Yazar: Editör

Bağlama üslubuyla Arif Sağ’dan Neşet Ertaş’a pek çok sanatçıyı etkileyen Bayram Aracı 1950’lerde radyoda kazandığı şöhreti gazinoda nakte dönüştürmeyi seçmişti. 31 yaşında yapılan röportajda rekabet ortamının da etkisiyle “Bunu söylemek doğru değil ama sazı memlekete ben tanıttım” diyordu. Konyalı Murat Tiftik ile İnebolulu Sarı Recep’in üstüne saz üstadı tanımadığını söylüyordu. Onu sazıyla Feriköy’deki evinde bitmez tükenmez egzersizlerden birini yaparken, randevusuz yakaladım. İlk cümlesi şu olmuştu: — Vay efendim, bize de şeref verir miydiniz ? Hoppala ,bu ne biçim sözdü! Seni bulmak mesele. Şimdi de tesadüfen yakalayabildik. Dolayısıyla röportajımızı da bitirelim ve resimleri çekelim. — Hay hay! Misafir odasına alındık.…

Read More

“Türk Musikisinin Nazariye ve Esasları” başlıklı kapsamlı kitabın yazarı Ekrem Karadeniz, piyanonun Türkiye’ye gelişinden sonra Türk Müziği’nin “berbat olduğunu” düşünüyordu. 1981’de 77 yaşında hayata veda eden Karadeniz’e ölümünden birkaç ay önce “Türk Müziği’nin güncel durumu” sorulmuştu. İşte cevapları… Türk müziğinin bugün içinde bulunduğu önemli sorunlar sizce nelerdir? – Müzik değil, musiki… Benim ağzımdan “müzik” diye yazmayın; önce bunda anlaşalım. Türk musikisi… Efendim bu sanat padişahlar devrinde himaye, himmet görmüştür. Enderun vardı eskiden; bu Enderun’dan yetişenler tarafından iyi besteler yapıldı bir zamanlar. Saray himayesinde, ekmek derdinden uzak, geçim sıkıntısından uzak sanatkârlar, musikiden başka bir şey düşünmezler, dolayısıyla daha iyi beste…

Read More

Selahattin Pınar, 1960 Şubatı’nda Kalamış’taki Todori’nin lokantasında sofraya oturduğu sırada geçirdiği kalp krizinden öldüğünde 58 yaşına gireli 2 hafta olmuştu. Geriye kuşaklar boyunca söylenecek 100’e yakın şarkı kaldı. Besteci, 43 yaşında, Radyo dergisine yeni eserlerini anlatırken “Kendimi beste için hiç zorlamam, acele etmem” diyor. Selahattin Pınar tanburu dile getiren bir sanatkar olduğu kadar, içli ve hisli besteleriyle tanınmış bir bestekârdır. Kendisini ziyaret ettiğim zaman, nasıl yetiştiği, nasıl tanbur çaldığı, başından merak uyandıracak ne gibi bir vak’a geçtiği şeklinde, klâsik, hatta demode olmuş suallerle canını sıkacağını sandı, zannederim. Fakat, aziz dostuma, kendisini bu çeşit suallerle sıkmayacağım teminatını verince, biraz ferahladı.…

Read More

1951 yılında gazeteci Baha Kayserilioğlu, üstad Münir Nurettin Selçuk’a bestecinin sosyal sorumluluğunu sordu, bakın ne cevap aldı: “İyi bestekârlar fertlerin iyi ve nezih zevklerine hitap eder. Sıradan hislerden kurtararak ruhaniyete doğru yükseltir. Nitekim, yüksek bir ruhun akislerini taşıyan musiki eserleri insan ruhunu ne kadar yükseltirse, basit ve fena eserler de insanları o derece küçültür ve asil hislerden uzaklaştırır. (…) Baştanbaşa ıstırap, keder, üzüntü ve buna benzer kelimelerle dolu olan güfteler insanları bedbinleştirir, hayatın neşesinden uzaklaştırır.” Türk musikisi denince ilk akla gelen isim, hiç şüphesiz ki Münir Nurettin Selçuk. Münir Nurettin kim ve ne yapmıştır? Bu kadar detaylı bir sorunun cevabını…

Read More

Tanburi Cemil’in öğrencisi Fahire Fersan, Yahya Kemal’den “kemençesinde bütün İstanbul dile geliyor” övgüsünü alacak kadar önemli bir virtüözdü. Çoğunlukla besteci eşi Refik Fersan’ın gölgesinde kalmıştı. 1997’de, 97 yaşında aramızdan ayrılırken geriye pek çok kayıt bıraktı. Baki Süha Ediboğlu, Fersan çiftini anlatırken, Fahire Fersan’ın da hakkını teslim ediyor. Yıllardan beri Ankara Radyosu’nda çalışmakta olan üstad Refik Fersan ve değerli eşi Fahire Fersan İstanbul’a geldiler. Ankara Radyosu’nda hem icrakâr, hem de hoca olarak çalışan bu sanatkâr çiftin Türk musikisine yaptıkları büyük hizmeti herkes bilir. Şimdi, değerli hizmetlerini İstanbul Radyosu ve İstanbul Konservatuarı’na tevcih etmişlerdir. İstanbul Belediyesi Konservatuarı’ndan başka, radyomuzda da vazife alan…

Read More

Kanuncu Hilmi Rit, klarnetçi Şükrü Tunar’ın uzun yıllar saz arkadaşıydı. Tunar’ın ölümünden bir yıl sonra Ses dergisine anılarını yazmış, Zeki Müren’in anılarını da bu yazıya eklemişti. Onu kaybedeli tam bir sene oldu. Ama insana dün gibi geliyor. Bir yıl evvel 17 Ağustos’ta toprağa verdiğimiz merhum Şükrü Tunar, hiç şüphesiz Türk musikisinin yetiştirdiği en büyük klarnetçiydi. Beyefendiydi. Kimseyi gücendirmez, kırmaz, nazik, hassas insandı. Kendisini herkese sevdirmişti. Temiz giyinmeye meraklıydı. Şükrü Tunar’ı iki yönden tetkik etmek lazım: Bestekarlığı ve icracılığı. Eserleri daima sevilmiş, tutulmuş ve dinlenmiştir. Onun ismini, ilelebet yaşatacak çapta olanlar çok. İcracılığına gelince tam manasıyla sazını yenmiş, sanatın zirvesine çıkmıştı.…

Read More

Halıcıoğlu İlkokulu’nun genç ve yoksul öğretmeni Safiye Ayla arkadaşının yönlendirmesiyle Darüttalim’e başvurmuş, sesi beğenilince kısa sürede şöhrete kavuşmuştu. 27 yıl sonra müzik serüvenini, Atatürk’ten Şerif Muhiddin’e uzanan hayatını anlatırken “Geçmişin yoksul günlerini özlüyorum” diyordu. Siyah önlüklü esmer kız Sandal Bedesteni’nin kırık camlı kapısını itti, içeriye girdi. Vitrinlere konmuş zümrütlere, altınlara, pırlantalara şöyle bir göz attı. Sonra ev eşyalarının, halıların, müzik âletlerinin gösterildiği büyük salona doğru sessizce yürüdü. Ön sıraya oturdu. Bir piyano satılacaktı. Münadi zile bastı: “Kuyruklu piyano… 350 lira… Arttıran yok mu?..” diye bağırdı. En arka sıradan bir sesin “360” diye fiyatı arttırdığı duyuldu. “Yalnız akorduna bakacağım.” Münadi…

Read More

20 Temmuz 1891’de, alkol koması sonucu 31 yaşında hayata veda etmişti Şevki Bey. 125 yıl geçti aradan. Şarkıları hâlâ seviliyor, dinleniyor. Edebiyatçı Necati Cumalı, Yılmaz Öztuna’nın büyük bestecilerimiz sıralamasında Şevki Bey’i ikinci sıraya koymasına muhalefet ediyor. Şevki Bey’in “Sonbahar Şarkısı” klasik müziğimizin en çok sevdiğim şarkılarının başında gelir, ilk dinlediğim günden beri büyülemiş, bestecisinin derin duyarlığına hayran etmiştir bu şarkı beni. Bestecisinin diyorum, çünkü klasik müziğimizle ilgimiz kopuktur, bilgilerimiz dağınık, şuradan buradan kapmadır bizim. Bu şarkının Şevki Bey’in bestesi olduğunu, kulağıma ilk çalındığından nice sonra öğrendim… Yılmaz Öztuna’nın “Şevki Bey” üstüne yazdığı kitabı bu gerçekle bir kez daha karşılaştırdı…

Read More

Türk müziğinin önde gelen besteci, udi ve çellistlerinden Şerif Muhittin Targan’ın 1950’de İstanbul’a konser vermeye gelen efsanevi çellist Gaspar Cassado tarafından övgülere boğulduğu söylenir. İşte bu iddialara kaynak olan Nizamettin Nazif röportajı. Müziğin en ilahi tesiri yaylı sazlardan viyolonsel (1) adı verilen büyük kemanından yayılır. Şark’ta kemençe neyse Garp’ta keman odur. Garp’ın büyük kemanı da Şark’ın küçük kemanı gibi iki diz arasında çalınır. Virtüözlüğü en güç edinilen alet bu olsa gerek. Şark’ta iyi kemençeci ne kadar azsa, Garp’ta da viyolonselci o kadar azdır. Düşününüz bir kere, büyük Cemil (Tamburi) kendisini bile büyük kemençe artisti saymak istemezdi. Büyük Cemil’in kemençede…

Read More

Klasik Türk Müziği’nin Cumhuriyet döneminde az sayıdaki kadın bestekarından Melahat Pars, “Gamlı Hazan” gibi unutulmaz şarkılar yazmış, 2005’te 87 yaşında aramızdan ayrılmıştı. 1950’de ilk bestelerini yaptığı günlerde Ankara’daki evini ziyaret eden gazeteciye mahcup bir ifadeyle “aman efendim onlardan bahsetmeseniz” demişti. Ankara Radyosu’nda sık sık şahane sesini dinlediğimiz Melahat Pars’ın çok mütevazı bir sanatkar olduğunu bilmem tahmin ediyor muydunuz? Bu tevazuu bir tarafa, cana yakınlığı, tatlı dili, sadeliği, her şeyden olduğu gibi bahsedişiyle bambaşka bir sanatkar. İşte bu yüzden kendisini Dinç Apartmanı’nda ziyaret ettiğimiz vakit, dereden, tepeden epeyce konuştuk. Nihayet sözü doğumuna intikal ettiren Bn. Pars anlatmaya başladı: – Efendim,…

Read More