Close Menu
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Trending
    • İlhan Usmanbaş / Çağdaş bir müzikle herkes ortak sürüklenmeye kapılamaz, ortak kanıya varamaz, hatta varmaması gerekir
    • Emre Yavuz / Ravel albümünü kaydederken aklımda hep okyanus dalgaları vardı
    • Cumhur Canbazoğlu / Popüler orkestraların geleceği parlak değil, gruplar daha şanslı
    • Hakkı Derman / Olimpia’da tek konser vermek üzere Yunanistan’a gittik, bizi üç ay bırakmadılar
    • Dario Moreno / Küçük flörtler uğruna da güzel şarkılar okunabilir
    • Artur Rubinstein / 20 yıldır Chopin’in Etüdler’ini kaydetmek istiyorum, cesaret edemiyorum
    • Andres Segovia / Bach’ın eserleri marş gibi çalınmaz
    • Osman Nihat Akın / Besteciliğim hazin hadiselerle başlar
    Facebook X (Twitter) Instagram YouTube
    yeni siteyeni site
    Demo
    yeni siteyeni site
    Home»Arşivlerden»Leyla Gencer / Tüm dünya artık Ankara’da Türk operası olduğunu, uluslararası düzeyde primadonnalar yetiştirildiğini biliyor
    Arşivlerden

    Leyla Gencer / Tüm dünya artık Ankara’da Türk operası olduğunu, uluslararası düzeyde primadonnalar yetiştirildiğini biliyor

    EditörBy EditörMart 28, 2019Yorum yapılmamış5 Mins Read
    Leyla Gencer
    Share
    Facebook Twitter LinkedIn Pinterest Email

    1954’te Napoli’deki San Carlo Operası’nda Puccini’nin Madame Butterfly’ıyla yıldızı parlayan Leyla Gencer, üç yıl sonra Poulenc’in yeni operasındaki rahibe rolüyle La Scala’ya adım atmıştı. O günlerde Callas’ın sahneye çıktığı operada ünlü bir eserde kendini göstermeyi beklerken “Karmelit Rahibelerinin Diyaloğu”nda rol verilmesinden pek hoşnut olmasa da bu sınavı başarıyla atlatıp ertesi sezonu garantilemişti. 38 yaşındaki Gencer “Henüz on yıllık opera mazisi olmayan bir memlekette de, çalışılırsa, La Scala sahnesine çıkabilecek sesler yetiştirebileceğini gösterdim” diyor.

                       *  *  *

    Operamızın değerli sopranosu Leyla Gencer, Avrupa’nın en büyük, her bakımdan en üstün operası olan La Scala’ya çıkan ilk Türk sanatkârı olmak şerefini kazandı. Fransız bestekârlarından Poulenc’in operasında rol aldı ve büyük bir başarı katandı. Bir dünya prömiyeri olduğu için İtalya’da olduğu kadar bütün müzik piyasasında geniş ilgi uyandıran Karmelit Rahibelerinin Diyalogu temsillerinden sonra geçen hafta Ankara’ya dönen Leyla Gencer ile bir konuşma yapmayı, sanat hayatının en mühim aşaması olan bu olay için izlenimlerini öğrenmeyi uygun buldum. Kendisini Atatürk Bulvarı üzerindeki bir apartmanın çatı katındaki dairesinde ziyaret ettim.

    La Scala’ya ilk çıkarken neler duydunuz?

    – Bildiğiniz gibi yüzyıllardan beri La Scala dünyanın en büyük, en seviyeli ve en seçici operalarından. Başarısı de bu seçiciliğinden ileri gelmekte. Büyük opera solistlerinin hepsinin ideali bir gün bu zapt edilmesi güç kaleyi fethetmek, bu operanın sahnesinde söylemek. Bununla beraber birçok meşhur opera sanatçısının yıllarca beklediği, birçok denemeden sonra bu amaçlarına ulaşamadığı da bir gerçek. Onun için sanat hayatımın yedinci senesinde ve diğer sahnelerde temsil vermeye başladıktan üç yıl sonra, ilk denememde bu mağbete kabul edilmek benim için büyük saadetti. Fakat iş kabul edilmekle bitmiyor. Rol aldığım esere çalışmak, her safhasında kendimi beğendirmek, ilk temsilde başarılı olmak, halkın ve müzik eleştirmenlerinin takdirini kazanmak da şart. La Scala’nın anlaşma imzaladığı dünyanın ünlü sanatçılarını son dakikada provalarda beğenmeyip tazminat ödeyerek temsilden çıkarttığı da bilinen bir gerçek. Bunun için bir ay süren bu yorucu çalışmaları ne gergin bir hava içinde geçirdiğimi tahmin edebilirsiniz. Bu çalışmaların bana bir ayda 10 kilo kaybettirdiğini söylersem, ne çetin bir imtihan verdiğimi daha iyi anlarsınız.

    Neticeden memnun musunuz?

    – Çok memnunum. Bir ay belki çile doldurdum. Dünyanın belli başlı sanatkârlarından oluşan bir kadro içinde naçiz bir ferdi olmakla iftihar ettiğim milletimin, memleketimin ve devlet operamızın yüzünü ağartabildim sanıyorum. Henüz on yıllık opera mazisi olmayan bir memlekette de, çalışılırsa, La Scala sahnesine çıkabilecek sesler yetiştirebileceğini gösterdim. Bunu iftiharla söyleyebilirim. Çünkü kazanılan netice şahsım için olduğu kadar belki memleketimiz ve operamız için de değerli. Şimdi bütün dünya artık Ankara’da bir Türk operası olduğunu, orada uluslararası düzeyde primadonnalar yetiştirildiğini biliyor.

    Sahnede 20 dakika sadece ben söyledim

    Temsil nasıl oldu, eleştirmenler nasıl karşıladı?

    Francis Poulenc ve Leyla Gencer

    – Dünya prömiyeri olduğu için temsil çok iyi hazırlanmıştı. Teknik hazırlıklara aylarca evvel girişilmiş; reji, dekor ve kostümler hep meşhur kişilere ısmarlanmıştı. Orkestrayı La Scala’nın daimi şefi ve modern operalarda uzmanlık sahibi Nino Sanzogno yönetiyordu. Bunun dışında eserin en mükemmel, en güzel şartlar içinde sahnelenmesi için hiçbir maddi özveriden çekinilmemişti. Bir ayda bütün Scala, sanatçı, idareci, koro, orkestra ve teknisyenleri bu eser uğruna seferber edildi. 400’e yakın insan! Onun için netice parlak oldu. Halk bütün tahminlerin aksine esere büyük ilgi gösterdi. Aslında İtalyan halkı modern eserlere karşı tahammülsüzlüğüyle tanınmıştır. Halkın daha ilk temsilde gösterdiği coşku, eseri büyük emeklerle sahneye koyanların yüzünü güldürdü. Eser dört temsil için ilan edilmişken, beşinci bir temsil daha verildi. İlk temsile pek çok ülkeden opera ve müzik dünyasının en tanınmış şahsiyetleri gelmişti. Opera müdürleri, meşhur şefler, bestekârlar, eleştirmenler vardı. Mesela 3-4 ay evvel temsiller verdiğim San Francisco operasının müdürü Kurt Adler bile ta oradan Milano’ya gelmişti. Paris’in müzik eleştirmenleri de vardı.

    Bana gelince, beş Karmelit rahibesinden birini, baş rahibeyi oynuyordum. İkinci perdede sahnede hemen hemen yalnız ben söylüyordum, 20 dakika. Bu arya bitince bir alkış koptu ve dakikalarca sürdü.

    Scala’da perde kapanmadan kopan alkışların eser ve sanatçı için ayrı bir önemi vardır. Bu gerçek, içten gelen bir takdirin ifadesiydi. Temsilden sonra La Scala’nın müdürü, orkestra şefi, operanın bestecisi Poulenc, sahneye koyan rejisör hanım odama geldi. Beni kucaklayıp öptüler. Sonuçtan herkes, bilhassa La Scala’nın kaderini belirleyenler pek memnundu. O kadar ki önümüzdeki mevsim için bazı tekliflerde bulundular.

    Gazetelere gelince, İtalyan gazeteleri beni pek methettiler. Bazı Fransız gazeteleri benden bahsetti, bazıları ise bahsetmedi. Bunu Fransızlar için tabii görmek lazımdır. Çünkü onlar eserde rol alan solistlerden çok, ulusal bir hadise olarak kendi bestekarlarının La Scala sahnesindeki eserinin başarısına odaklanmıştı. Kamuoyuna da daha çok olayın bu tarafını yansıttılar. Tıpkı Türk kamuoyunun eserden, İtalyan sanatkârlarından çok benim rolümle, benim başarıma odaklanması gibiydi.

    En büyük arzum tekrar Ankara ve İstanbul’da söylemek

    Tekrar İtalya’ya gidiyor musunuz?

    – Evet, bir haftaya kadar. La Scala’da Manon söyleme ihtimalim var. Palermo’da birkaç temsilim olacak. Sonra radyo ve TV konserlerim var. Scala’da devamlı temsiller vermem gelecek mevsime kalacak. Fakat en büyük arzum mevsim kapanmadan, nisanda döndüğümde, Ankara ve İstanbul’da birkaç temsilde rol almak. Bana bütün sanat çalışmalarımda cesaret vermiş seyircimizi, halkımızı çok özledim. Onların önünde tekrar Türkçe söylemek benim için büyük zevk olacaktır.

    (Lütfi Ay / DT Sanat Dergisi / Şubat 1957)

    exclusive interview Francis Poulenc Karmelit Rahibelerinin Diyalogu Les dialogues des Carmelites Leyla Gencer
    Share. Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Reddit Tumblr Email
    Editör
    • Website

    Related Posts

    Emre Yavuz / Ravel albümünü kaydederken aklımda hep okyanus dalgaları vardı

    Mart 27, 2025

    Hakkı Derman / Olimpia’da tek konser vermek üzere Yunanistan’a gittik, bizi üç ay bırakmadılar

    Haziran 8, 2023

    Dario Moreno / Küçük flörtler uğruna da güzel şarkılar okunabilir

    Haziran 3, 2023
    Leave A Reply Cancel Reply

    Facebook X (Twitter) Instagram Pinterest
    © 2026 ThemeSphere. Designed by ThemeSphere.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.