Yazar: Editör

Denizi olmayan ülkenin donanması, donanması olmayan ülkenin donanma bandosu olur mu? Arto Tunçboyacıyan gibi muzip bir müzikçiye fırsat verilirse bal gibi olur. Uzun zamandır New York’ta yaşayan ve Al DiMeola, Joe Zawinul, Dino Saluzzi, Oregon gibi birçok ünlü usta ve grupla çalışan ünlü perkusyoncu, birbirinden yetenekli 14 Erivanlı genç müzikçiyi bir araya getirerek Armenian Navy Band’i kurdu. Ve 2000 Temmuzu’nda, ABD’de sürprizlerle dolu bir albüm yayımladı. Çevirdik telefonu, karada giden umut gemisini anlatmasını istedik. Sizin Ermeni Donanma Bandosu’nu duyana kadar, Ermenilerin de Lazlar gibi denizcilikte iddialı olduğunu bilmiyorduk… – (Gülüyor) Ermeniler sadece iyi yemek yapmada, güzel şarkı söylemede maharetli… Biliyorsunuz…

Read More

Elektrobasçı, besteci Marcus Miller yıllardır dünyanın dört bir köşesinde konserden konsere koşuyor. Yoğun turnelerin zorluğunu her fırsatta spor ve uykuyla yendiğini söylüyor. Kendi hep yeniliklerin peşinde olsa da “Bence cazda her zaman 1940-60 dönemindeki gibi çalanlara ihtiyaç olacaktır” diyor. Bu kadar yoğun turne programı içinde şehirler, ülkeler, kıtalar arasında seyahat ediyorsunuz. Gündüz yolda, gece sahnedesiniz. Vücudunuz buna nasıl adapte oluyor, fiziksel zorlanmanın icranızı olumsuz etkilememesi için neler yapıyorsunuz? – Bu tempoda en önemli şey uyku. Koşturmaca arasındaki her boşluğu uykuya çevirebiliyorsanız şanslısınız, vücut biraz da olsa kendini şarj etmiş oluyor. En zor şey jet-lag. Dünyanın diğer ucundaki konser eğer…

Read More

John McLauglin, 40 yıldır caz rock ve fussion türünün en önemli gitarcıları arasında. 1975’te Hintli tablacı Zakir Hussain’le Shakti’yi kurmuş, başdöndüren sürat ve virtüözitesine Hint müziğiyle yeni bir derinlik kazandırmıştı. İki yıl yaşayan grup efsaneye dönüştü. Dağıldıktan 22 yıl sonra bir araya geldi, hâlâ yolculuğunu sürdürüyor. 38’inci yaşında 14 ülkede 22 konserlik iddialı bir turneye çıkan topluluk 23 Kasım’da İşsanat’ta konser verecek. McLaughlin “Çaldıkça gençleşiyoruz” diyor. Siz 70’i, Zakir Hussain ise 60 yaşını devireli yıllar oldu; fakat sahnede ebedi gençlik timsali gibi görünüyorsunuz. Bu işin tek sırrı müzik, yoga ve meditasyon mu? – (Kahkahalar) Ebedi gençlik propagandası yapmıyoruz… Eğer…

Read More

Fransız piyanist Jacques Loussier 1959’dan bu yana Bach’ın caz dünyasındaki elçisi. “Play Bach” triosuyla kaydettiği 20 civarında albüm bugüne kadar toplam 6 milyon adet satıldı. 2002’nin son günlerinde konser için İstanbul’a geliyordu. Fransa’daki evinden aradık. “Bach tarihteki ilk cazcıdır” diyen piyanistle yazdığı konçertolardan Eminem’e açtığı tazminat davasına, caza bakışından Pekinel’lerin sipariş koşullarına uzanan bir söyleşi yaptık. Bach’ı caz yaklaşımıyla çalma fikrinin Paris Konservatuvarı’ndaki öğrencilik yıllarınızda arkadaşlarınıza yaptığınız bir müzikal şakadan doğduğunu okudum. Hatırlıyor musunuz bu şakayı; sonraki yıllarda nasıl hayatınızın ekseni haline geldi? – Şaka değildi, gayet ciddi bir işti… Yaklaşık 10 yıl önce International Herald Tribune’da, caz yazarlarının piri…

Read More

1990’ların sonunda Cal Tjeder albümü ve konserleriyle Afro Küba müzik birikimini araştıran vibrafoncu Dave Samuels, 10 yıl sonra tekrar Caribbean Jazz Project’e geri döndü. 2002 Martı’nda New York’tan telefonla aradığımız Samuels’e huzur içinde çaldığı eski günleri, Latin müziğine yönelmesinin nedenlerini sorduk. “Hayat değişiyor, ben de” diyen vibrafoncu gelecekte klasik müzik alanındaki çalışmalara ağırlık vereceğini söyledi. Söz psikoloji eğitiminden açıldığında “Entellektüel merak nedeniyle eğitim aldım, müzikte de yararımı görüyorum” dedi. Boston Üniversitesi’nde vibrafonun yanısıra psikoloji eğitimi aldınız. Psikolojiye merakınızdan mı ikinci dalı seçtiniz, yoksa zorunluluk muydu? – Eğer üniversite yerine konservatuvara gitseydim klasik perküsyon eğitimi almak zorunda kalacaktım. Biliyorsunuz, konservatuvarlar orkestralara perküsyoncu…

Read More

Caz dünyasının en popüler akordeoncusu Richard Galliano’yla akraba çıktık. 2002 Kasımı’ndaki, İstanbul’daki konserinden birkaç hafta önce, çevirmen arkadaşımız Reşat Erel ile Nice’ten yaptığımız uzun telefon röportajında Galliano “Aslında damarlarımda biraz da Türk kanı dolaşıyor, bu nedenle Doğu kültürüne çok yakınım” dedi. Bize Piazzolla’nın önerisiyle new musette’i nasıl yarattığını, beş yıl önce Amerika’yı fethettiği Blow Up albümünü, dostu Chet Baker’ı ve Django Reinhard’ı anlattı. Biyografinizde 4 yaşında akordeon çalmaya başladığınızı okudum, ailenizin zoruyla mı başladınız yoksa babanız evde akordeon çalarken merak edip siz de bu enstrümana mı yöneldiniz? – Neredeyse akordeonla doğdum, hep hayatımdaydı. Ergenlik çağına geldiğimde eline her akordeon geçirenin…

Read More

2010 Ağustosu’nda İstanbul’un en yoğun yaya geçidi sıra dışı bir konsere sahne oldu. Sirkeci Üstgeçidi’ndeki “İstanbul’u Çalıyorum” başlıklı konserde, aralarında saksafoncu Oliver Lake, gitarcı Kenny Wessel, basçı John Lindberg, şarkıcı Sumru Ağıryürüyen, çellist Anıl Eraslan’ın da yer aldığı Organik Orkestra şehrin seslerini de kullanarak doğaçlama yaptı. Dalga, vapur turnikeleri ve garın sesleri de elektronik donanımlarla üstgeçite taşındı. Orkestrayı Amerikalı besteci Adam Rudolph yönetti. Rudolph’la bu ilginç gösteri sonrasında, klakson sesleri arasında konuştuk.  Daha önce böyle bir çalışma yapmış mıydınız? – California, New York ve İngiltere’de Japon dansçılarla açık hava gösterileri yapmıştım. Fakat açık mekanda ilk kez böyle bir çalışma…

Read More

1975’te İngiliz gitarcı John McLaughlin, Hintli tabla ustası Zakir Hussain’le bir araya gelmiş, ismini yaratıcı enerjiden alan Shakti grubuyla caz dünyasında iki yıl boyunca fırtına gibi esmişti. Hintli L. Shankar, Ramnad Raghavan, Vikku Vinayakram’ın yer aldığı grup dağıldıktan sonra uzun süre kendisinden söz ettirdi. 20 yıl sonra Hussain ve McLaughlin’in “Shakti’yi Hatırlamak” adı altında yeniden buluşması da geniş yankı uyandırdı. Bugüne kadar 8 albüm yayımlayan grup aynı ruhla yoluna devam ediyor. 2013 sonbaharında Fransa’dan başlayan “Remember Shakti” turunda grup, 14 ülkede 22 konser verdi. Bunlardan biri de İstanbul’du. Yeni konser albümü için kayıt yaptı. Turnenin dördüncü durağı Almanya’dan sorularımızı yanıtlayan…

Read More
Caz

John Surman, Avrupa’dan çıkan en yaratıcı saksofonculardan. Amerika’ya çok nadir ayak bassa da 2007’de Down Beat okurlarınca cazın en iyi altı bariton saksofoncusundan biri seçildi. Albümlerinde caz, koro müziği, halk müziği temalarından yola çıkıp bariton, soprano, tenor saksofon ve bas klarnetle büyüleyici tablolar çiziyor, öyküler sunuyor. Bu arada bir piyano bir de flüt konçertosu besteledi. Oslo’daki Ullern Kilisesi’nin orgu eşliğinde soprano saksafonla kaydettiği yeni albümü “Rain on the Window”u fırsat bilip 2008 Ağustosu’nda bir sabah Norveç’teki evinden aradık. Surman gibi esprileriyle meşhur bir cazcıyı bulunca, mizah duygusunu gıdıklamadan yapamadık. 15 yıl önce, Road to the St. Ives albümünüzü dinlediğimde,…

Read More

Sahneye çıktığında ziller, Anadolu yapısı koyun çıngırakları, ağaç vurmalılar, davullar arasında kaybolan Marilyn Mazur “Ben tüm bu çalgılarla öyküler anlatıyorum, boşlukta tablolar boyuyorum” diyor. Miles Davis, Wayne Shorter, Jan Garbarek’le uzun yıllar çalıştıktan sonra, 1989’da Future Song’u kurdu. 2002 Martı’nda İstanbul’da vereceği konser öncesinde, Danimarka’daki evinden aradık. Grubunu, müziğe yaklaşımını, oğlu Fabian’ı konuştuk. Biraz da Miles Davis dedikodusu yaptık. Bir röportajda, çocukken sihirli bir sıvı icat etmeyi, bunu püskürterek piyanonuzu avucunuza sığacak kadar küçültmeyi hayal ettiğinizi söylüyorsunuz. Sizi hep sahnede perküsyon ormanı ardında izliyoruz. Bu kadar çalgıyla turneye çıkmak işkence olsa gerek. Hepsini birleştirip küçültecek özel bir sprey icat etmeyi…

Read More