Ruşen Ferit Kam / İlk çaldığım kemençe Tanburi Cemil’in Andelib’i

0

Çocukluğunda Daniel Fitsinger’den aldığı keman dersiyle müziğe başlayan Ruşen Ferit Kam, daha sonra klasik kemençenin virtüözleri arasına girdi. Uzun yıllar radyoların icra heyetlerinde yer aldı. 1950’de 48 yaşında Akşam muhabirine hayatını anlatmış bu arada geleneksel Türk müziğindeki yozlaşmayı açıklarken “Devletten destek alamayan alaturka müzik piyasaya sığınmıştır” diyor. Çoksesli müziğe yönelmenin zorunluluk olduğunu savunuyor.

Ruşen Kam musikimizin hem nazariyatını, hem de tatbikatını hakkiyle bilen sayılı sanatkârdan biri. Üstadın kemençesini radyoda dinlemeyen yok. İzahlı müzik saatlerinde de Ruşen Kam nazarî bilgisinin genişliğini ispat etmiştir. Ruşen Kam halen 48 yaşında bulunmaktadır. İstanbul Sultanisi ve Darülfünun Edebiyat Fakültesi’nden mezun olmuştur. Radyodaki faaliyetinin haricinde devlet konservatuvarında Türkçe edebiyatı okutmaktadır.
Ruşen Kam’ın radyo hayatı 25 seneye yaklaşmıştır. İlk olarak 1926’da İstanbul Radyosu’nda çalmaya başlayan üstad 1938’de Ankara Radyosu’na geçmiş ve o tarihten beri de bilâ fasıla radyodaki faaliyetine devam etmiştir.
Ruşen Kam musikiye intisabını şu şekilde anlatmaktadır:
— İçinde bulunduğum muhitin üzerimdeki tesirlerinin neticesi olarak müzikle uğraşmaya çok küçük yaşlarda başladım. Sultaniye devam ederken Daniel Fitsinger’den alafranga keman dersleri alıyordum. Fakat muhitim beni zaruri olarak alaturkaya sevk ediyordu. Tanburi Cemil Bey’le evlerimiz karşı karşıyaydı. Mesut Cemil’le gayet iyi arkadaştık. Cemil Bey’in ölümünden zannedersem bir sene kadar sonraydı. Bir gün Mesut’la ellerimizde zeytinyağı kandilleri olduğu halde Cemil Bey’in bir mâbed kadar mukaddes olan odasına girdik. Ve oradaki metrûkatın arasında boğulduk, kaldık.. Bu o ânın üzerimdeki tesiri hâlâ devam etmekte.
Bundan sonra alaturkaya başladık. Cemil Bey’in şahsiyetine tevarüs eden bir talebesi vardı: Kadı Fuat Efendi. İşte onun ve Mesud’un ısrarıyla kemençe derslerine başladım.
Cemil Bey’in Andelib isminde bir kemençesi vardı, ilk çaldığım kemençe buydu. Ondan sonra da bir daha kemençeyi elden bırakmadık.

Ruşen Kam’ın yegâne bestesi

Ruşen Kam’a kendi besteleri olup olmadığım soruyorum, şöyle diyor:
— Bir ara hastalanmıştım. Ateşim 39’dan fazlaydı. Yatakta Enderunlu Vasıf Divanı’nı karıştırıyordum. Rahmi Bey’in bir şarkısına nazire olmak üzere şu şarkıyı besteledim:
Bir nevcirandır, aşubu candır
Kaddi fidandır, servi revandır
Bir ince beldir, pek bi bedeldir
Gayet güzeldir, kaddi fidandır
Sev ol nihali, mümkün visali
Yoktur misali, kaddi fidandır.
Fakat bu şarkı hezeyanı malumun kabilinden bir şeydir. Bir daha şarkı bestelemeye kalkmadım.

Musiki enstitüsü lâzım

Alaturkacılar klâsik Türk müziğinin himaye edilmediğini, Garp müziği ile uğraşanlar da alaturkanın revaçta olduğunu ve Garp müziğine rağbet edilmediğini söylemektedir. Bu husustaki fikriniz nedir?
— Bugün Garp müziği devletin himayesinde, devlet Garp müziğini tedris ve teşvik etmekte. Halk ise daha ziyade alaturkaya rağbet etmekte. Devletten himaye görmeyen alaturka piyasaya sığınmıştır. Ben piyasayı bugünkü vaziyetiyle beğenmiyorum. Piyasada sanat gayesi yok. Gaye para. Piyasadaki sanat hareketi aktüalite, günün modası. Halbuki eski kıymetlerin değerlendirilmesi ve meydana çıkartılması lâzım. Biz kör değneğini beller gibi muayyen bestekârlar ve besteler bellemişiz, onlarla gidiyoruz. Halbuki henüz meydana çıkmamış kimbilir ne kadar eser vardır? Babam Ferit Kam “Biz yalnız Fuzulî ve Nedim’i bellemişiz. Gidin kütüphane raflarına karıştırın, oralarda daha ne Fuzuliler ve ne Nedimler’in yattığını göreceksiniz” derdi.
Musikide de vaziyet aynıdır. Geçenlerde bir dostum Hacı Arif Bey’den muntekil bir Hamparsum notası (Ermeni notası) fihristi gösterdi. İçinde tam 368 tane peşrev ve saz semaisi olmak üzere eser vardı, Bunların içinde ismini hiç işitmediğim bestekârların bulunduğunu hayretle gördüm.
İşte bu kıymetlerin meydana çıkartılması için bir enstitü lâzım.

Gelenek Lemi Atlı sonrası tarihe karıştı

Klâsik Türk musikisi, divan edebiyatı gibi, tarihi devrini tamamlamış ve Lemi Atlı ile tarihe karışmıştır. Lemi’den sonra yapılan eserler kötü taklitlerden ibarettir. Nitekim hepsi saman alevi gibi parlayıp sönmektedir.
Bugün kötü bir taklitçilik var. Ve bu taklit merakı Arap musikisini taklide kadar varmakta. Musikimizin bu vaziyetten kurtarılması lâzımdır.
Çok sesli polifonik müziğe gitmemiz zaruri. Fakat melodi ve ritm bakımından çok zengin olan alaturkayı iyi bilirsek Garp sanatı havasına bir şeyler ilâve edebilir ve Garp tekniği ile yeni bir Türk musikisini yaratabiliriz.”
(Ankaralı / 23 Şubat 1950 / Akşam)

Share.

Leave A Reply

error: Content is protected !!