Necip Celal Andel / İnşallah gözlerim açılacak, operet besteleyeceğim

0

İlk tango bestecimiz Necip Celal Andel, gençlik yıllarında gözlerini kaybetmiş, bu yoksunluğun da etkisiyle hüzünlü eserler bestelemişti. 1935’te, 28 yaşında görüştüğü gazeteciye hâlâ gözlerinin açılması umudunu taşıdığını anlatmıştı. 49 yaşında hayattan ayrılırken geriye “Mazi”,”Özleyiş”, “Suna” gibi 11 ölümsüz tango, keman, obua, viyolonsel konçertoları ve Fenerbahçe Marşı’nı bırakmıştı.

 

Onun yüzünü hiç görmedinizse bile, eserlerini bilirsiniz; “Mazî” değilse “Ayrılış”, o da değilse “Suna” veya “Özdeyiş”, yahut “Sarı Yapıncak” zaman zaman sizin ya du-daklarınızda dolaşmış ya da kulaklarınızı okşamıştır.
Yıllardır eserleri dış illerin radyolarında çalınan ve plaklarda dolaşan genç bestekâr Necip Celâl’i size daha iyi ve yakından tanıtabilmek için neden bu kadar geciktik?
Çünkü o, ancak gözleri görmeyen bir bestekâr olduktan sonra (canlı bir mevzu) olmak hassasını bulmuştur. Sebep bu.
Necip Celâl, Marmara’nın mavi sularına bakan evinde, penceresinin önünde görmeyen gözlerini sabit bir noktaya dikmiş, en sevdiği eseri “Ayrılık”tan bahsediyor :
— Seviyordum… Epeyce zamandır sevişiyorduk. Bir gün onun evinde ikimiz başbaşa kalmıştık, güzel güzel konuşuyorduk. Birden, aramızda bir ihtilâf çıktı, birbirimize acı acı sitemler ettik. Darıldık… Hisse-diyordum ki o da bu sondan benim kadar müteessirdi. Deli gibi yerimden kalktım, piyanoya oturdum, parmaklarım tuşlar üzerinde gidip gelmeye başladı. Fakat bu oda bana dar geldi, sokağa attım kendimi… Evime gelir gelmez, soluk soluğa piyanomun başına geçtim ve başladım çalmaya… İşte “Ayrılık” böyle doğdu. O doğdu ve bu doğuşla, onu yaratan aşkım bir anda sönüverdi.

Mazi’yi Evelyn Holt söyledi

Size mutlaka aşk mı ilham verir?
Beni işitmemiş gibi, kendi âleminde, kendi kendine konuşan rahat bir sesle devam ediyor:
— Sevgim tek kaynağımdır. Kendimi hiç zorlamam. Daima hislerimin elinde işlerim ve ekseriya geceleri çalışırım. 1929’da bir başkasını hakikaten çok seviyordum. Bu kız İstanbul’dan uzaklaşmak mecburiyetinde kalmıştı. Onsuz kalmanın acısıyla “Mazî”yi besteledim. Bu eserim bir sene sonra meydana çıktı ve çok rağbet buldu.
Ama bu “Mazi”nin garip bir de sergüzeşti vardır: Bir yaz günü İstinye’deydim. Telefon ettiler; sana bir şey göndereceğiz, dediler. Meğer bu şey o sırada İstanbul’a gelen meşhur sinema yıldızlarından Evelyn Holt imiş. Suadiye’de oturan yıldız Türkçe bîr eser okumak istemiş. Ne kadar beste varsa hepsini önüne yığmışlar, bunları birer birer dinlemiş, neden sonra “Mazi”yi beğenmiş ve bunun bestekârıyla tanışmak arzusunu izhar etmiş. Bu haber üzerine kendisine telefon ettim. Bana “Sizi mutlaka görmek istiyorum” dedi ve ertesi akşam için Tokatlıyan’da randevu verdi. Orada buluştuk, dans ettik. Ayrılırken “Mazi’yi hiç unutmayacağım” dedi, sözünde de durdu, çünkü İstanbul’dan ayrıldıktan sonra çevirdiği büyük filmlerde bile “Mazî”yi Türkçe okumuştu…
Masanın üzerindeki gramofona, kanapelerin, koltukların üzerlerindeki keman, akordion, banco gibi çeşit çeşit sazlara takılan gözlerim, halledemediği muammanın sırrını dilimden bekliyor:

İlk enstrümanım kanun

En çok hangi sazı seversiniz?
– Belki akordeon, belki keman… Yani bilmem ki, hepsini severim. Piyano,gitar, mandolin.. Hepsini çalarım. Yalnız viyolonsel ile ağız sazları müstesna. Ve gariptir, ben musikîye 5-6 yaşımda kanun ile başladım. Babam güzel kanun çalardı, ağabeyim Sadri Celâl da piyano bilirdi.
Ben kanunu kulak dolgunluğuyla çalmaya başladım. Evet, o zaman bana kimse ehemmiyet vermedi, Sadri Ağabey’im Avrupa’da tahsildeydi, beni bütün ısrarlarıma rağmen onun yanına göndermediler.
Evde elime ne geçerse çalıyordum. Bir hizmetçi kızımız vardı ki, eli piyanoya uyuyordu, ondan öğrenerek piyanoya da alıştım ve başladım “Ordumuz etti yemin”leri çalmaya… Bir aralık elime ut geçti, onu da öğrendim… Ve bir gün, ağabeyimin bir zabit arkadaşının elinde gördüğüm mandolini kaptım, onu da çalmaya başladım. En sonunda keman dersi almaya heves ettim.
16 yaşıma geldiğimde hele şükür Sadri Ağabey’imle beraber Almanya’ya gönderildim. İşte ilk defa olarak orada meşhur Şnabel’den keman dersi aldım, dahası notanın ne olduğunu anladım.
Altı ay devam eden bu derslerden sonra İstanbul’a döndük babam tekrar Almanya’ya gitmeme razı olmadı.
Almanya’da tahsil etmiş olan (şimdi İstanbul Kız Lisesi muallimlerinden) Tahir Sevenay’dan ders aldım. Ve bu, fasılalarla dört sene devam etti, itiraf ederim ki bana asıl müziği anlatan ve sevdiren işte bu hocamdır.
Necip Celâl bir lâhze dinlenir gibi sustuktan sonra, onu muvaffakiyete erdiren ilk hamlesini anlatıyor:
— Bir gün aklıma esti, daha doğrusu artık hayata atılmak istedim. Dansa fazla merakım vardı, dans havalarını dinlerken bunların pek basit şeyler olduğunu seziyordum. Kendi kendime “ben de bunlar kadar, hatta biraz daha iyilerini yapamaz mıyım” dedim. Tuttum, ilk eserim “Sarıyapıncak”ı meydana getirdim. Bir gururla değil, fakat doğruyu söylemek için kaydetmeliyim ki bizde Avrupa tekniğine uygun ilk beste Sarıyapıncak’tır.
Ya şimdi?
— Rahatsızlığımdan sonra yine yazdım. Meselâ “Suna”,”Özleyiş”, “Gençlik marşı” matbu olanlardır. Henüz meydana koymadığım bir çok eserim var. Rahatsızlığım hayatımda pek büyük bir değişiklik yaptı, diyemem. Vaktiyle okuyordum, şimdi okuyorlar, yazıyordum, şimdi yazıyorlar. Elbette eskisi gibi rahat değilim. İstediğim anda yazdıracak kimse bulamadığım oluyor, işte bu sebeple bir çok şeyi kafamda saklıyorum. Ama, unutmuyorum.
Görememenin verdiği en büyük azap nedir?
— En canımı sıkan şey, istediğim zaman yazamamaktı. Fakat bunun da bir tesellisi var. Meselâ ben Cemal Nadir’in karikatürlerini çok severdim. Şimdi onları göremiyorum, ancak bu imkânsızlıkla üzülürken kendi kendime “ya ben de ressam olsaydım, şimdi ne yapardım” diye avunuyorum.
Bu görüşmemize iştirak eden aile dostlarından biri ona soruyor:
— Necip, bir güzel kızı görememek sana daha büyük ıstırap vermez mi?
Gülümsüyor:
— Geçen sene bir baloda güzel bir bayan kartını göndermiş, benimle dans etmek istemişti. Tanımıyordum bu kadını… Fakat dans ederken, kollarımda dönerken hissediyordum ki güzel bir kadındı. Elbette bu güzel kadının yüzünü görmemek gayet acı… Kafamdaki bir besteyi yazmamak kadar acı. Ben bilhassa sonradan tanıdığım, görüştüğüm insanların yüzlerini görmemekle mustarip olurum. Gözlerim açıkken gördüğüm simalar şimdi, hâlâ hafızamda.

En büyük zevkim orkestrasyon

İstikbal hakkındaki düşünceleriniz?
Taze bir heyecanla yerinden doğrulan Necip Celâl ümit dolu bir sesle konuşuyor:
– İnşallah gözlerim açılsın, çok çalışacağım… Her şeyden evvel iyi bir kompozitör olmak isterim. Ve ilk işim bir operet yapmak olacaktır. Şimdi en büyük zevkim, kendi kendime orkestrasyon yapmak. Dünyada bundan güzel şey yok. Bu, daha olmamış, tamamlanmamış, pişmemiş müziği kafamın içinde kendi kendime dinlerken duyduğum zevk sonsuz.
Plâklarından bahis açılıyor.
— Bizde plâklar, insanı beste yapmaktan ikrah ettiriyor, diyor.
Ve önündeki gramofona plâklarından birini koyarak çeviriyor. Sonra kulakları seste, ikide birde tekrar ediyor:
— İşte falso… Bakın… Aman yarabbi… Facia… Ve bu facianın sebebini şöyle anlatıyor :
— Para vermiyorlar, diyor… Çalanlara o kadar az para veriyorlar ki, bunlarla prova yapmanın imkânı yok. Bir gün biribirinden bihaber çalgıcılar toplanıyor ve işte böyle falsolarla dolu bir hava ortaya koyuyorlar. Yalnız okuyan iyi para alıyor, fakat müzik harap oluyor.
Bâri büyük bir menfaat temin edebiliyor mu?
Bu sorguma, Necip Celâl meyüs bir eda ile cevap veriyor:
— Ne gezer… Sekiz plâğımdan elime geçen rakamı söylemek istemem, fakat bunun bir hiçten farksız olduğunu itiraf ederim. Avrupa’da bizim derecemizde olan bir bestekârın muazzam kazancı yanında bizim elimize geçen işte bir “hiç”ten ibarettir.
Ne tarafına dokunsak elem ve ıstırap dolu bir hayatın ağır havasıyla başımız dönüyor.. Bu 28 yaşındaki bestekârı kendi haline bırakırken, gözlerinin, hasretini çektiği renklere ve ışıklara bir an evvel kavuşmasını candan temenni ediyoruz.
(Kandemir /30 Sonkanun 1935 / Perşembe dergisi / Arşiv çalışması, redaksiyon: Serhan Yedig / Ayvalık Eski’z Sahaf’a teşekkür)

Linkler

Biyografisi

Share.

Leave A Reply

2 × one =

error: Content is protected !!