Osman Pehlivan / Kadın aşkı güzel sanatlar için en lüzumlu şeydir, fazlası sanatı ezer

0

Tırnova doğumlu Tanburacı Osman Pehlivan, 1920’lerde caz modası yaygınlaştığında Türk halk müziğinin adeta buhran yaşadığını anlatıyor. 1930’lu yılların kültür politikalarıyla durumun değiştiğini belirtip “Göreceksiniz ki, yakın zamanda bu halk musikisi cazbandın papucunu dama atacaktır” diyor.

Bela Bartok ve Necil Kazım Akses ile (ayakta solda ve sağda)

Ne gezersin bu dağlarda?
Bu dağlar bizim güzellerin dağıdır…
Radyo stüdyosundayız. Meşhur sanatkâr Tanburacı Osman Pehlivan mikrofonun önünde radyoya yeni konulan harikulade nefis halk türküleri okuyor ve çalıyor. O Erzurum mayesini çalarken Mesud Cemil gözlerini kapıyor:
– Harikulade… diyor… Hakikaten de harikulade…
Bu dağlar bizim güzellerin dağıdır…
Osman Pehlivan’ın uzun palabıyıkları var. Son derece içli şeyler çalmasına rağmen dehşetli şen bir adam… Mikrofonun önünde zaman zaman palabıyıklarını bir düzeltişi, şarkı söylerken başını sallayarak şöyle uzaktan bir işaret edişleri var ki ömür… Radyo stüdyosunun kübik mavi iskemlesi üstünde bu palabıyıklı halk sanatkârının oturuşu insana garip bir tesir veriyor.
Nihayet konser bitti. Halk sanatkârı Osman Pehlivan’ın kalktığı kübik mavi iskemleye kuzguni bir cazbandcı oturdu. Biz de öteki salona çekilerek konuşmaya başladık…

Dinleyiciler arasında kadın yoksa gevşek çalıyorum

Osman Pehlivan… Bu kadar içten çalıyorsun… Sanatına bu derece düşkün müsün?.. Aşksız sanat olur mu? Sanat için mutlaka aşk lazım mıdır?
– Aşksız sanat olmaz.
Fakat ne gibi aşk?
– Mesela kadın aşkı…
Ben kadınsız, aşksız hiçbir şey yapılmayacağına kaniyim. Size garip bir şey söyleyeyim mi? Yanımda bir kadın olduğu zaman ben başka türlü çalar, başka türlü söylerim.
Yanımda kadın olmadığı zaman da gene çalışım ve söyleyişim başkadır. Kadının sanat üzerinde bu derece tesiri vardır. Size bunun bir de hikâyesini anlatayım…
Beş yıl kadar oluyor. Benim Haşan adında bir arkadaşım vardı. Kendisinde toplanarak çalar, söylerdik. Bir gece, kadınsız bir meclis… Eh ne olacak? Biraz gevşek çalıyorum…
-Ha, anlaşıldı, dedi, seni coşturmak lazım… Dışarıya çıktı, başına bir bez bulup örtmüş, beyaz bir bez… Kapıyı aralıkladı, baktı… Başımı çevirdim… Bir kadın, evet bir kadın… Ne dersiniz? Kucağımdaki tanburun sesi, boğazımdan çıkan şarkının tonu o dakikada değişti…
Kadın… Kadın aşkı güzel sanatlar için bence en lüzumlu şeydir. Amma nihayet bunun da bir derecesi vardır. Onu aşınca aşk sanatı ezer…

Caz modası buhran gibiydi, geldi ve geçti

Bir zamanlar yeryüzünü zenci musikisi bir kâbus gibi sarmıştı… En gözde çalgı saksofondu. Cazband hakkında ne düşünüyorsunuz? Bu salgın çok tavsadı, değil mi?
– Evet. Bu bir buhran gibiydi. Geldi, geçti. Dans musikisinin sanatla pek alakası yoktur. Gençlik bunu şöyle güzel bir bele dolanıp, güzel kokular içinde dönmek, dans etmek, oynamak için sever. İşte cazband musikisinin insan üzerine tesiri bundan ibarettir.
Bence hakiki musiki, bu halk musikisidir. Nasıl ki artık bundan 10-15 sene evvel olduğu gibi bir gramofon, bir cazband, bir dans salgını da kalmamıştır. Şimdi birçok genç tanburu ve halk sazlarını merak ediyor… Gençler arasında bunu öğrenmek için büyük bir heves ve arz başlamıştır. Ancak bunda muvaffak olmak için sadece heves ve arz kâfi değildir. Çok çalışmak, bundan başka hadsiz bir sanat aşkı lazımdır.
Bu teknikten ziyade aşk isteyen bir sanattır.
Gençler çok heves ediyor, diyorsunuz… Ya kadınlar? Genç kızlar?
-Onlarda da halk musikisine ve bu sazlara karşı büyük bir istek başlamıştır, öğrenmek için pek çok müracaatlar vardır.

Halk müziğine yeniden rağbet var

Memlekette halk türkülerine, halk musikisine büyük bir ehemmiyet veriliyor. Siz de İstanbul ve Ankara radyolarında çalmaya başladınız… İstiyoruz ki memleketimizde bu öz musiki yeniden parlasın, yükselsin… Lâkin bu işte sizin gibi bir veya birkaç sanatkârımız var. Bu sanatkârlar da gözlerini kapayınca ne olacak? Bunun bir mektebi, öğreticisi, dersi, dershanesi yok ki…
Eğer bu musikinin ilerlemesini istiyorsak halk musikisini gençlere öğretmemiz lazım değil midir?
– Doğrudur… Lâkin bu halk musikisi, halkın rağbet ettiği zamanlarda hiç mektebi falan olmadan kendi kendine ilerlemiş, parlamış… Çünkü o vakit halk buna candan bağlıymış…
Sonra halkın bu rağbeti söndürülmüş, soysuzlaşmış bazı musiki parçaları etrafı sarmış ve halk musikisi de durmuş. Şimdi memnuniyetle görüyoruz ki bu rağbetin yeniden uyandırılması, parlatılması, büyütülmesi için sonsuz bir gayretle çalışılıyor. Bu rağbet de uyanmıştır. Bunun için tabiatıyla cemiyetin içinden yeni halk sanatkârları yetişecektir. Nitekim, gençlerden pek çoğu öğrenmek için geliyorlar. Ben bunlardan istidatlı gördüklerimden hiçbirini geri çevirmiyorum. Lâkin herhalde gençliğe bu musikiyi öğretmek lazımdır.
Göreceksiniz ki, yakın zamanda bu halk musikisi cazbandın papucunu dama atacaktır.
(Hikmet Feridun Es / Mart 1936 / Akşam gazetesi)

YAZIYI PAYLAŞIN

Yorum Yazın

error: Content is protected !!