Yazar: Editör

1953 baharında, Kerem operasının sahnelenmesi vesilesiyle gazeteci Nihal Yeğinobalı, Adnan Saygun’u evinde ziyaret eder. Bestecinin ve eserinin öyküsünü dinler. Röportaj iki hafta üst üste 20. Asır dergisinde yayımlanır… 1948 senesinde Ankara Devlet Operası açılırken sahneye ilk Türk operalarından birinin birinci perdesi konmuştu. Birinci perdesi oynanan operanın adı Kerem, yaratıcısı ise büyük musikişinasımız Adnan Saygun’du. Aradan dört sene geçti. Kerem operasının aslı ve tamamı ancak şimdi sahneye konabiliyor. 1948 ve 1953… Bu iki tarih bize opera yazmanın ne kadar çetin ve muazzam bir iş olduğunu anlatmaya kâfi. Zira 1948’de ilk sahnesi oynanacak halde olması için operanın yazılmasına daha evvel başlanmış…

Read More

1970’lerin ikinci yarısında “Bu ne dünya kardeşim” şarkısıyla şöhreti yakalayan Yeliz, sahnedeki 45’inci yılını kutluyor. Ahmet Kaya’nın bestesi “Beni Vur”u seslendiren şarkıcı müzik serüveniyle ilgili soruları yanıtladı. Çıkış yaptığınız yılların müziğiyle sosyal hayatını, şimdiki zamanla karşılaştırır mısınız? Bir kere sosyal medya var ve herkes istediği gibi şarkısını söyleyip, paylaşabiliyor. Bizim çıktığımız yıllarda denetim vardı ve gerçek şarkılar üretiliyordu. Şimdi o duygular, o şarkılar yakalanmıyor. Hala eski şarkılara rağbet var. Demek ki yeniler kesmiyor. Günümüzde ünlü olmak, şarkıyı duyurmak çok daha kolay. Ha hangi birisi kalıcı oluyor orası tartışılır. Bir yerde çok canımı yaktılar demişsiniz. Bu ülkede kadın olmak, şarkıcı ve…

Read More

1938 yılbaşında Türkiye’ye gelen Eduardo Bianco, iki ay boyunca orkestrasıyla İstanbul ve Ankara’da konser vermişti. Yarım Ay dergisinde yayımlanan röportajda krallara ithaf ettiği tangolardan büyük hasılat elde ettiğini anlatan Bianco, “Türkler, Arjantin tangosuna Avrupalılar’dan fazla ilgi gösteriyor” diyor. Artık evlenmek istediğini belirtip “mümkün olursa bu kadını modern Türkiye’de aradığını” söylüyor. Dört sene önce orkestrasıyla Türkiye’yi ziyaret ederek Büyük Şef’imizin teveccühlerini kazanmış olan Güney Amerika ve Avrupa’nın Tango Kralı adıyla anılan Eduardo Bianco, yılbaşından beri Park Otel’de çalmaktaydı. Durmadan ve oturmadan, Amerika ile ve Asya arasında mekik dokur gibi dolaşan büyük bestekârla bir masada oturuyoruz. Bizlere geçirmiş olduğu muhtelif maceralarını anlatıyor.…

Read More

1990’larda Los Angeles’taki merkezden uzak bir Zen manastırında yaşayan Leonard Cohen, nadir röportajlarından birinde müziğe, edebiyata, insanlığın geleceğine dair görüşlerini anlatıyor. Röportajları sever misiniz? – Genellikle röportajlarda bana işimle ilgili sorular sorulur. Objektif olarak baktığımda, işimin beni çok fazla ilgilendirmediğini görüyorum. Anlatıklarımın da aslında gerçekten biraz uzak olduğunun farkındayım. Kendi kendime en yakın arkadaşım olan müzikle kurduğum ilişkiyi başkalarına nasıl açıklayabileceğimi de sormuyorum. Gerçekten işimle aramdaki ilişkiyi başkalarına anlatırken zorlanıyorum. Sessizliği röportaja tercih ediyorsunuz sanırım… – Sessizliği çok seviyorum, zamanımın büyük çoğunluğunu sessizlikle iç içe geçiriyorum. Kendimi ona çok yakın hissediyorum. Sessizlik bana sonsuzluk duygusu veriyor ve beni zenginleştiriyor. Bugünlerde…

Read More

Kontralto sesiyle 20. yüzyılın ilk çeyreğinden son çeyreğine Arap dünyasında büyük şöhret ve saygınlık elde eden Mısırlı şarkıcı ve film oyuncusu Ümmü Gülsüm, Türkiye’de de şöhret olmuştu. Bu nadir röportajda kadınlara sağladığı özgürlük nedeniyle Cumhuriyet devrimlerine hayranlığını ifade ediyor, bir süre İstanbul’da yaşamayı hayal ettiğini söylüyor. – Nil suyu içtiniz mi siz? Zannetmiyorum. – Yazık, bir daha görüşemeyeceğiz demek.. Anlayamadım.. Neden? – Nil suyundan tadan Mısır’a 40 defa gelirmiş.. Bu tadı bilmeyen de bir daha ayak basmazmış.. Kolay.. Hemen şimdi kana kana içerim. Fakat ben buna hiç de lüzum görmüyorum. Çünkü.. – Çünkü? * Bütün bir ömür mütemadiyen Mısır kapılarının…

Read More

1950’lerin ilk yarısında yıldızı parlayan genç piyanistler arasındaydı Arın Karamürsel. Ferdi Statzer’in İstanbul Belediye Konservatuvarı’nda öğrencisiyken okul konserleriyle ilgi çekmeyi başarmıştı. Mezuniyet öncesinde yayımlanan bu röportajda, hedefinin Paris’te eğitim ve uluslararası yarışmalar olduğunu söylüyor. Sanat çevrelerinde bir hayli isim yapan genç bir piyanistimiz var, hani durmadan öğrenci konseri verir. Konservatuvarın sayılı istidatlarından Arın Karamürsel’in adını şüphesiz duymuşsunuzdur. Genç yaşta kendini tanıtan bu yaman istidat Beşiktaş Kulübü reisi merhum Ziya Karamürsel’in kızıdır. Kendinden küçük iki kardeşi daha var. Evine gittiğimde kapıyı 16 yaşındaki ortanca kardeşi Alım açtı. Birden şaşaladım. Birbirlerine o kadar benziyorlardı ki… O da anlamış olacak, şaşkınlığımı gidermek için…

Read More

Drama’da, 8 yaşında, annesinin hediyesi kemanla müziğe başlamıştı. 1914’te geldiği İstanbul’da kahvehanelerde üstatlarla çalarak bilgisini ilerletti. 30 yaşlarında 10 yıl kadar Mısır, Lübnan, Irak’ta çalışması müziğine Arap etkilerini taşıdı. 1963’te 73 yaşında hayata veda eden Tatlıyay geriye 30’a yakın saz eseri, 80 civarında ünlü şarkı bıraktı. 1950’lerde yapılan röportajda “En çok takdir ettiğim besteci Selahattin Pınar’dır” diyor. Tanışmayı, görüşmeyi pek arzu ettiğim sanatkarlardan biri Haydar Tatlıyay’dı. Buna sebep ne Edip Erten’le radyoda fevkalade bir tarzda icra eyledikleri saz eserleri ne de her gün Kristal Gazinosu’nda dinleyicileri mest eden kemanının kıvrak nağmeleriydi. Onu daha ziyade bir hatıranın tatlı hayalini gerçekleştirmek, hayalle…

Read More

1929-1940 arasında orkestrasıyla sık sık İstanbul ve Ankara’da konser veren Arjantinli kemancı, besteci Eduardo Bianco, Türkiye’de tangonun sevilmesini, yaygınlaşmasını sağlamıştı. 1934’te, Ankara’da Atatürk’e de konser vermişti. Bu konserin öncesinde İstanbul’da Hikmet Feridun’un sorularını cevaplarken “Plegaria beni zengin etti. Bu tangodan 2,5 milyon frank telif ücreti aldım. Bu işi para için yapmıyorum. Memleketten memlekete sürtmeyi seviyorum” diyor. Eduardo Bianco bir taraftan kahvesini içiyor, bir taraftan da Türk kadınlarını methediyor: – Dünyanın her köşesine gittim. Her çeşit, her renk kadınla tanıştım. Fakat itiraf edeyim ki Türk kadını kadar güzellerine pek az rastgeldim. Hani şeytan ne diyor biliyor musunuz? Mümkün olsa hemen bir…

Read More

1953 yılında İBK Şehir Orkestrası eşliğinde verdiği iddialı konserin ardından konservatuvarın Ferdi Statzer sınıfından mezun olmuştu piyanist Gülseren Sadak. Hemen ardından, eğitimini sürdürmek amacıyla, babası Muhittin Sadak’ın ekonomik desteğiyle, Paris’e gitmişti. 23 yaşındaki müzikçi yola çıkmadan önce kendisine yöneltilen soruları cevaplamıştı. Pek küçük yaşından beri müzikle meşgul olan, bir kaç sene içinde memleket çapında sanatkârlar arasına karışan ve istikbalde bizlere büyük ümit vaat eden Gülseren Sadak’la tanışmam pek hoş oldu. Radyoda değerli sanatkârımız Safiye Ayla ile konuşurken genç bir kız içeri girdi. Safiye Ayla sevinçle onu karşıladıktan sonra bizi tanıştırdı ve: – İşte, dedi, size hakiki bir sanatkâr… Yazacaksanız bunları…

Read More

Mütevazı bir otelin sakin, sessiz ve hoş bir odasındayız… Ortada bir masa, duvarda yeşil kadife kılıf içinde duran bir divan sazı, Davut Sulari bu sazı 180 liraya satın almış… İşte, karşımda radyolarımızın başında sesini ve sazını zevkle dinlediğimiz Aşık Davut Sulari bulunuyor. Uzun uzadıya konuştuktan sonra: Ne zaman âşık oldunuz? diye sordum. Biraz düşündü, söylenemeyecek bir sırrı var gibiydi. Sualimi tekrarlamak üzereyken anlatmaya başladı. – Erzincan’da Topuzlu Bağa Dağı’nda bir düğünden sonra daldığım uykuda kırklar sayesinde âşık oldum. Kendinizi saza ve söze verişiniz aşktan mı, meşkten mi? – Aşk maceram çok ağırdır. Bunu kalemle yazsam bitmez, ciltler dolar. Ben aşkı…

Read More