Gülseren Sadak / Paris’e tahsile gidiyorum, fırsat bulursam konser de vereceğim

0

1953 yılında İBK Şehir Orkestrası eşliğinde verdiği iddialı konserin ardından konservatuvarın Ferdi Statzer sınıfından mezun olmuştu piyanist Gülseren Sadak. Hemen ardından, eğitimini sürdürmek amacıyla, babası Muhittin Sadak’ın ekonomik desteğiyle, Paris’e gitmişti. 23 yaşındaki müzikçi yola çıkmadan önce kendisine yöneltilen soruları cevaplamıştı.

Pek küçük yaşından beri müzikle meşgul olan, bir kaç sene içinde memleket çapında sanatkârlar arasına karışan ve istikbalde bizlere büyük ümit vaat eden Gülseren Sadak’la tanışmam pek hoş oldu. Radyoda değerli sanatkârımız Safiye Ayla ile konuşurken genç bir kız içeri girdi. Safiye Ayla sevinçle onu karşıladıktan sonra bizi tanıştırdı ve:
– İşte, dedi, size hakiki bir sanatkâr… Yazacaksanız bunları yazın, hiç olmazsa bir sanatkâr tanıtmış olursunuz.
Bu genç sanatkârı radyoda dinliyor, kendisiyle bir konuşma yapmak istiyordum, fakat bir türlü bu arzumu yerine getiremedim. Böyle bir fırsat elime geçmişken kaçırmadım ve ertesi güne randevu aldım. Zaten hemen bir gün sonra da Paris’e hareket ediyordu.

İlk öğretmenim Cemal Reşit

Gülseren Sadak’ın evindeyiz. İlk bakışta Şarkvari gibi döşenmiş görünen salona dikkatli bakınca tam manasıyla alafranga olduğu anlaşılıyor…
Radyo evinde pek neşeli gördüğüm Gülseren Sadak, bugün üzüntülüydü. Sebebini sormaya hazırlanırken, babaannesini kaybettiğini söyledi. Gerek ben, gerekse arkadaşım Osman fena olduk. Fakat elimizden baş sağlığı dilemekten başka ne gelirdi.
– Öyle tuhaf oldu ki…
diyor, Gülseren Sadak ve ilâve ediyor:
— Uçak biletini aldım, yarın hareket edeceğim…
Bu havayı değiştirmek için, ben de hemen mevzua girerek:
Paris’e tahsile mi gidiyorsunuz?
diye sordum.
– Evet, dedi, tahsile gidiyorum, bu arada fırsat bulabilirsem bir kaç konser de vereceğim.
Ne zamandan beri piyano çalıyorsunuz?
Genç sanatkâr kendine gelir gibi oldu, yüzü gülüyordu. Bir müddet düşündükten sonra anlatmaya başladı:
— Piyano çalmaya çok küçük yaşta başlamışım. Ben bile hatırlamıyorum. Yalnız ilk mektebe başladığım zaman piyanoya karşı büyük bir merakım vardı, çalıyordum da.. Fakat hocalarım: Kızım hem ders hem piyano bir arada yürümez, iki karpuz bir koltuğa sığmaz, dedi ve beni soğuttu. Beş sene zarfında hiç çalışmadım. Orta mektebe geçtikten sonra da pek az meşgul oldum. Ama, aklım fikrim piyanodaydı. Onu bırakmak istemiyordum. Son sınıftayken bütün her şeyi gözüme alarak konservatuara girmeğe karar verdim ve girdim. İlk olarak Cemal Reşit Bey’den armoni ve kontrpuan dersleri aldım. Bilâhare Raşit Abet Bey’le üç sene ayni dersler üzerinde çalıştım.

Radyoda ilk konserimi 9 yaşında verdim

Radyoda ilk defa kaç yaşında konser verdiniz?
– Dokuz yaşındaydım. Henüz şimdiki muazzam radyo binası gibi bir yer yoktu. Postahanenin üzerinde ufacık bir yer vardı. İşte, ilk konserimi orada verdim. i
İlk konserinizde heyecanlı mıydınız?
– Pek fazla. Bilhassa yaşımın küçüklüğü heyecanımı arttırıyordu. Fakat bu gibi işlerin heyecansız olacağını pek sanmıyorum.
Alafranga müzikle meşgul olduğunuz için bu müziği sevdiğiniz muhakkak. Fakat bunun yanında Türk musikisini de sever misiniz?
Yüzüme bakıp gülmeye başladı. Çok şeyler söylemek istediği belliydi. Bir sigara yaktıktan sonra:
— Türk musikisini çok severim, fakat pek anlamıyorum.. Yalnız Batı musikisi yanında bugünkü asrımıza göre Türk musikisini pek iptidai buluyorum.
Türk musikisi polifonik bir musiki haline getirilebilir mi?
— Kendimde bu sualinize cevap verecek kuvveti bulamıyorum. Ancak. sualinizi cevapsız bırakmamak için, bunun imkânsız olduğunu söylemek isterim.

Soyadımdan memnunum, şimdilik değiştirmeyi düşünmüyorum

Müzik hayatınız dışında nelerle meşgul olursunuz?
— Eskiden talebelerimle meşgul olurdum…
sanatkar bu sualimle ne demek istediğini anlamıştı. Hafif bir tebessümle:

Sadak, mezuniyet konserinden sonra diplomasını İstanbul Valisi Fahrettin Kerim Gökay’ın elinden almıştı.

— Yok, dedi, şimdilik hiç niyetim yok. Zira yapılacak o kadar işim var ki.. Soyadımdan da çok memnunun, bana hoş geliyor.
Gülseren Sadak operaya son derece meraklıymış. “Paris’e gider gitmez ilk gideceğim yer opera sonra da Nikola Hanriod’dur, diyor.
Nikola Hanriod… Bu ismi işitmiştim ama bir türlü hatırlayamadım. Ayıp olacaktı, fakat öğrenmek istedim, sordum.
Gülseren Hanım, Nikola Hanriod (*) kimdi acaba?
— En çok beğendiğim piyanist. O kadar hoşuma gitti ki piyano çalışı, resmini alıp sakladım. Paris’e gidince kendisiyle görüşmek istiyorum.
Genç sanatkar durup durup büyük annesini hatırlıyordu. Hem kendisini daha fazla sıkmamak için konuşmamı bitirmek zorunda kaldım.
(Edip Akın / 5 Şubat 1953 / Resimli Radyo Dünyası / Arşiv çalışması: Zeynep Erdoğan / Redaksiyon: Serhan Yedig)

(*) Nicole Henriot-Schweitzer (1925-2001)

Share.

Leave A Reply

error: Content is protected !!