Yazar: Editör

Hayatını kitaplara ve müziğe adayan İstanbullu emekli kütüphaneci, amatör kemancı Nubar Özsimonyan ölümünden önce kitaplığındaki notaları müziksever iki çocuğa vermişti. Edgar Manas’ın Kutsal Sunu’su için “Önemli eserdir, belki bir gün seslendirirsiniz” demişti. Piyanist, besteci Levon Eroyan ve bariton Kevork Tavityan “Dayday” yani dayı diye hitap ettikleri Özsimonyan’ın arzusunu 30 yıl sonra gerçekleştirdi. Çalışma odasında, beş yılda, kendi imkanlarıyla eseri kaydeden Eroyan “Sırada Manas’ın senfoni, sinfonietta ve 5 Halk Türküsü var” diyor. İstiklal Marşı’nın orkestrasyonunu yapan bestecinin ismini çok az kişi duymuştur. Edgar Manas’ın “Vatan Şarkısı” adlı bestesinin 1934’te, 160 kişilik koroyla Tepebaşı Tiyatrosu’nda seslendirildiği pek bilinmez. Orkestra eserlerinin 1912’de…

Read More

1950’lerde Almanya’da eğitim gören, 1970’lerde Amerika’da konserler veren İzmirli piyanist Tomris Öziş gözlerini kaybetmesi gündeme gelince 47 yaşında sahneden çekilmişti. Radyoda dinleyen İdil Biret’in merakı ve ısrarı sayesinde, yıllar sonra Öziş’in konser kayıtları İdil Biret Arşivi’nce 5 CD’de yayımlandı. Öziş “İdil Hanım’dan başkası istese asla izin vermezdim” diyor. Temmuz sonunda Urla’da buluştuk Tomris – Ünal Öziş çiftiyle. Termometre zorlayan öğlen saatleriydi. Sahilde oturup denizden esen rüzgârla serinlemeye çalıştık. 47 yaz geçirdikleri Özbek köyü sahiline artık sadece hafta sonlarında, çok sevdikleri balık restoranına uğramak için geliyorlardı. Bir saatimiz vardı sadece. Yemek ve sohbetin ardından şöhretlerin piyano öğretmeni Selçuk Gündemir’i huzurevinde…

Read More

Süreyya Operası’nca düzenlenen 35 yaş altı ulusal beste yarışmasının birincisi Cem Oslu klasik müziğin geleceğinden umutlu. Los Angeles’ta film müziği ve müzikal yönetmenliği yapan 24 yaşındaki besteci Amerikan Müzik Öğretmenleri Birliği’nin de ödülünü kazanmıştı. Oslu “En çok ev konserlerinden zevk alıyorum” diyor. Hayali piyanist olmaktı. Fakat biraz geç kalmıştı. Cem Oslu, Bilkent’e kabul edildiğinde 12 yaşındaydı. 5-6 yaşlarından itibaren piyanoya başlamış sınıf arkadaşlarına yetişmek için çok çalışması gerekti. “İçimde çok büyük bir heyecan vardı, yepyeni bir dünyayı keşfediyordum, doğaçlama yapmayı çok severdim, hatta ilk aylarda birkaç beste yapmıştım” diye anlatıyor o günleri. Öğretmenlerin özverisi kaderini değiştirdi Müzik sevdasının başlangıcı ağabeyine…

Read More

Alman kemancı, orkestra şefi Ernst Praetorius 1935 yılında Ankara’ya gelmiş Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nı 11 yıl yönetmişti. Anadolu türkülerine ve saat tamirine meraklı şef, ölümünden iki yıl önce Türk basınında yayımlanan muhtemelen ilk ve son röportajında müzik serüvenini anlatmıştı. Söz “en çok takdir ettiği” Türk bestecisine gelince listesinin en başına bugünkü kuşakların hiç duymadığı bir ismi yerleştirmişti: Fuat Koray… Akses, Erkin, Saygun, Rey’i daha sonra sıralamıştı… Radyoda, haftada iki kere konserlerini dinlediğimiz Riyaseti Cumhur Orkestrası şefi Dr. Praetorius’u muhakkak ki tanımak istersiniz. Dr. Praetorius, dünya ölçüsünde kıymetli bir sanatkâr. Bu kıymetli sanatkârla radyoevinde bir konuşma yaptım. Güzel ve samimî ifadesiyle…

Read More

Şöhret basamaklarını dörder, beşer atlayarak yükseldiği yıllarda, tam tarih vermek gerekirse 1987 Temmuzu’nda İstanbul’a yolu düşmüştü ünlü kemancı Viktoria Mullova’nın. Claudio Abbado’ya ilişkisinin bu hızlı yükselişteki payını, servet niteliğindeki 1723 tarihli Stradivarius kemanını nasıl aldığını merak eden müzikolog, yazar Filiz Ali fırsatı değerlendirmişti. Konserden önce gerçekleştirdiği söyleşide nezaket gereği bu soruları direkt sormamış, ancak cevaplarını almayı başarmıştı. Siyah pantolon, siyah bluz. Sahneye hep bu kılıkta çıkıyor Mullova. Dikkati kendine değil, müziğe çekmek ister gibi. Dümdüz saçlarını ortadan ayırıp sımsıkı arkaya tarayarak atkuyruğu yapmış. Giysileri, saçları, tavrıyla sadeliğin ta kendisi. Tek başına, piyano eşliğinin desteği olmadan Aya İrini’yi kişiliği ve…

Read More

Oda müziği çalmak, derin suya dalmak gibidir. Klasik müzikte besteciler en renkli gösterişli eserlerini orkestra için yazar; en özel duygularını, derin düşüncelerini düo, trio ya da kuvartetlere saklar. Tecrübeli virtüözler iyi tanıdıkları, ortak nefes aldıkları dostlarıyla dalar bu denizlere. Derinlerde kaybolmamak, boğulmamak için. Müzik dışındaki ilgileri sorulduğunda aynı cevabı veren, “Hiç kuşkusuz deniz” diyen kemancı Ayla Erduran ve piyanist Ayşegül Sarıca 1992’den bu yana ikili resitaller veriyor. Brahms ve Rahmaninof’un üçlülerini seslendirmek için aralarına çellist Aleksandr Rudin’i aldılar. 2007 Şubatı’nda İstanbul’daki CRR Konser Salonu’nda verecekleri konser öncesinde Erduran ve Sarıca’yla mavi ikilinin müzik serüvenini konuştuk. Aynı denizin, aynı şehrin…

Read More

İngiltere ve Almanya’da solistlik konusunda çalışmalar yapan Özcan Ulucan ve ablası Birsen Ulucan, ünlü kemancı Maksim Vengerov’un önerisi üzerine 2000 yılında keman piyano ikilisi oluşturmaya karar verdi. Saarland Müzik Akademisi’nin öğretim kadrosuna katılan Vengerov’un korepetitör ve asistanlığını üstlenen iki kardeş düo çalışmalarının yanısıra kendi yollarında yürümeye devam ediyor. Maxim Vengerov’un “A Takımı” 2002’nin ilk günlerinde İstanbul’da verecekleri konser öncesinde müzik serüvenlerini anlattı. Enstrümanlarınızı aileniz seçti. “Keşke başka enstrüman çalsaydım” ya da “Müzikçi olacağıma ressam olsaydım” dediğiniz oldu mu hiç? Birsen Ulucan – Komşularımızın çocuğu çaldığı için piyano bana yakın bir enstrümandı. Piyanoyu sevmemde 7 yaşında ders aldığım ilk öğretmenimin önemli…

Read More

Kemanda olgunluk dönemini yaşadığı, en rafine yorumlara imzasını atacağı dönemde talihsiz bir kazanın kurbanı oldu Suna Kan. Kolu kırıldı. Alçı açıldığında çok zorlu bir uğraşın içinde buldu kendini. Kemanı yeniden öğrenmek zorunda kaldı. Sorunları aşmak için yeni teknikler geliştirdi. Bu arada doğayı, hayatı yeniden keşfetti. “Keman olmasa belki kaderime razı olurdum” diyen sanatçıyla 2002 Şubatı’nda yaşadığı zorlu süreci konuştuk. Aynı günlerde, gazetelerin birinci sayfalarına haber olan 1751 Gagliano yapımı kemanın öyküsünü öğrendik. Kan bu söyleşiden 13 yıl sonra konser yaşamını noktaladı. Bakanlık otoparkının zinciri hayatınızdan kaç yıl çaldı? – Hayatımdan çok şey çaldı. 1998’de konserlerim çok yoğundu. Nisandaki kazadan…

Read More

istanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nda uygulama grubu olarak bir araya geldiler. Öylesine ciddiye aldılar ki yaptıkları işi, beş yılda iki ulusal yarışmanın sınavından geçip konser grubuna dönüştüler. Ametist Beşlisi, 2001’de İstanbul’da İş Sanat’ta verdiği konserle bir anda ünlü oldu. Albüm, sponsorluk teklifleri aldılar. Dışişleri Bakanlığı topluluk için birçok ülkede konser organize etti. Bu arada Türkiye’deki önemli uluslararası diplomatik toplantılarda konser vermeleri sağlandı. Fakat şöhretleri okul yönetimini rahatsız edince başlarına gelmedik kalmadı. Grubun kurucusu, klarnet öğretmeni Gürhan Eteke okuldan uzaklaştırıldı, mahkeme kararıyla geri döndü. Üyelerden üçü baskılar nedeniyle gruptan ayrıldı, yerlerine yeni üyeler geldi. Fakat tüm bunlar grubu yolundan alıkoyamadı. İşte tüm…

Read More

Kemancı Tuncay Yılmaz’ın, ”İlk uluslararası çıkışım olacak” dediği resital albümü 2001 sonbaharında yayımlandı. Sonraki 10 yılda üç albüm daha hazırladı. İlk resital albümünde Cesar Franck ve Edward Elgar’ın iki sonatındaki gizli renkleri keşfetmeye çalışıyordu. İngiliz piyanist Robert Markham eşliğinde kaydettiği CD’de ayrıca Brezilyalı besteci Vieira ‘nın kendisine ithaf ettiği eseri seslendiriyordu. ”Eserlerin ortak özelliği, derin bir romantizmin izlerini taşımaları” diyordu. 2010’da dinleyicilerin karşısına bislerde çaldığı eserlerden oluşan Rosepage albümüyle çıktı. İki röportaj bir arada… İkinci albümünüz için popüler müziğe yakın bir repertuvar düşünüyordunuz. Oysa derin, ağır, iddialı eserlerden oluşan resital CD’si hazırlamışsınız. Neden fikrinizi değiştirdiniz? – Albüm daha önce ABD’de…

Read More