Yıl 1958, İnci (Atalay) Çayırlı yeni evli, eşi tanburi Burhan Atalay askerde. Evinde ağırladığı Hayat Dergisi’nin deneyimli muhabirine türkülerle başlayan müzik yaşamını, hayranı olan Nebioğlu İsmail Hakkı Bey ve tangocu Necip Celal’in adına ithaf ettiği besteleri, 23 Nisan’da Burgaz Adası’nda İstiklal Marşı söyleyen ilkokul öğrencilerini yönettiği ilk koro şefliği deneyimini anlatıyor. 227111 numaralı telefon uzun uzun çaldı. Orta yaşlı, gözlüklü bir adam piyanosunun başından kalktı. El yordamıyle telefonu buldu: — Buyurun, dedi Kısa bir sessizlik oldu. Telefonun öteki ucundan “billûr” gibi bir ses, bir şarkıya başladı: Sazın gibi sinem dahi bir name senindir. Var sineme mızrabın ile sine senindir.…
Yazar: Editör
Saffet Gündeğer,Klasik Türk Müziği’nde olduğu kadar cazda da takdir edilen nadir klarnetçilerdendi. Yıldızların saz takımında yer aldıktan sonra 1970’lerde Okay Temiz’le caz dünyasında şöhrete kavuşmuştu. 1994’te 72 yaşında hayata veda ettiğinde geriye yüzlerce radyo kaydı kaldı. Gündeğer ender röportajlarından birinde “sazını akort edemeyenler karşıma büyük sanatçı olarak çıkıyor” demişti. Sayın Gündeğer, sizi dinleyiciler daha çok Türk musikisiyle tanıdılar. Oysa, gerek Okay Temiz’le, gerek tanınmış caz müzisyenleriyle yaptığınız çalışmalarda, özellikle emprovize çalışınızla caz dinleyicisinin de dikkatini çektiniz. Bize müzik geçmişinizden söz eder misiniz biraz? – Bandırma’da Saatçi Mehmet Efendi’den aldığım keman dersleriyle başladım müziğe. 1936-37 yılları olmalı. Sonra klarnet çalmaya başladım…
Genç sanatçılarımızın dünya sahnelerindeki başarılarını değerlendirirken çoğu zaman geçmiş kuşakların kazanımlarını unuturuz ya da görmezden geliriz. Hasan Ferid Alnar’ın 1935’ten itibaren Viyana Senfoni’ye 2 konserde şeflik yapması, kanun gibi otantik bir çalgı için yazdığı konçertoyu seslendirmesi, toplam 5 konserde eserlerinin yorumlanması bugün bile gurur duyulacak başarılar. İşte Viyana Senfoni arşivindeki belgelerden, Alnar konserleri… Hasan Ferid Alnar, ölümünden 3 yıl önce, 1975’te TRT televizyonunda Kaynak Gültekin’in hazırladığı “Sanatçının Dünyası” programında Viyana Senfoni Orkestrası’yla konserlerini şöyle anlatmıştı: “1935 yılında Cemal Reşit Rey’le beraber Viyana’ya davet edildik. Prelüd ve iki Dans’ın profesör Oswald Kabasta yönetimindeki Viyana Senfoni Orkestrası tarafından çok güzel icra…
“Keman benim bedenimin bir parçası. Aramızda kemanın doğal titreşimlerini donuklaştıracak bir kumaş parçası olmamalı, doğrudan doğruya tene temas eden kemandan çok daha iyi ses çıkıyor” diyor Anne-Sophie Mutter. Anne-Sophie Mutter , göğüslerinin önemli bir miktarını dışarıda bırakan kan kırmızısı ‘strapless’ yani askısız tuvaletinin eteklerini savurarak, yüzünün sağ tarafını çapkınca örten mebzul dalgalı saçlarını uçuşturarak sahneye çıktığında konser salonundan aldığı ilk tepki derin bir iç çekmesi oluyor. Ancak, Anne-Sophie Mutter, her ne kadar bir modern zamanlar Rita Hayworth’una benziyorsa da, kemanını çenesi ile çıplak omzu arasına sıkıştırıp çalmaya başladığında, bu genç hanımın hiç şakası olmadığını anlamakta gecikmiyorsunuz. “Keman benim bedenimin bir…
20’nci yüzyılın ilk yarısının efsanevi piyanisti Gieseking (1895-1956), zihinsel hazırlığın önemini anlatıyor. Eseri iyi öğrenen, konsantrasyonu yüksek bir yorumcunun icra sırasında sorun yaşamayacağını söylüyor. Benim çalışma ve ezberleme şeklim hakkında methedici fakat az veya çok hayal mahsulü hikâyelerin anlatıldığını biliyorum. Bu sebepten nasıl çalıştığım hakkında açık bilgi vermek istiyorum. Teknik egzersiz katiyen yapmam. Bunu tamamen lüzumsuz addederim. Bir öğrenci gamları, arpejleri ve bunlara benzer teknik esasları bir defa öğrenmişse bunları yapabiliyor demektir! Öyleyse parmakları boşuna yormak ve sıkıntıya sokmak neden? Devamlı bir adele çalıştırmasını gerektiren, pek müsait yapıda olmayan bazı eller bulunabilir. Fakat ben buna da pek inanmıyorum. Daha…
Şef Riccardo Muti, orkestradan karakteristik tını elde etmenin önemini Herbert von Karajan’dan öğrendiğini söylüyor. Orkestra tınısının ulusal kültürle bağlantısına dikkat çekiyor. CD kayıt teknolojisinin, plak firmalarının dayatmasıyla günümüzde orkestraların aynı tınlamasından şikayetçi. “Kişiliklerini kaybediyorlar. Şu anda tınının apaçık tesviyesini yaşamaktayız” diyor. O, Barack Obama’nın şehri Chicago’da neredeyse Birleşik Devletler başkanı kadar popüler. Viyana ve Salzburg’ta 45 yıldan beri saygı görüyor. Maggio Musicale Fiorentino, Milano Scala ve Roma Operası’nı yönettiği memleketi İtalya onu adeta taparcasına seviyor. Hatta geçen yıl onun Quirinal Tepesi’ne yerleşmesinden, yani cumhurbaşkanı olmasından bile söz ediliyordu: Ricardo Muti dünyanın en ünlü şeflerinden. Napoli doğumlu. 2017 Temmuzu’da 76 yaşına…
1938 Ağustosu’nda Amerikan Down Beat dergisinde yayımlanan bir açık mektup caz dünyasında geniş yankı uyandırmıştı. Yazan Jelly Roll Morton adlı bir piyanistti. “Melodileri unuttuğum için doğaçlama yapardım, caz benim icadımdır” diyordu. Sayın Bay Ripley: Uzun yıllardır “İster inan, ister inanma” köşenizin okuruyum. Radyo programınızı da derin bir ilgiyle dinliyorum. Samimi olarak ifade etmem gerekirse çabalarınız doğa bilimine önemli bir katkıdır! 26 Mart 1938’deki programınızda W.C. Handy’yi caz, stomps ve blues’un yaratıcısı olarak açıkladınız. Bu açıklamayla bana büyük haksızlık yaparken pek çok hayranınıza da yanlış bilgi verdiniz. Tüm tartışmaların ötesinde, şunu açıkça biliyoruz ki New Orleans cazın beşiğidir. Ve ben de…
Avusturyalı çellist, orkestra şefi, besteci, erken çağ müziği uzmanı Nikolaus Harnoncourt 2016 Martı’nda 87 yaşında hayata veda etti. 22 soruda dünyaya bakışını anlattığı bu röportajda “Tüm büyük bestecileri değerlendirdiğinizde aralarından yalnızca ikisinin bir baş yukarda olduğunu görürsünüz: Bach ve Mozart” diyor. Sizce en büyük nitelik nedir? – Fantezi. Bürokratlardan nefret ediyorum. Fantezinin ne olduğunu bilmiyorlar. Dünya üzerinde gelmiş geçmiş en büyük bilimadamlan daima fantezi kuranlar. Einstein’a bakın mesela. Eğer ruhunu kemanından başka konulara açmamış olsaydı bu deha patlamalarını yaşayabilir miydi ? Buna karşılık ruhları fanteziden uzak bilimadamları beni dehteşe düşürüyor. Bir insanda tercih ettiğiniz nitelik? -Kadın olsun, erkek olsun…
20. Yüzyıl’ın Shakespeare’i aratmayan en başarılı “Romeo&Jülyet” uyarlaması “Batı Yakası’nın Hikayesi” ilk kez 1957’de sahnelenmiş, o günden sonra hiç gündemden hiç düşmemişti. 25 yıl sonra The New York Times gazetesi tiyatro ve film eleştirmeni Mel Gussow müzikal üzerine kitap yazmaya karar verince, bestecisi Leonard Bernstein’la mülakat yapmıştı. Bernstein’ın ünlü Broadway müzikalinin perde arkasını anlattığı konuşma, öldüğü hafta gazetede yayımlanmıştı. “Batı Yakası’nın Hikayesi” nereden kaynaklandı? – 1949’da Jerry Robbins, “Romeo-Jülyet”in müzikal uyarlamasını yapmak istiyordu. Çok heyecanlıydı. Arthur Laurents’i ve beni görüşmeye davet etti. Eseri çağdaş varoşlara uyarlamak istiyordu. Bölge olarak New York’un aşağı doğu bölgesini seçmişti. Öykü paskalya ve hamursuz bayramının…
Güçlü, kıvrak hançeresiyle 1950’lerde radyonun en gözde solistlerindendi Sabite Tur Gülerman. Şöhretini gazino sahnelerinde de sürdürdü. 1989’da, 62 yaşında hayata veda ettiğinde geriye çok sayıda şarkı kaydının yanı sıra besteleri kaldı. 23 yaşında yapılan ilk röportajlardan birinde besteciliğe adım atışını heyecanla anlatıyor. Haliç kendi aleminde bir semttir. Eski Haliç safalarını, bu arada Kâğıthane alemlerini hatırlayan biraz yaşlıcaların olacağını tahmin ederim. Haliç’ten Kâgıthane’ye doğru süzülen sandallardan yükselen sesler bugün kulaklarımızda… Bir kıyısında Loti’nin azadesiyle Eyüp, öbür tarafla Karaköy Köprüsü’nden başlayarak Azapkapı, Kasımpaşa, Taşkızak, Hasköy ve nihayet Atlınboynuz’un sonu. Bu sevimli semtlerin deniz kıyısından yavaş yavaş uzaklaşarak set halinde yükselip, bir kışla…
