Arp çoğumuzun mitolojik kahramanlarla, Rönesans resimlerindeki meleklerle özdeşleştirdiği çalgılardan. “Uhrevi” ve eşlikçi. Yaşamını arpa adayan, Avrupa ve Amerika’da öğrenim gören Şirin Pancaroğlu’na göre bu çağrışım yanlış. Çalgısı dünyevi ve solist niteliklere sahip. Dahası “Altın pırıltısındaki rokoko görüntüye aldanmayın, benim arpım yaşayan bir organizma gibidir” diyor. “Yağmurdan sonraki ışıklı günlerde, hele gökyüzü koyu maviyse harikalar yaratır.” 1997’de yayımlanan bu röportajda Pancaroğlu müzik serüvenini anlatıyor. Günümüzün gözde çalgıları keman, piyano ve gitarın dedesi olabilecek kadar eski, neredeyse uygarlıklarla yaşıt bir enstrüman arp. Anadolu’nun yanı başında, Ur kralının mezarında bulunan üç zarif örneği milat kabul edilirse tam 4500 yaşında. Bir başka özelliği insan…
Yazar: Editör
Piyanist, orkestra şefi ve akademisyen Can Okan “Şovmen ve legato tekniğini bilmeyen piyanistleri dinlemeye tahammül edemiyorum” diyor. “Altın Çağ’ın ustaları” kabul ettiği 1940’ların virtüözlerinin yolundan yürüyor. Okan, ilk CD’sini Schubert’in empromptülerine ayırdı. Yorumunu İdil Biret’in rehberliğinde oluşturdu. Genç yorumcular ilk albümlerinde, plak firmalarınca aksine zorlanmadıkça, çoğunlukla çağdaş müziği tercih eder. Albümü kendi imkanlarınızla kaydettiğiniz halde neden Schubert’i seçtiniz? – 2013 sonbaharında Avusturya Kültür Ofisi’nde bir resital verdim. Bach’ın Tocatta’sı, Beethoven’in Fırtına Sonatı’nı, Schubert’in empromtülerini, Wagner’in Tannhauser Uvertürü’nü çaldım. Arkadaşım kaydetti. Hocam İdil Biret resitale gelememiş, kaydını istemişti. Dinledikten sonra buluştuk, değerlendirmelerini aktardı. Schubert yorumumu sevdiğini söyledi. Bir CD kaydetmeye…
Cemal Reşit Rey’in sivri dilinden müzik yazarları, eleştirmenler de sıkça payını almıştı. İşte bir örnek. Besteci, “Gerçek müzikseverin öğretmeni doğadır” diyor. Wagner “Nürnbergli Şen Şarkıcılar” operasında Sixtus Beckmesser şahsını vücûde getirmekle, umduğundan çok daha geniş bir meseleyi kurcalamıştır; zira Beckmesser’ler, dünya kurulalı, her ne hikmetse, güzeli güzel yapan unsurları kullanarak, güzeli boğmağa yeltenirler. Bu şahısların en tehlikelileri de, Eva’yı elde etmeği düşünmeden, bunu akıllarınca, ilme hizmet etmek maksadıyla yapanlardır. Tek yazıları bile müziği uzaklara kaçırmaya yeter! Musikide, en eski çağlar da Beckmesser’ler dolu! Bunlardan biri -misal göstermek şartsa- Eflâtun’dur: “Chromatique” ve “enharmonique” nevilerin ne kadar aleyhinde olduğu malum. Neden?…
Almanya’daki Darmstadt Yeni Müzik Yaz Kursları’na katılan birkaç Türk besteciden biri Ali Doğan Sinangil. İkinci Dünya Savaşı sonrasında, çağdaş müziğin yeni rotasının belirlendiği bu merkez tüm dünyadan birçok besteci, müzisyen ve teorisyenin buluşma noktasıydı. Yeni önermeler paylaşıldı, dolaşıma sokuldu. Türkiye’nin çağdaşlaşma projesinde de önemli bir atılım sahası olabilecekken çok az müzisyen bu sürece katılabildi. 1961’de 27 yaşındaki Sinangil’in Bruno Maderna yönetiminde dünya prömiyeri yapılan dokuz çalgı için Improvisations I adlı eseri, Türk bestecilerinin Darmstadt’taki ilk önemli başarısıydı. Darmstadt’ı ilk nasıl duydunuz? İlk motivasyonunuz neydi? – Galatasaray Lisesi’nde, 1950-1951 yılları civarında, cumartesi günleri Beyoğlu’na çıkardık. Yabancı dilde yayınlar satan Hachette…
Niyazi Tagizade, Sovyetler Birliği’nin önde gelen orkestra şeflerindendi. Birçok Türk bestecinin eseri Rusya ve Azerbaycan’da ilk kez onun yönetiminde seslendirildi. 1984’te vefat eden bestecinin Bakü’deki evi 1994’ten bu yana müze. Piyanist İdil Biret, 2013’te müzeyi ziyaret etmiş, izlenimlerini yazmıştı. Sovyetler Birliği’ne ilk defa 1960’ta, büyük Rus piyanisti Emil Gilels’in davetiyle gidip 16 konser vermiştim. Moskova’nın Çaykovski Salonu’ndaki resitalimden sonra kulise gelen genç bir dinleyici “Bahçeye ne zaman geleceksiniz” diye sormuştu. Çok saşırmış, “Hava çok soğuk” demiştim. Kasımdı, Moskova’da kar yağıyordu. Aldığım cevap beni daha da şaşırtmıştı: “Bahçe sıcaktır!” Bu konuşma, ileride “Bahçe”nin Azerbaycan’ın Bakü şehri olduğunu keşfedene kadar aklımda bir…
Azeri besteci, orkestra şefi Niyazi Tagizade-Hacıbeyov, 1950’lerde Sovyetler Birliği’nin önde gelen orkestralarıyla Türk bestecilerinin eserlerini seslendirerek yurtdışına açılmalarını sağlamıştı. Pek çok kez Türkiye’de konuk şef olarak görev yaptı. 1977’deki söyleşide Türkiye’deki alaturka-alafranga ayrımını eleştiriyor, “Neden Cemal Reşit Rey’i Devlet Sanatçısı unvanına layık bulmadınız” diye soruyor. Azerbaycan’da, amcanız Üzeyir Hacıbeyov, Türkiye’de Adnan Saygun aynı konuda, aynı isimde birer opera bestelemiş. İki Köroğlu arasında ne gibi benzerlikler var? – Öncelikle şunu belirtmeliyim ki, Türk halk kültürü ve edebiyatı ile Azeri halk kültür ve edebiyatı birbirine çok karışmıştır. Siz Köroğlu, Bolu Dağları’nda yaşamış dersiniz. Biz Azerbaycan’da yaşamıştır deriz. İki kültür birbirine çok…
Çellist, orkesra şefi, piyanist, eğitimci… Kısaca İngiliz anahtarı gibi bir müzikçi. 2000 yılı sonbaharında, İstanbul Aya İrini Müzesi’ndeki II. Bach Günleri kapsamında Bach’ın iki konçertosunu, ardından da iki günde bestecinin çello için yazdığı tüm süitleri seslendirmişti. Maraton öncesinde buluştuk, Bach’ı ve çello repertuvarının Everest’i kabul edilen süitleri konuştuk. Bach Günleri kapsamındaki konserlerde, iki günde Bach’ın çello ve piyano için birer konçertosunu, chaconne’unu seslendirdiniz, ayrıca üç eserinde orkestrayı yönettiniz. Şimdi iki konserde Bach’ın tüm viyolonsel süitlerini seslendireceksiniz. Maratonu sona bırakmak bir taktik mi? – Bu festivali düzenleyenlerin önerisiydi. Önceki yıl aynı eserleri seslendirdiğim resitallar İstanbul’da yankı uyandırmış. Bu kez de festivali…
“Schumann, kemancı arkadaşlardan yana şanslı olsaydı çok daha erken çağda keman eserleri yazmaya başlardı. Brahms, Mozart gibi pek çok bestecinin keman için eser yazmasına kemancı dostlarının önemli etkisi olmuştur” diyor Cihat Aşkın. Romantizm akımının öncülerinden Alman besteci Robert Schumann, ilk keman sonatını 41 yaşında yazmış, sonra birbiri ardına keman için beş eser besteleyip, 46 yaşında akıl hastanesinde yaşamını noktalamıştı. 200’üncü doğum yıldönümünde besteciye bir saygı albümü de kemancı Cihat Aşkın’dan geldi. Solistliğin yanı sıra İTÜ Türk Müziği Devlet Konservatuvarı’nın yönetim ini üstlenen Prof. Dr. Aşkın’la yeni albümünü ve iki yıldır sürdürdüğü müdürlük görevini konuştuk. Bu albüm Schumann’ın 200’üncü doğum…
Gitarcı Ahmet Kanneci sanatta 40’ıncı yılını geçen hafta Ankara’da konserle kutladı. Türk Amerikan Derneği Galerisi’nde bu vesileyle ilk resim sergisini açtı. 1980’lerden bu yana Jale Nejdet Erzen, Duran Karaca, Adnan Turani’yle resim çalışan Kanneci “Müzikte olduğu gibi resimde de kendimi amatör ve hayat boyu öğrenci kabul ediyorum” diyor. 1975’te, Mamak Çarşısı’ndaki manav – kırtasiyeci karışımı markette gördüğü ucuz gitarı satın alıp çalmayı öğrenmek için azmetmese hayatı çok farklı seyir izleyebilirdi… 18 yaşındaydı, ODTÜ’de mimarlık okuyordu, atletizm şampiyonlukları vardı ve hepsinden önemlisi Jale Nejdet Erzen’den resim dersi alıyor, hayatını gelecekte tamamen sanata adamayı hedefliyordu. Adımları iz bıraktı Başlangıçta yeteneğinden şüphedeydi.…
Yetimhanede başlayan yaşamını azmiyle şekillendiren Sabahattin Kalender, Musiki Muallim Mektebi’nin ilk mezunlarındandı. Hasan Ferit Alnar’dan sonra Fransa’da Arthur Honegger ve Darius Milhaud’nun öğrencisi oldu. Charles Munch’ten şeflik dersleri aldı. 2012’de, 92 yaşında Lahey’de vefat ettiğinde geriye opera ve orkestra eserleri kaldı. Altı yıl öncesinde, Dimitri Şostakoviç hakkındaki anılarını dinlemek üzere Lahey’deki evinden aramıştık. Şostakoviç, Ankara’ya geldiğinde kaç yaşındaydınız, nerede öğrenciydiniz? – 1935’te, 15 yaşında bir Musiki Muallim Mektebi öğrencisiydim. Haftada iki kez okul korosuyla Çankaya Köşkü’ne çıkıp, Atatürk’e konser veriyorduk. Koroda söylüyordum, ayrıca okul korosunun piyanistiydim. Ziyaretle ilgili neler duymuştunuz? – Yanlış hatırlamıyorsam, 1933’te Sovyetler Birliği’nden Mareşal Varaşilof başkanlığında…
