Yıl 1935, Hasan Ferit Alnar henüz 29 yaşında. İki yıl önce eseri Prag Radyosu’ndan Avrupa’ya yayımlanmış. Fakat ülkesinde ismini duyan az. 7 Gün Dergisi’nin muhabiri bestecinin peşine düşüyor, gazetecilerden uzak duran Alnar’ın gönlünü bir Viyana gazetesinde hakkında çıkan övgü dolu sözleri aktararak alıyor ve konuşmaya ikna ediyor. Şöhret denilen şey kıymet ve kudretle atbaşı koşsaydı o zaman reklâm denilen yaldızın ipliği pazara çıkmış ve sathî görüşlü birçok adam da aldanmaktan kurtulmuş olurdu, fakat aksine oluyor hep. En değersiz eşyaya yaldızlı ambalaj yapıldığı bu devirde en değerli şahsiyetler, kampiyon malı sayılmaktan korktukları için âdeta kabuklarının içine çekiliyor, gürültü dünyasıyla bütün alâkalarını…
Yazar: Editör
Eleni Karaindrou, Charles Lloyd, Loreena McKennitt’la yaptığı çalışmalarla ismini duyuran Sokratis Sinopoulos, 1997’de Derya Türkan ile “İstanbul’dan Mektup”u kaydetmişti. ABD’de yayımlanan albümde iki klasik kemençeci enstrümanın orijinal repertuvarını araştırmıştı. 21 yıl sonra tekrar Tanburi Cemil’in çağına dönen ikili bu kez adalardan, Trakya’dan İstanbul’a ezgi taşıyan, şehrin müziğini zenginleştiren isimsiz kahramanları gündeme getiriyor. Erhan Bayram, Bosphorus grubunun Türkiye ve Yunanistan’daki etkilerini araştırdığı yüksek lisans tezinde (2011 / İTÜ) topluluğun 15 Mart 1988’de Atina’daki konserini izledikten sonra klasik kemençeye başladığınızı belirtiyor. Bu konser kemençeyle ilk karşılaşmanız mıydı? – 1988’de, 14 yaşında konservatuvar öğrencisiydim. Gitar ve Bizans müziği öğreniyordum. Pek iyi bir öğrenci…
Sermet Sami Uysal, 28 Ağustos 1955 sabahı şair Yahya Kemal’i Taksim’deki Park Otel’de ziyaret eder. Saat 10.00’da başlayan müzik ve edebiyat sohbeti iki saat sürer. 1912’de Tanburi Cemil’le tanışmasını, icralarını dinlemesini müzik beğenisinin oluşmasında önemli adım kabul eden Kemal, bir arada yaşama kültürünün geleneksel Türk müziğinin gelişimindeki rolüne dikkat çekip şu değerlendirmeyi yapıyor: “Denilebilir ki bu memleketin ahalisinin mûsikide göze çarpan birliği eğer her şeyde olsaymış, çok başka bir millet olurmuşuz.” Yahya Kemal’in şiirlerinde mûsiki belli başlı temalardan biridir. Halta bazı şiirlerinin isimlerinde bile mûsiki ve onunla ilgili ifadelere rastlanır. Meselâ: Gece Bestesi, Akşam musikisi, Mohaç Türküsü, Deniz Türküsü, Güftesiz…
1960’larda Hollywood filmlerindeki kedi kız rolleriyle şöhrete kavuşan Eartha Kitt, 10 yıl öncesinde İstanbul’da şarkıcı olarak sahneye çıkmıştı. Bu dönemde öğrendiği Katibim türküsünü Amerika’ya dönüşünde kaydettiğinde birden bire popüler olmuştu. 2008’de 81 yaşında hayata veda eden Kitt, röportajlarda şöhretini İstanbul’a borçlu olduğunu söylüyor. “Üşşküdar’a gider iken aldı da bir yağmur…” Sevimli şantöz Eartha Kitt… İstanbul’un lüks pavyonlarından birinde size meşhur ”Kâtibim” şarkısını söylüyor… Kart ha, güzel bir siyah! Hele gülüp de o bembeyaz dişlerini gösterince, ne kadar cazip oluyordu. Bacakları mı?.. Oh, doğrusu erkekleri baştan çıkartacak kadar mevzundu… Eartha Kitt, meşhur bir şantöz değildi. Fakat, İstanbul’da çok sükse yaptı… Bilhassa,…
Geleneksel Türk müziğinin ilk kadın kemancılarından Enise Can, İstanbul Radyosu’nun ilk kadrosunda yer almış, beste yapmış, konservatuvarda ders vermiş, pek çok öğrenci yetiştirmişti. 1975’te 79 yaşında hayata veda eden Can, 1952’de yayımlanan bu nadir röportajda geçmişin üstatlarının aşılamadığını söylüyor. Radyoda zaman zaman tatlı konserlerini dinlediğimiz Enise Can ve Fulya Akaydın kardeşlerle tanışmak fırsatını bulunca çok sevindim. Gördüğüm büyük samimiyete rağmen, Enise Can’ın uzun hocalık senelerinde gazetecilerle konuşmadığını birçok kimselerden işittiğim için, röportaj randevusu alabileceğimde mütereddittim. Bunun içindir ki, ricamı nezaketle kabul ettikleri zaman sevincim bir kat daha arttı. Bundan bir hafta kadar evvel, yani henüz kızgın sıcakların hüküm sürdüğü bir…
Orkestra şefi Hikmet Şimşek, 1988’de yapılan röportajda konservatuvarların ve müzik dünyamızın tehlikeli bir erozyon yaşadığını söylüyor, alternatifler öneriyor. Sayın Hikmet Şimşek, Türkiye’de klasik batı müziği türünün adı en çok duyulan sanatçılarındansınız. Yurtdışında da ülkemizin adını duyuran çalışmalar yaptınız. Türkiye’nin genel müzik sorunları ve mevsim için düşüncelerinizi öğrenmek isterim ama başta söylediğime dönüp 1987-1988 sezonunda neler yaptığınızı sorayım önce. -En önemlisi iki yıldır yapımı için çalıştığım “Yunus Emre” plağını gerçekleştirdim. İkinci plak ise Cemal Reşit Rey’in “Türkiye ve Anadolu Sahneleri” oldu. İkisi de Macaristan’da yapıldı ve yakında piyasaya çıkıyor. Turneler ise geçen yıl oldukça uzak ülkelere idi. Japonya ve Güney Amerika…
1905 yılında, 21 yaşında Paris’te Rubinstein Ödülü’nü kazanıp müzik dünyasında sesini duyuran Leipzig’li piyanist Backhaus (Bachaus), sonraki yıllarda Beethoven, Brahms, Schumann, Mozart ve Chopin yorumlarıyla tarihe geçmişti. Hitler ile ilişkisi ve Nazi sempatizanlığı nedeniyle 2. Dünya Savaşı sonrasında Alfred Cortot gibi zor günler yaşasa da sanatıyla saygınlığını korumayı başarmıştı. Müthiş tekniğinin ardındaki sırları anlattığı bu konuşmasında “Dinleyiciler neden teknik açıdan en zor eserin hangisi olduğunu merak eder de en güzel eserleri merak etmez” diye soruyor. Günümüzün piyano çalmayı öğretme teknikleriyle 40 yıl öncesinin teknikleri arasında ne kadar küçük bir fark olduğunu görmek bir açıdan şaşırtıcı. Kuşkusuz önemli sayıda teknik bilgi,…
20’nci yüzyıl başında taş plaklarda türküleri dinlenen Tanburacı Osman Pehlivan, İstanbul’un Kadıköy semtinde at arabasıyla yük taşıyor, Göztepe’de bostancılık yapıyordu. Repertuvarında Trakya’dan Doğu Anadolu’ya pek çok türkü vardı. Osman Pehlivan’ı Konservatuvarda buldum. Düşük bıyıklı, uzun tıraşlı, gözlüklü, zayıf bir yüz. Fakat onda eski pehlivanlığını hatırlatan geniş omuzlar ve dik bir göğüs de yok değil. Osman Pehlivan’a, bana hayatını nakletmesini söyledim. Bir müddet düşündü, sonra: – Nesini anlatayım ki, dedi. Mesela, bugüne kadar birçok maceralarınız olmuştur. Seyahatler yapmışsınız. Sazınız her yerde beğenilmiş. Sonra plağa da çalmışsınız. İşte bunları anlatın bari… – Eh… Gençlikte birçok yer dolaştık. Arabacılık yaptık, büyüdük; pehlivan olduk.…
Beethoven’in 250’nci doğum yılında dünyaya büyük bir hediye vermek isteyen Fazıl Say, iki yıllık çalışmayla tüm piyano sonatlarını kaydetti. İcrada eserlere besteci bakışıyla yaklaştı, orkestrasyonlarını hayal etti, hatta dört sonat için birer dakikalık Beethoven stilinde orkestrasyon yazdı. Yorumcunun eserle ilişkisinin sadece sadakat kavramıyla açıklanamayacağını savunan Say “Müzik her çalınışında yeni olmalıdır” diyor. Beethoven’in 32 sonatını kaydetmek çok uzun vadeli, yorucu bir meşgale. Üstelik bu eserler, 20. Yüzyıl’da çok büyük yorumcular tarafından da kaydedilmişken…32 sonat 630 dakikalık bir müziktir ve biz müzisyenlerin kutsal kitabı niteliğindedir. Bugüne kadar 50 CD yaptım. 88 eser besteledim. Dünyanın farklı kıtalarında, farklı ülkelerinde 3 bin civarında…
2016’da 70’inci yaşını kutlayan Ali Darmar, Cunda başlıklı piyano konçertosundan sonra bir kez daha aile köklerine yöneldi. Girit’i konu alan bir senfonik şiir besteledi. “Eserimde göç olgusu önemli yer tutuyor” diyen besteci müzik serüvenini ve yeni eserini anlattı. 1960’larda, çağdaş müzikte atonalizmin popüler olduğu dönemde Paris’teydiniz. Fakat melodiyi önemseyen, o yıllarda “eski” kabul edilen bir müzik anlayışını benimsediniz. Üslubunuz hangi süreçlerden geçerek oluştu, 40 yılda nasıl bir dönüşüm geçirdi? – Temel yaklaşımımda büyük bir değişiklik olmadı. İçimden gelen müziği yazdım, hesaplı beste yapmadım; yani atomal, rastlantısal, 12 ton yazmak gibi bir ön koşullamayla beste yapmak istemedim. İzlenimcilerden etkilendim; lirik,…
