Cevdet Çağla / Batı tekniğiyle yapılacak müstakbel Türk müziği yerli havayı aksettirmeli, mesela böyle bir kompozisyonda Huseyni havasını duyabilmeliyim

0

Memleketimizin en kıymetli keman üstatlarından bestekar Cevdet Çağla ile Ankara Radyoevi’nin çalışma odalarından birinde baş başayız.
Değerli sanatkar müziğe başlamasını şu şekilde anlatıyor:
“Babam topçu kaymakamı olduğu halde müziğe ve resme karşı büyük yeteneği vardı. Gayet iyi resim yapar ve gayet güzel keman çalardı. Annem ve kardeşlerim de piyano ile ud çalardı. Böyle bir musiki havası içinde benim de musiki ile uğraşmamam imkansızdı. İlk müzik terbiyesini babamdan aldım. 6 yaşında derse başladık. Meşhur Musullu âma Hafız Osman komşumuzdu. Benimle alakadar oldu. Kendisinden bir hayli istifade ettim.

Kemanla 43 sene

Bundan sona alafrangaya başladım. Andoniadis’ten keman dersi alıyordum. Fakat bütün aile muhitim alaturka havası içindeydi. Ben de bu havanın tesirleri altında yine alaturkaya döndüm. Kemani Bülbüli Salih bizim eve sık sık gelirdi. Kendisinden keman dersleri aldım.
Bu derslerim 12 yaşına gelinceye kadar devam etti. Kadıköy Sultanisi’nde okuduğum sıralarda Maarif Vekaleti hasabına Almanya’ya gönderildim. Birkaç sene kaldıktan sonra memlekete dönünce Yüksek Ticaret Mektebi’ne girdim. Bu esnada yeniden musikiyle uğraşmaya başladım. Haliç İdman Kulubü’nde muzıka derslerine devam ediyordum.
Bundan sonra Darüttalim-i Musiki Cemiyeti’ne girdim ve tam 13 sene çalıştım. Cemiyet son yılların musiki tarihinde mühim bir yer teşkil eder. İki defa Almanya’ya ve iki defa Mısır’a giderek konser verdik. Şehzadebaşı’nda da Darüttalim Salonu’nu açtık.
1935’te İstanbul Radyosu’na girdim ve 1938’e kadar İstanbul’da çalıştım. 1938’de Ankara Radyosu’nun açılışıyla Ankara’ya naklettik. O tarihten beri de fasılasız Ankara Radyosu’nda çalışıyorum.”
Cevdet Çağla’ya en çok hangi bestekarları sevdiğini soruyorum. Bütün klasik bestekarların ayrı ayrı beğenip sevdiğini kaydettikten sonra şöyle diyor:
“Fakat bilhassa Sadullah Ağa ve Dede Efendi bende derin izler bırakan bestekarlardır. Yenilerden de Hacı Arif Bey, Şevki Bey ve Lemi Atlı’ya kadar her bestekara ayrı ayrı kıymet veririm.”

Cevdet Çağla’nın besteleri

Çağla’nın 40’a yakın bestesi var. Kendisine en çok hangilerini sevdiğini soruyorum. Şöyle diyor:
“Bütün bestelerimi beğenirim. Fakat bunların içinden bilhassa şu şarkılar ayrıca beğendiğim bestelerimdir: ‘Şu göğsüm yırtılıp baksan dikenler aynı güldendir’, ‘Esme ey baht esme canan uykuda’, ‘Sen bezmimize geldiğinde akşam neler olmaz’, ‘Ne çıkar saçlarımın karları artmışsa biraz.’
Senelerden beri bütün alaturkacıların ağzından düşmeyen bu bestelerden Cevdet Çağla’nın ne kazandığını merak ediyorum. Acı acı gülüyor ve:
“Plağa alınan bestelerimiz için 100-150 lira alırız. Bu parayı bize avans verirler. Esas anlaşma plak satışı üzerindendir. Satışın yüzde 6’sı bize aittir. Fakat umumiyetle avans sonrası bir daha para almak kısmet olmaz. Okuyucular bizden fazla kazanır.”
‘/// Garp tekniğinde Türk müziği
Türk müziğinin gelişimini hangi yönde görüyorsunuz?
“Bir takım yeni müzik örnekleri yapıyorlar, bunları beğenmiyorum. Orijinal halk müziğini alıp doğrudan doğruya Batı müziğine çeviriyorlar. İlerideki Türk müziğinin bu olacağını hiç tahmin etmiyorum.
Batı tekniğiyle yapılacak müstakbel Türk müziği yerli havayı aksettirmeli. Mesala böyle bir teknikle yapılan bir kompazisyonda ben Huseyni havasını duyabilmeliyim. Müzikte tutacağımız yeni yol bu olmadı. Müstakbel Türk sanatkarlarından bunu bekliyoruz.
(Ankaralı / 26 Şubat 1950 / Akşam gazetesi / Arşiv çalışması, redaksiyon: Serhan Yedig)

Share.

Leave A Reply

sixteen − 1 =

error: Content is protected !!