Emin Fındıkoğlu / Türkiye’de cazdan para kazanılmaz, kazanılması da gerekmez

0

Türk cazının ikinci kuşak solistlerinden Emin Fındıkoğlu besteci ve aranjörlüğünün yanı sıra caza yeni dinleyici kazandırmak için çalıştı. İstanbul’da caz kulübü açtı, radyo programı yaptı, BİLSAK Caz Festivali’ni organize etti. 30 yıl önce yayımlanan röportajda müzik serüvenini anlatıyor “Restoranda, gece kulübünde caz yapılmaz” diyor.

 

Tanınmış bir besteci ve aranjör olarak müzik serüveninizi en başından anlatır mısınız?
– 1940 doğumluyum. Müziğe Saint Joseph öğrenci orkestrasında bir yıl mellofon çalarak başladım. Klasik müziğin kolay eserlerini çalıyorduk. Nota okumayı okulda, papazlardan, yarım saatte öğrendim.
Cazla ilgiliydim, çalabilirim diye okul orkestrasına girmiştim. 1956 yılında, Dizzy Gillespie Türkiye’ye geldiğinde, trompet çalmanın kolay olduğunu zannederek, okulun son yılında İstanbul Devlet Konservatuvarı’nda trompet öğrencisi oldum. Bu arada müzikle ilgili en önemli bilgileri Cüneyt Sermet’ten öğrendim. Onun sayesinde, Arif Mardin’den 1.5 yıl armoni ve aranjorlük dersleri aldım. Yazdığım iki parçayı Arif Mardin kanalıyla, Berklee’ye yolladım. Bunlardan birini Arif çaldırtıp, banta aldırdı. Okul idaresince beğenilmiş, Bana müzik okulundan burs verdiler. Önümde beliren Amerika imkânını değerlendirebilmek için, askere gittim. Yedeksubay maaşımı biriktirip Amerika’ya gittim ve orada 1962-66 arasında dört yıl kaldım.
Boston’da Berklee Müzik Okulu’nda aranjörlük hocası trompetçi Herb Pomeroy, caz cümlelerinin çalınışı ve emprovizasvon hocası alto saksafoncu John LaPorta en değerlileriydi. Bu yıllarda trompeti bırakmıştım, ama henüz elektrik piyano çalmıyordum. Gerçek anlamda çalmaya, 1966’da Türkiye’ye döndükten sonra başladım. Bu arada ünlü İsveçli alto saksafoncu Lennart Jansson ülkemizdeydi. Onun kurduğu toplulukta çaldım, radyoda birçok program yaptık. Grupta ayrıca çok başarılı bir caz gitarcısı olan Terry Donoughue, davulda Bülent Ateş, kontrbasta Gülnur Perin vardı. Bu arada ben de besteler yapıyordum ve radyo programlarının arasına bunları sıkıştırıyorduk. Sonra yabancı müzisyenler yavaş yavaş Türkiye’den gitmeye başladı. Lennart’la çalışmam benim için çok yararlı oldu. Ona yaşayan Charlie Parker derlerdi. Türk müzisyenler onlardan çok şey öğrendi. Epey para kazan-dım. Niyetimiz Terry ile caz kulübü açmaktı. Sonra Terry’nin evine hırsız girip her şeyini çalınca, planımız yürümedi. O ülkesine döndü, ben 1970 yılında caz kulübü açtım. Kulübün adı, The Rhythm Section’du. 1970-71 kışı, hem soğuk, hem de insanların tedirgin olduğu bir dönemdi. Kulüp fazla iş yapmadı ve kapandı. Yine de, İsmet Sıral, Melih Gürel, piyanoda erken saatlerde ben, sonra Ayhan Yünkuş, davulda Bülent Ateş, kontrbasta Gülnur Perin çaldı. Ayrıca Albert Mangelstroff ve Alman Yıldızlar Topluluğu iki gece, sabah-lara kadar müzik yaptı. Bir yıl sonra, 1971 yılında, Hair Müzikali’nin (Gülriz Sururi-Engin Cezzar Tiyatrosu’nda) İstanbul prodüksiyonunda, müzik direktörlüğü yaptım. Orkestrayı kurup yönettim.
1972-75 yılları arasında, İsviçre, İsveç, Norveç, Fransa ve Tayland’a gittim. Zamanın gereği olarak pop ve dans müziği çalıyorduk. Sonra Avrupa’da,içinde Nükhet ve Neşet Ruacan’ın da bulunduğu orkestrayı kurdum. Döndükten sonra Onno Tunç’la beraberliğimiz başladı. Grubumuzda Arto Tunç, Şenova Ülker ve Levent Çöker de vardı. Epey konserler verdik, sonra Arto’nun 1981’de Amerika’ya gitmesiyle grup dağıldı. Çünkü tüm kıvılcım ondaydı. Hasan Kocamaz da bizimle çalıştı. Biz genç olarak aşırı modernliğe kayarken, onun sayesinde, cazın gerçek sıcaklığını yakalıyorduk. Bu arada yazları Bodrum da çalmaya başladım. Bundan iki yıl önce Tuna Ötenel-Emin Fındıkoğlu Dörtlüsü’nü kurduk. Caz Festivali’nde kendi bestelerimizi seslendirdik. Aynı gruba dört kişi ilavesiyle Euophony’yi kurduk. Bu grupla kendi bestelerimizi, bazı caz bestecilerinin güzel yapıtlarını çalıyoruz. Bu gruptaki arkadaşlar çok yetenekliler, onlarla çalışmak büyük bir zevk. Grupta ben ve Tunç dışında, İmer Demirer (trompet), Şenova Ülker (trompet, flügelhom), Fatih Erkoç, Levent Çöker (trombon), Hakan Behlil (bas), Murat Verdi (davul) var. Benim ayrıca haftada iki gün çalan bir grubum da var. Bu grupta benim bestelerimle, bazı az bilinen besteleri çalıyoruz. Tümü gençlerden oluşan bu dört kişilik grupla da çok keyifli çalıyoruz.

Traş olurken caz dinlenmez

Türkiye’de caza gösterilen ilgide bir artış söz konusu mu? Danışmanlığını yaptığınız BİLSAK Caz Festivali’nden yola çıkarak bu artışın nitelik yönünden değerlendirmesini yapar mısınız?
– Caz Festivali, büyük kitlelere seslenen bir etkinlik. Fakat yine de, bana göre caz müziği, hiçbir zaman, büyük kitlelerin müziği olmadı. Caz, belki 40-50 yıl öncesinin pop müziğiydi ve ilgi büyüktü. Türkiye’de bir caz patlamasından söz ediyorlar. Ben bundan çok korkuyorum. Ben caz müziğinin seçme bir kitlenin, yani cazı eğlence müziği olarak almayan, fakat ciddi, sanatsal değeri olduğunu düşünebilen ve ileriye dönük bir müzik olarak gören kitlelerin müziği olmasını istiyorum. “Rock jazz” ya da “pop jazz’’ın değil. İşte ben bu kitleyi toplamaya çalışıyorum. Caza gelen kitle belirli. Festivalin geçen yıl konuğu olan Mike Zwerin, Herald Tribune’de “Türkiye’de Caz Festivali 1200 kişilik salonu üç gece üst üste doldurmaya yetti” diye yazdı. Bizim insanlarımız, sözlü müziği seviyorlar. Ama notalardan, nüanslardan, ritmlerden oluşan müziği sözsüz de dinleyebilmeliler.
Ayrıca, gece kulüplerinde, restoranlarda caz müziği çalınması, bana göre çok yanlış. Caz dinlenebilmesi gereken bir müziktir. Cüneyt Sermet, bana yıllar önce “Oğlum tıraş olurken, caz müziği dinlemeyeceksin” demişti. Caz yalnızca dinlenen yerlerde çalınmalı. Eğlenmeye ya da yemek yemeye gelen kişilere caz çalınmasına karşıyım.
İsveç ve Norveç’de en güzel caz kulüpleri, cazın sakin kafayla dinlendiği, akşam saat 20.00-24.00 arası program yapılan kulüplerdi.
Türkiye’de caz müziğinden para kazanmak mümkün mü?
– Türkiye’de caz müziğinden para kazanılmaz, kazanılması da gerekmez. Bir müzisyen, akıllıca, kafasını kullanarak, başka yerlerden de ekmek parasını kazanabilir. Cazı da belirli bir kitleye çalar. Sonuçta müzisyendir ve bu mesleğin bir sürü şeyini bilip kullanır. Caz müzisyeni, kendisi ve dinleyicisi için çalmalı.
(Merih Akoğul/Mart 1987/Gösteri Dergisi)

Share.

Leave A Reply

twenty − eight =

error: Content is protected !!