13 yaşında, ortaokul ikinci sınıf öğrencisiyken İstanbul Radyosu’nda ilk kez şarkı söyleyen Radife Erten, uzun yıllar TRT sanatçısı olarak hizmet verdi. Sanatının kalitesini korudu. 28 yaşında, Ankara’da gazeteciye hayatını anlatırken “O yaşta radyoya çıktığımda hiç heyecanlanmamıştım, şimdi hayret ediyorum bu duruma” diyordu. Sonraki yıllarda koro yöneten, beste yapan sanatçı 1988’de 65 yaşında yaşama veda etmişti. Radife Erten’i evinde ziyaret ettiğim zaman ne ile meşgul bulunduğunu bilmem tahmin edebilir misiniz? Nota ile mi? Ne münasebet efendim’ Ankara’da pek meşhur olan Mısır pokeri mi oynuyor, dediniz? Hayır o da değil! Yemek mi pişiriyordu? Hayır, hayır. Efendim hesaba göre 28 yıl evvel…
Yazar: Editör
Türk Müziği’ne yıllarca enstrümanıyla hizmet veren, soyadını çalgısından alan Ziya Santur, 80 yaşından sonra yazdığı ney ve santur metodlarıyla geriye önemli bir miras bırakmıştı. 1948’de, ölümünden dört yıl önce yapılan röportajda “Bu sazı çalan olmadığı için arkadaşlarımın ısrarıyla başladım, 75 yıldır devam ediyorum” diyordu. Boğaziçi’nin dillere destan güzelliği arasında şiir sahasına en fazla akseden mahalli hiç şüphesiz Kanlıca’dır. Bu güzellik diyarı üstad Yahya Kemal’e bazen: Mev’ıdi mehtaba saz açmış gümüşten şâhrâh Şeb nedir? Körfezde mihrabdan görmüş o mâh Mısralarını ilham etmiş, bazen da memleket dışında bulunduğu zamanlar hiç ümit etmediği bir sırada candan sevdiği Türk musikisini dinleyince: “Bütün bir…
Ercüment Berker, Muzaffer İlkar gibi bestecilerin armoni ve solfej öğretmeni, piyanist ve besteci Fulya Akaydın geleneksel Türk Müziği’nin isimsiz kahramanlarından. İstanbul Belediye Konservatuvarı’nda Cemal Reşit Rey’in öğrencisi oldu. İstanbul Radyosu ve Kadıköy Şark Musikisi Cemiyeti’ndeki çalışmalarında piyanoyu geleneksel müziğe kazandırmakla kalmadı, pek çok öğrenci yetiştirdi, 1975’te hayata veda etti. 42 yaşında yapılan bu nadir röportajda Akaydın’ın Batı Müziği geçmişini geçiştirme çabası dikkat çekici. Güzel sanatların her dalında olduğu gibi müzikte de profesyonel alana girmediği için toplum tarafından bilinmeyen, buna mukabil sanat çevresinde büyük şöhret kazanmış pek çok sanatkârımız var. Eski İstanbul Radyosu’nda “İnci” takma ismiyle uzun zaman sesini ve…
Kemani Emin Ongan, 1938’de yönetimini devraldığı Üsküdar Musiki Cemiyeti’nde pek çok öğrenci yetiştirdi. 1985’te, 78 yaşında hayata veda ettiğinde geriye “Sevemez Seni Hiç Kimse Benim Kadar”, “Titrer Yüreğim” gibi şarkılar ve saz eserlerinden oluşan 78 eserlik bir repertuvarın yanı sıra Hüsnü Anıl, Arif Sami Toker, Niyazi Sayın gibi pek çok öğrenci bıraktı. Ongan, 1952’de cemiyetin çalışmalarını şöyle anlatmıştı… İstanbul Radyosu’nda Emin Ongan idaresindeki Üsküdar Halk Musikisi Derneği topluluğunun disiplinli konserlerleri dikkat çekiyor, zevkle dinleniyor. Bir gün radyoya uğradığımda pek mütevazı kişiliğiyle tanınan Emin Ongan’la radyonun kantininde karşılaştım. Bu musiki derneğinin başkanı olan kemani Ongan’la hasbıhal ederken sordum: Cemiyetiniz nerede?…
Boğaziçi Üçlüsü, evrensel yapıtların yanı sıra Türk bestecilerin üçlü için yazdığı eserleri seslendirmeyi, tanıtmayı amaç edindi. 2018 başında İstanbul’da, Süreyya Operası’ndaki konserinde Ferit Tüzün’ün 1950’den bu yana arşivlerde bekleyen piyanolu üçlüsünü tekrar gündeme taşıdı. 2016 yazında kemancı Özgecan Günöz Kızılay ve piyanist Özgür Ünaldı, çellist Çağlayan Çetin’in önerisiyle bir araya geldiğinde, üçlü öncelikle repertuvar araştırmasına girişmişti. Piyanolu üçlü için yazılmış evrensel müziklerin yanı sıra Türk bestecilerinin unutulmuş eserlerini de gündeme getirmeyi hedefliyorlardı. “Yaşayan bestecilerimizin çok sayıda piyanolu üçlüsü var elimizde, fakat biz özellikle hayatta olmayanların eserlerine öncelik vermek istedik. İlhan Baran ve Hasan Ferit Alnar’ın bestelerini bulduk” diyor kemancı Kızılay.…
1997’de, 71 yaşında, geriye 500 civarında beste bırakarak hayata veda eden Arif Sami Toker önceleri ses sanatçısı olarak tanınmıştı. Radyoyla yetinmiş, kısa bir tecrübeden sonra gazinolardan uzak durmuş, halkevlerinde ilk Türk müziği kurslarını düzenlemişti. 24 yaşında, 200 civarında eser bestelemiş genç bir sanatçı olarak hayatını anlatırken “Bestekârlıktaki hevesimi, armonize edilecek Türk müziği ile yapılacak eserlere saklıyorum” diyordu. Henüz 24 yaşında olan Arif Sami Toker, aynı zamanda çok içli ve genç erkek solistlerden kat kat üstün bir sese sahip. İstanbul Radyosu açıldığında vatanî vazifesini yaptığından Arif Coşkunay ismiyle şarkılar okuyan sanatçı, şimdi “Arif Sami Toker” diye anons edilmekte. Bu genç…
Asker kökenli bestecilerdendi. “Hani Ayrılmam Derdin”, “Yıllarca Peşinden Ağlatan Kadın” gibi şarkıları Safiye Ayla, Müzeyyen Senar başta olmak üzere dönemin önde gelen solistlerinin sesiyle şöhrete kavuşmuştu. Zeki Duygulu, lisede Kurtuluş Savaşı’na katılmış, 30 yaşında ordudan ayrılıp besteciliğe yönelmişti. 46 yaşındayken kapısını çalan gazeteciye 500’e yakın bestesi olduğunu bir de makam geliştirdiğini söylemişti. Elindeki gözlüğünün camlarını bir mendille silerken, bir ara gözlerini bana döndürerek: — Şimdiye kadar, dedi, bestelediğim musiki eserlerinin sayısı üç bini geçmiştir. Hattâ bunlara ilâveten, Sürur-u efza isimli bir de makam icad ettim. Fakat ne yazık ki, talih, bizim yüzümüze gülmedi. Talih yüzüme gülmedi Zeki Duygulu’yu dinlerken…
Besteci Pınar, 48 yaşında, şöhretinin doruğunda ve ölümüne 10 yıl kala yayımlanan bu röportajda hayatını, müzik yaklaşımını anlatıyor. “1318 yılında İstanbul’un Küçük Çamlıca semtinde doğdum. Babam eski kadılardan ve hürriyet mebusu Sadık Bey’dir. Babam da musikiyi çok severdi. Zaman zaman o güzel sesiyle bize musikimizin birer incisi olan klâsik şarkılar okurdu. Ben ise musikiye hiç kimsenin teşviki olmaksızın 12-13 yaşlarında başladım. O sıralarda evlerde ut çalma merakı almış yürümüştü. Annem de ut dersi alıyordu. Evde kimsenin bulunmadığı zamanlarda annemin udunu habersizce alır ve kendi kendime bir şeyler çıkarmaya uğraşırdım. Bu sıralarda Üsküdar’a taşınmıştık. Üsküdar, sonraları musiki hayatımda dönüm noktası oldu.…
1980’lerin başında ozan Muhlis Akarsu “Dağlar Seni Delik Delik Delerim”i besteler. Radyoda söyler. Arkadaşı Arif Sağ, programdaki diğer deyişlere oranla “hafif” bulur. Sağ, birkaç hafta sonra evinde ziyaretine gelen Akarsu’ya “Ola ki öleceğin tutar, senin videonu çekeyim” der. Akarsu, “Dağlar”ı okur. Dinledikçe deyişi seven Sağ o günlerde yeni plak kaydeden Belkıs Akkale’nin okumasını sağlar. Ve deyiş unutulmazlar arasına girer. Ölümünden 8 yıl önce yayımlanan röportajda Akarsu müziğini anlatıyor. Türk Halk Müziği’yle ilgilenmeyenlerin bile deyişleriyle tanıdığı Muhlis Akarsu, Cem Karaca’nın zirvede bulunduğu yıllarda söylediği “Obur Dünya” ve sonrasında dillerde dolaşan “Ne Sevdiğin Belli Ne Sevmediğin”le geniş kitlelere ulaşmıştı. Bir de bugünlerde…
“Neyleyim Köşkü”, “Gezdiğim Dikenli Aşk Yollarında”, “Ah Güzel İstanbul” gibi 100 civarında şarkının bestecisi, udi Kadri Şençalar 1950 yılında, 38 yaşında ününün doruğundaydı. Taksim’de apartman inşa ettiriyor, burada müzik dershanesi açmaya hazırlanıyordu. Hayali içkili ortamlarda daha fazla müzik yapmak zorunda kalmamaktı. Dostlara randevusuz gitmek kadar güzel bir şey yoktur, dersem sakın şaşmayın. Baskınımıza uğrayanlardan biri de bestekâr ve cümbüşçü Kadri Şençalar oldu. Kapıyı açınca: “Demek defterinizde biz de kayıtlıymışız. Bu ne şeref…” gibi fazla tevazu gösterince konuştuğu şekilde mukabelede bulunduk. Bir dakika sonra zevkle döşenmiş ufak salona girdiğimizde Sahibinin Sesi plâk firması şefi Mihran’la karşılaştık. İş hususunda Kadri Şençalar’la konuşmaya…
