevdiklerinden iltifatını esirgemediği gibi, Münir Nurettin Selçuk’u da çetin bir imtihana tâbi tutmuş ve onun yüreğini korkudan ağzına getirmiştir. Evet,…
80 yaşını geride bırakan ses sanatçısı, öğretim üyesi Tülin Korman konservatuvar öğrenimi almış, dahası Saadettin Kaynak, Münir Nurettin gibi ustalarla çalışmıştı. 25 yaşında yayımlanan ilk röportajlarından birinde ailesini, geçmişini, müziğe başlangıç sürecini detaylarıyla anlatmıştı. “En sevdiğim şair, Nedim’dir.” Bu sözü Beşiktaş, Şair Nedim Sokağı’nda 29 numaralı evde oturan genç kız söylüyor. Yatağının başucunda bir Kur’an bir de Divan asılı. Nedim Divanı… Sade döşenmiş oturma odasının duvarlarını tanınmış hattatların “talik”, “sülüs”, “nesih” hatları süslüyor. Bir köşede piyano, onun üzerinde keman, tanbur, ud var. Kitaplığın içi en güzel şiir kitaplarıyla dolu. Kitaplığın üstüne ise ney, kanun, def konulmuş. Burası bir oturma odasından…
Tanburi Cemil’in öğrencilerinden Refik Fersan “Düştü enginlere ince hüzün” gibi pek çok unutulmaz şarkının bestecisiydi. 1951 yılında, 58 yaşında Baha Kayserilioğlu’na alaturka musikiye karşı yasakçı tavırları eleştirirken “Alaturkayı değil, piyasa müziğini yasaklasınlar” diyordu. Refik Fersan’ın sanat cephesini birkaç kelimeyle hülasa etmek zarureti hasıl olursa deriz ki: Fersan virtüözlük derecesine yükselmiş bir tanbur sanatkarı ve aynı zamanda klasik stilde bine yakın eser bestelemiş olan kudretli bir Türk bestekarıdır. Hemen bütün eserlerinde asil bir ruhun akislerini sezmek mümkündür. Son zamanlarda ağızdan ağza dolaşan şu şarkının nağmeleri ne kadar güzeldir: “Ver saki, tazelendi derdim bu gece Bir tek daha ver, sorma gelen…
Arap müziğinin efsanevi ismi, Ümmügülsüm şarkılarının bestecisi Muhammed Abdülvahab 1940-50’lerde Türkiye’de de çok popülerdi. Münir Nurettin’in yakın dostu olan sanatçının eserlerinin Türk bestecilere ilham verdiği söylenirdi. Murat Bardakçı, 1980’lerde Abdülvahab’la Mısır’da buluşmuş, bu konuyu da sormuştu. “Akdeniz Müziği, son 50 yılda dört efsane ses yarattı” der, bu “efsane”leri “Fransa’dan Edith Piaf, Portekiz’den Amelia Rodriguez, Mısır’dan Ümmügülsüm’le Abdülvahab…” diye sıralarlar. Birkaç yıl öncesine kadar bu dört isimden sadece Amelia’yı hayatta biliyordum. Mısır’da yaşamaya başlamamın ilk günleriydi… Üç kanallı TV, her gece çok yaşlı, güçlükle ayakta duran ama elindeki bageti kıvrak hareketlerle sallayan üniformalı bir şefin yönetimindeki bandonun çaldığı milli marşla kapanıyordu.…
