Yaklaşık 10 yıldır Almanya’da, Münih ve Mahler oda orkestralarının üyesiydi Onur Özkaya. İdealleri doğrultusunda Türkiye’ye döndü. MSGSÜ Konservatuvarı’nda ders vermeye başladı, BİFO’nun kontrbas grubu şefliğini üstlendi. 2015 yazında, 35 yaşında, Ayvalık Müzik Akademisi’nde ilk kez kontrbas ustalık sınıfı gerçekleştirdi. “Hedefim enstrümanın solist yeteneğini topluma göstermek, Türk kontrbas ekolünün oluşmasına destek vermek” diyor. Avrupa’nın önde gelen orkestralarında şansınızı denemek yerine neden Türkiye’ye dönüp eğitimci olmayı tercih ettiniz? – Öğrenimini tamamlayıp profesyonelliğe adım atan müzisyenin önünde birçok yol belirir. Solo kontrbas repertuvarına ve oda müziğine ilgim, yurt dışı öğrenimindeki gözlemlerim, eğitim sisteminde gördüğüm eksiklikler beni şu andaki konumuma getirdi. Mahler Oda Orkestrası…
Yazar: Editör
1960 ’lı yılların Sofya ’sında, tıp öğrenimi gören Ulucan çifti David Oistrakh, Leonid Kogan gibi kemancıları, Svietoslav Richter gibi piyanistlerin konserlerini kaçırmaz, onları dinlerken hep düş kurardı. Bir gün çocuk sahibi olmak, çocuklarını müzisyen olarak yetiştirmek ve sahnede izledikleri büyük ustalar gibi ayakta alkışlanırken görebilmekti hayalleri. 1989’da İstanbul’a yerleştiklerinde hayallerinden vazgeçmediler. Özcan, Maksim Vengerov’la konser veren bir kemancı, Birsen ise CD’leri yayımlanan bir piyanist oldu. Aynı yoldan yürüyen Ayşen, Almanya’da kemanda virtüözite üzerine yüksek lisansını sürdürüyor. Her üçü de önemli orkestralarla konser veriyor. Oda müziği üçlüsü olarak ilk kez 2008’de sahneye çıkan Ulucan Kardeşler, aynı yıl bir de CD yayımlamıştı.…
Koloratur soprano Suna Korat, yaşasaydı 2018’in ilk gününde 83’üncü yaşını kutlayacaktı. 1960’larda Avrupa’da sesini duyurmayı başaran iki Türk divasından biriydi. Devlet Sanatçısı ünvanıyla onurlandırılmasına karşın İstanbul ve Ankara’nın opera sahnelerinde engellerle karşılaştı. Küskünlüğü nedeniyle sahneden erken çekilip eğitime yöneldi. 2003’te, Ankara’da yalnız yaşadığı evde ölü bulunduğunda 67 yaşındaydı. Korad, 1973’te yayımlanan mülakatta “Yeniden doğsam yine operayı seçerdim” diyor. Sayın Suna Korat, bugüne dek sizinle birçok röportaj yapıldı. Biz özel düşüncelerinizi, biraz da özel hayatınızı okurlarımıza duyurmak istedik. Şu anda İstanbul Devlet Operası’nda Anna Bolena’nın başrolünü canlandırdığınıza göre, konuya buradan başlayalım. Bir rolü, hele böyle tarihe geçmiş bir kadın kahramanı dile…
1969’da Cenevre Radyosu’nun açtığı konusuz sahne müziği yarışmasında İlhan Usmanbaş “Bir Bale İçin Müzik”le birinci olmuştu. 21 dakikalık eser Cenevre’de ancak 2 yıl sonra, besteci yönetimindeki Suisse Romande Orkestrası’nca seslendirildi. Usmanbaş bu süreci anlatırken “Benim için tatsız bir anıdır” diyor. Cenevre’de eserin sahneye konma süreci nasıl gelişti? — Bunun ancak iki yılda gerçekleşebildiğini söylersem belki inanmayacaksınız, ama doğru… Bugün opera sahnesi öylesine yaklaşılmaz bir kapalı kutu ki, benim ve onların bütün iyi niyetlerimize karşın bir sürü engelleri ve her şeyden önce program engelini, daha sonra orkestra ve şef engelini aşmak gerekiyordu. Bilindiği gibi bu bale müziğim 1969 yılında Cenevre Bale…
Alman piyanist, besteci Wilhelm Kempff, yorumlarıyla 20’nci yüzyılın ilk çeyreğinden itibaren başlı başına ekole dönüşmüştü. Beethoven, Schubert külliyatları kadar Bach, Mozart, Chopin, Liszt, Brahms kayıtlarıyla da tarihe geçti. Defalarca Türkiye’de konser veren, kalıcı dostluklar kuran, İdil Biret’e rehber olan Kempf “Piyanist kendini solist saymamalı, ses yapısını tamamlayan eleman gibi düşünmeli” diyor. Çağımızın çok usta, çok saygın piyanisti Wilhelm Kempff bir Alman radyo stüdyosunda Beethoven’in beşinci konçertosunu çalarken ilk bölümün sonlarında parmakları, birkaç yanlış tuşa değiverdi. Eserin kaydından sonra ses yöneticisi böylesine büyük bir sanatçıya durumu anlatıp, bölümün tekrarını isteyememiş, nasıl olsa kendi dinlerken fark edecek, o zaman da yeniden çalacak,…
Radyo dergisinin yazarlarından Baki Süha Ediboğlu, 1945 yılında, Ulvi Cemal Erkin’in kapısını çalar. 39 yaşındaki besteci birinci senfonisinin iki bölümünü yazmış, son bölümler üzerine çalışmaktadır. “Erkin Ailesi Arasında” başlıklı röportajda Ulvi Cemal ve eşi, piyanist Ferhunde Hanım’ın yanı sıra kızları Sevin ve İçten de tanıtılıyor. Eserlerinin Naxos firmasınca 2016 Haziranı’nda bir kez daha dünya müzik piyasasına sunulması vesilesiyle besteci ve ailesiyle yapılan röportajı 70 yıl sonra tekrar yayımlıyoruz. Bu yazımın başlığını görür görmez resimlere bakmaksızın kimlerden bahsedeceğimi Radyo dergisi okuyucularının bir kısmı şüphesiz tahmin etmiştir. Sanatkâr Ulvi Cemal Erkin ile onun değerli eşi Ferhunde Erkin’i tanımayan pek az kimse var.…
1960’larden itibaren ABD’de yaşayan besteci Bülent Arel, 1982 yılbaşı tatilinde sessizce Türkiye’ye geldi. Annesi ressam Müzdan Arel ve çok yakın birkaç dostundan başka kimselere görünmedi. Yine geldiği gibi sessizce New York, Stonybrook Üniversitesi’ndeki laboratuvarının başına döndü. Bu vesileyle eski öğrencisi, dostu Filiz Ali Laslo’nun sorularını yanıtladı. Cumhuriyet döneminin ikinci kuşak bestecilerinden Arel, İstanbul’da Şişli’de doğmuş. Dr. Gültekin Oransay’ın “Batı Tekniğiyle Yazan 60 Türk Bağdarı” kitabında doğum tarihi 1334 (1918) olarak nüfusta kayıtlıysa da doğrusu 1335 (1919) deniyor. Bülent Arel birinci tarihin doğru olduğu kanısında. Annesi Sanayi Nefise’nin (Güzel Sanatlar Akademisi) ilk kadın öğrencisi. Bugün de resim yapmaya devam ediyor. 86…
1938’de İstiklal Savaşı ve Türklerin hürriyet mücadelesini anlatmak için “Ankara Kalesi”ni bestelemişti Necil Kazım Akses. Çoğu kişi eserin Behçet Kemal Çağlar’ın şiirinden esinlendiğini sanır. Akses’in söylediğine bakılırsa durum tam tersi… Ankara Kalesi’ni bestelemek nereden aklınıza geldi? – 1938 yılında askere giderken, o vakit umum müdürüm Cevat Dursunoğlu “İstiklal Savaşı’nı müzikle ifade etmeye, anlatmaya çalışan biri şimdiye kadar çıkmadı” dedi. “Öyle bir eser yaz ki Türklerin hürriyet mücadelesi dile gelsin.” O vakit bu tavsiyeyi ne kadar büyük bir sempatiyle karşıladığımı hâlâ hatırlarım. Hatta vazife bildim, emir telakki ettim. O kadar bağlıydım Cevat Dursunoğlu’na. Ve böylelikle Ankara Kalesi’nin ilk taslakları 1938-39…
İlk üç albümünde keman repertuvarının iddialı eserlerini yorumlayan Tuncay Yılmaz, 2010 Haziranı’nda piyasaya çıkan CD’sinde konserlerde bis olarak seslendirdiği kısa eserleri bir araya getirdi. Rosepage’de Bach, Schubert, Beethoven, Granados’un yanı sıra Dede Efendi’nin de bir eserinin keman piyano uyarlaması yer alıyor. İddialı resital repertuvarları, konçertolar içeren ilk üç albümden sonra Rosepage’de neden kolay dinlenebilen, kısa, virtüözite eserlerine yöneldiniz? – Rosepage’in repertuvarı 1990’lardan bu yana konserlerimde bis parçaları olarak çaldığım kısa eserlerden oluşuyor. Yıllar içinde olgunlaştırdığım bu eserleri bir albümde toplamak istedim. Küçük keman parçaları, virtüöz repertuvarının önemli hazinelerindendir, bu eserler benim repertuvarımın da değerli mücevherlerleri. Bu sefer Beethoven, Bartok konçertoları…
Ankara Devlet Konservatuvarı’nda Adnan Saygun’un öğrencisiydi. Tanışıklıkları sorunlu başladı. Saygun, Gürer Aykal’ı sınıfına almamak için sınavda elinden geleni yaptı. Sınıfta ilk altı ay onunla hiç konuşmadı. Hatta bir konserde, herkesin önünde “eşek” diyerek azarladı. Fakat sekiz yıl sonra yakın dost oldular. Ketumluğuyla tanınan Saygun, kardeşini kaybettiğinde acısını ağlayarak anlatacak kadar sevdi, güvendi öğrencisine. Gürer Aykal, ölümünün 20’nci yılında hocasını anlattı. 1960’da, Ankara Devlet Konservatuvarı’nın Keman Bölümü’nde öğrenciydim. Ayrıca okulun bando ve orkestrasının da şefiydim. 27 Mayıs Darbesi öncesinde, Kızılay’da protesto yürüyüşü yapan, polisler tarafından coplanan öğrenciler arasındaydım. Cebeci’deki konservatuvarımız Hukuk Fakültesi’ne çok yakındı, oraya yapılan saldırıları duyar protesto eylemleri…
