Vahakn Nigogosyan / İstanbullu Stradivarius ustası

0

Pierre Fournier, Pablo Casals, Isaac Stern, Gaspar Cassado gibi efsanevi virtüözlerin lüthiyesi, Amerikan Keman Derneği’nin kurucularından Vahakn Nigogosyan yaşasaydı 14 Şubat 2010’da 100 yaşına basacaktı. 1940’larda Tünel Meydanı’nında açtığı, 1970’lerde New York’taki Carneggie Hall’un karşısına taşıdığı “Stradivarius Atölyesi”nde nadide çalgıları onarırdı. 65 yılda, değerleri 1 ila 5 milyon dolar arasında değişen tam 72 Strad ve sayısız orta değerde enstrüman geçti elinden. Hayali, İstanbul Konservatuvarı’nda enstrüman yapımcılığı bölümü kurmaktı. “Ermenisin, olmaz” dendiği için 1958’de Amerika’ya yerleşmişti. Meslek sırrı kavramından nefret etmesi, Oberlin Konservatuvarı’nda ABD’nin ilk çalgı restorasyon kurslarını başlatması, bilgisini gençlerle paylaşması onu mesleğinin zirvesine taşıdı. Ödüller kazandı. Doğduğu toprakları hiç unutmadı Nigo Usta. Hayatındaki en mutlu anlar, New York’taki Ermeni dostlarıyla buluştuğu, İstanbul’u andığı yemekli toplantılardı. Rakısından bir yudum alıp, arkasına yaslanır, mutluluğunu Türkçe ifade ederdi: “İyi ki doğmuşuz…”

 

Eğitimci bir ailenin oğluydu. Amerikalı pedegog John Dewey’den etkilenen babası Ara Nigogosyan, Anadolu’daki Ermeni yetimhanelerinde birçok yeniliği başlatan kişiydi. Çocuklara meslek kazandıracak marangozluk, ayakkabıcılık gibi dersleri, sporu, kızlı erkekli sınıfları 1900’lerin başında müfredata o sokmuştu. Öğretmenliğinde muhafazakarların hışmına uğrayıp  Sakız’a sürgüne gitmiş, müdürken işinden olmuştu.
Eşi Roza da öğretmendi. Samsun’daki okulda tanışıp evlenmiş, 1909’da, Adana’daki Artanyan Ermeni Okulu’nun kadın ve erkek bölümü yöneticiliğine atanmışlardı. Kanlı olaylar sırasında pamuk fabrikasına sığınıp kurtuldular, yeni doğan oğulları Vahakn açlıktan öldü. Çift İstanbul’a geldi, Üsküdar’da Aramyan Okulu’nu kurdu. Kısa süre sonra Nigogosyan, Kurtuluş’taki Karagözyan Yetimhanesi’nin müdürlüğüne getirildi.
14 Şubat 1910’da bir oğulları daha doğunca adını Vahakn koydular. Sonraki yıllarda aileye katılan oğulları Goryun, doktor olacak Bursa Sanatoryumu’nun başhekimliğini yapacaktı. Kızları Anahid ise öğretmenliği seçecekti.
Vahakn müziğe meraklıydı. Karagözyan’da keman ve gitar çalmayı öğrenmişti. İlkokulu bitirdiğinde, bir keman alınmasını istedi. Aile çok zor koşullarda yaşıyordu. Babası “Malzemesini alırım, marangozluk dersinde öğrendiklerinle kendin yaparsın” dedi. Vahakn’ın yaptığı kemanı, amatör lüthiye dostu Kürkçüyan’a gösterdi. Gördüğüne şaştı Kürkçüyan: “Kenar, flato çalışmasını  nasıl bu kadar güzel yapmış, bravo vallahi!” Aslında eczacıydı Kürkçüyan, Galatasaray’daki eczanesinin yakınında bir de enstrüman atölyesi vardı. Keman, viyolonsel yapar; eskileri tamir ederdi. O kadar meraklıydı ki bu işe, 1925’te Stradivarius atölyesinden kalma ağaçlar açık artırmaya çıkarıldığında Kürçüyan işini bırakıp İtalya’nın yolunu tutmuştu. Oradan getirdiği akağaç ve ladinlerle birçok enstrüman yaptı.

Thibaud onu Vatelot’a tavsiye etti

Vahakn enstrüman yapımcılığını çok sevdi. 15 yaşında okulu bırakıp çıraklığa başladı. Ustası Kürkçüyan ona, Stradivarius’un Hayatı adlı Fransızca bir kitap vermişti. Babasından öğrendiği Fransızca ile bir solukta okudu. 400 sayfalık kitabı el yazısıyla kopyaladı ve hayatı boyunca sakladı.
İlk yaptığı kemanlar ustası Kürkçüyan’ı bile şaşırtacaktı. O günlerde ünlü Fransız kemancı Jacques Thibaud, İstanbul’a konser vermeye gelmişti. Kürkçüyan, çırağını alıp konsere gitti. Kuliste, yaptığı kemanı Thibaud’ya gösterdi. Ünlü kemancı, Vahakn’a, Marcel Vatelot gibi büyük ustalarla çalışmasını önerdi. “Paris’e döndüğümde, ona senden bahsedeceğim” dedi.
Vahakn, Marcel Vatelot’a mektup yazdı. Kendini tanıtıp, öğrencisi  olmak istediğini belirtti. Aksi bir ustaydı Vatelot, kolay çırak kabul etmezdi. Vahakn, telkinde bulunmaları için Paris’in Ermeni cemaatından hatırlı isimlere de haber gönderdi. “Ücretli kurslara  katılabilirsin ancak” cevabını alınca babasının verdiği bir altınla vapura bindi, Paris’in yolunu tuttu.
Yıl 1929’du, 19 yaşındaydı. Votelot Atölyesi’nde ustanın oğluyla birlikte mesleği öğrenmeye başladı. Gizlenen meslek sırlarını  gözlemle keşfedecekti. Stradivarius, Guernerius yapımı nadide kemanlara ilk kez burada dokundu. Çıraklığa geçtiğinde maaşı o kadar azdı ki, sefalet içinde yaşıyordu. Ev sahibine görünmemek için çok geç dönerdi odasına. Geceleri odasında ayakkabı, akide şekeri, helva, sucuk, pastırma, yalancı dolma imal edip Ermeni cemaatine satar, harçlığını çıkarırdı. Çekingen, heyecanlıydı. Bir gün yemek davetine gittiği patronun evinde telaştan camlı kapıyı görmemişti. Kırdığı camın mahcubiyetini 20 yıl sonra bile dostlarına anlatacaktı. Bu arada yaptığı kemanlardan biri Paris Galiera Müzesi’nde sergilenmeye değer bulundu. Ne tramvaya binecek ne de bilet alacak parası vardı. Bir pazar günü şehrin öteki ucuna yürüdü, açık pencereden binaya girdi. Kemanını gördü. Müzenin o gün ücretsiz gezildiğini çıkarken öğrenecekti…
1933’te yaptığı kemanla çıraklık diplomasını aldı. Babasına verdiği “Doğduğum topraklardan asla ayrılmayacağım” sözünü tutarak İstanbul’a döndü.
Ailesinin hayatı alt üst olmuştu. Babası işsizdi. Zaten dört yıl sonra yoksulluk içinde ölecek, hayatı boyunca tutuculardan çektiği halde cenazesini bizzat Ermeni Patriği kaldıracaktı.

Necati Tokyay’la keman kavgası

Nigo Usta, ilk atölyesini Tünel’de, Galata Mevlevihanesi’nin bitişiğinde açtı. Kapısındaki keman figürlü siyah cam tabelada “Vahakn Nigogosyan Luthier Paris’ten” yazıyordu. Geniş vitrininde kemanlar asılıydı, 10-12 metrekarelik dükkanı yerdeki tahta ve talaşlarla bir Ortaçağ atölyesini andırırdı. Ağırlıklı olarak keman, viyolonsel tamiri yapardı Vahakn Usta. “Benden acele iş istemeyin” derdi. Nadide çalgıları tamir etme yöntemini bulmak için günlerce düşündüğü olur, yavaş ve çok özenli çalışırdı. Yaptığı onarımın en küçük izi kalmazdı keman üzerinde. İşi temiz, tarifesi yüksekti.
Atölyesi, İstanbul’daki müzikçilerin, müziksever gençlerin, konservatuvar öğrencilerinin buluşma yeriydi. Duvarları enstrümanlarla dolu atölyede büyükçe çerçeveli bir fotoğrafı vardı Tibbout’nun. Öldükten sonra çerçevesine siyah bir kadife geçirildi. Sürekli müzik vardı atölyesinde. Genç çellist ve kemancılara enstrümanlarını verir, çalmalarını ister, beğenmediğinde hatalarını eleştirirdi. Yıllar sonra işi büyüttüğünde genç dostlarından profesyonel yardım almaya başladı. Kemanına müşteri çıktığında çok sevdiği genç dostlarından Yusuf Güler Aksöz’ü, çelloya çıktığında Reşit Erzin’e telefon eder “Müşteri var, geç kalma varbet (usta)” derdi. Sazı onlarla dinletirdi müşterisine. Müzikseverlerin dükkandaki sohbetleri öğle saatinde çevredeki restoranlardan söylenen mükellef öğle yemekleri, özenle pişirilmiş kahvelerle devam ederdi.
Sadece Muhiddin Sadak gibi klasikçiler değildi müşterisi. Klasik Türk Müziği’nin, Şerif Muhittin Targan, Udi Hırant gibi ustaları da uğrardı dükkanına. Bir seferinde Necati Tokyay’ın tamir için getirdiği kemanı özenle elden geçirmiş, sesini parlaklaştırmıştı. Ama Tokyay bundan hiç hoşlanmadı. Aralarında çok sert bir tartışma yaşandı.
2. Dünya Savaşı sırasında üç kez askere alınan Nigogosyan, 1943’te terhis olduktan kısa süre sonra Arnavutköy Amerikan Kız Koleji mezunu yaşıtı Alis’le evlendi. 1946’da ikiz oğulları Aram ve Hayg, 6 aylıkken dünyaya geldi. Çocuklarını yaşatmayı başardı Nigogosyan Çifti. Amerika’da eğitimlerini tamamlayan ikizlerden Aram siyaset bilimci, Hayg teknisyen oldu.

Köprülerinin şöhreti Avrupa’ya yayıldı

1952’de atölyesini İngiliz Konsolosluğu’nun karşısına, Hacıpoulos Pasajı’nın yanındaki binada kiraladığı bir daireye taşıdı. Atölyesi, eskisi gibi,  müzikseverlerin uğrak yeriydi. İstanbul’a gelen ünlü yapancı virtüözleri, çok sevdiği genç konservatuvar öğrencisi dostlarını Çiçek Pasajı’ndaki köftecilerde, salaş meyhanelerde yemek ısmarlamayı çok severdi. Ünlü solistler bu yemeklerin lezzetini yıllarca unutamaz, İstanbul’a her geldiklerinde anlatırdı.
Keman, çello köprülerinin namı Avrupa’ya ulaşmıştı. İstanbul’a yolu düşen Pierre Fournier, Gaspar Cassado, Jack Tibbout gibi ustalar mutlaka ona uğrar enstrümanlarına bakım yaptırır, köprülerini yeniletirlerdi. Örneğin, Pierre Fournier bir konserden önce çellosunu düşürmüş, köprüsünü kırmış ve ustanın yaptığını öyle beğenmişti ki, onu unutmamıştı.
Nigo Usta’nın en büyük hayali, konservatuvarın kadrolu enstrüman tamircisi olmak, burada çalgı yapım atölyeleri kurmak ve öğrenci yetiştirmekti. Emeklilik yıllarını bile planlamıştı. Babasının okuluna vakfedecekti hayatını.
İlk ciddi darbeyi konservatuvara başvurduğunda yedi. Muhiddin Sadak “Türkiye’nin en iyi keman tamircisi olduğunu biliyoruz. Ama sen de biliyorsun ki sizlere bu görevi veremeyiz” demişti. Çok kırılmıştı Nigo Usta.
Ardından, 1955’teki 6-7 Eylül olayları geldi. Boyacıköy’deki kardeşine gitmek üzere Şişli’deki evinden çıktığı bir sonbahar akşamında, eşiyle yağmacıların arasına düştü. Hemen eve dönüp cama bayrak astılar, saldırıdan kurtulsalar da yaşadıklarını unutamadılar. Nigo Usta, Fournier’e mektup yazdı. “Yurtdışına göç etmek istiyorum, ne tavsiye edersiniz?”

İşin sırrı “köprü”de

Atölye ve ev satıldı. 1958 Ağustosu’nda, küçük bir dost grubu Nigo Usta ve ailesini Yeşilköy Havalimanı’ndan gözyaşlarıyla uğurladı. Fournier’in referansıyla, New York’ta ünlü lüthiye Rembert Wurlitzer’in atölyesinde çalışmaya başladı. Heifetz, Piatigorski, Casals, Stern’in enstrümanlarını onaran atölyede, altı İtalyanla birlikte, ünlü baş usta Francisco Saconi’nin emrindeydi. İlk aylarda çok zorluk çekti, İtalyanların müstehzi tavırlarına dayanmak zorunda kaldı. Sabahları çantasında beş sandviçle işe gelmesi, gün boyunca bunları yemesi bile alay vesilesiydi. Enstrüman yapmasına izin verilmiyor, nadide çalgılara dokundurulmuyordu. Akşamları evine döner, yemekten sonra tezgahını kurar ve uzun zamandır üzerinde çalıştığı çelloyla uğraşmaya başlardı. Atölyede tamir yöntemi geliştiremediği çalgıları eve getirdiğinde bütün ailede gerilim yaşanırdı. Çözümü buluna kadar huzursuz dolaşırdı evde. Bazen çözümü bulmak için haftalarca düşünür, tamirat ise bir ya da iki yıl sürebilirdi. Nigo Usta çözümü bulup rahatladığında ev ahalisi “oh, bu da geçti” derdi.
1959’da birbiri ardına yaşanan sınav gibi iki olayın ardından prestiji arttı. Aradan birkaç yıl daha geçti. Yaptığı köprü sayesinde, baş usta Sacconi’yle aynı konuma geldi.
Rembert Wurlitzer’in elinden çıkma, dükkanda özenle saklanan viyolonsel eşiğinin aynısını yapmıştı. Üzerine dükkanın damgasını basmamıştı. Köprüyü nadide bir çalgıya taktı, patronuna gösterdi. “Neden damgasız” diye sorunca patron, “Ben yaptım, size sormadan damga vurmak istemedim” dedi. Eşiğin mükemmeliyetini gören Wurlitzer sevgiyle Nigo Usta’nın sırtını sıvazladı: “Sen de Sacconi’ye yetiştin.” Sonraki yıllarda Nigo Usa da genç lüthiyeleri yaptıkları köprülere bakarak değerlendirecekti.
Atölyedeki İtalyanlarla arası düzelmişti. Öğle yemeklerinden sonra, İstanbul yıllarındaki gibi portatif elektrik ocağını çıkarır arkadaşlarına Türk kahvesi yapardı. Hafta sonlarında hep birlikte amatör balıkçı Sacconi’nin teknesiyle balığa çıkarlardı. Atölyede öğrendiğinden daha fazlasını iş arkadaşlarına öğretti.
1968’de Wurlitzer aniden öldü. Atölyenin kapanması gündeme gelince, Nigo Usta birikmiş emekli ikramiyesini de bırakıp ayrıldı. 1969’da Carnegie Hall’un karşısında, Steinway Building’in 11’nci katında, Stradivarius Studios’u açtı. Tam 16 yıl nadide çalgıları tamir etti, konsinye bırakılan çok pahalı çalgıları sattı, koleksiyonundaki enstrümanları kiraladı. Yıllar sonra tek Türk öğrencisi Ecevit Tunalı’ya söylediğine göre, meslek hayatı boyunca elinden tam 72 Stradivarius geçmişti. Fiyatları 1 ile 5 milyon dolar arasında değişen bu nadide çalgıların yanı sıra Guarnerius, Amati gibi ustaların elinden çıkma sayısız çaldıda iz bırakmıştı. Tamir ettiği her değerli çalgının krokisini çizer, öyküsünü yazar ve arşivlerdi.
1973’te Amerikan Keman Derneği’nin (Violin Society of America-VSA) kurucuları arasında yer alan Nigo Usta, atölyesini açıp şöhrete kavuştuktan sonra da karınca gibi çalışmayı sürdürdü. (Yardımcıları Charles Rufino, Carlos Archieri, Jim McKean sonraları çok ünlü olacaktı. Hatta McKean, Amerikan Keman Yapımcıları Federasyonu başkanlığını üstlendi.) Akşam saat 18.00’de kapıyı kilitler, tezgahının başına geçip restorasyon işlerine başlardı. Eşi Alis, gelip müdahale etmezse gece yarısına kadar çalışırdı.
Eve gelse bile yemekten sonra tezgahını açar, onarım işlerine devam ederdi. Gece yarısına doğru eşiyle yaklaşık bir saatlik yürüyüşe çıkar, sonra yatar ve sabah erken kalkardı. Tek hobisi uzun yürüyüşler ve eşiyle gittiği konserlerdi. Hayatının en mutlu  anları ise her yıl 14 Şubat’ta atölyesinde düzenlediği midye dolmalı, topikli doğum günleri ve İstanbul anılarını anlattığı dost toplantılarıydı. Sigarayı, pipoyu İstanbul’da bırakmıştı. Ama rakıdan vazgeçmemişti. Kadehinden bir yudum alıp arkasına yaslanır, çevresindekiler anlamasa da sevincini Türkçe ifade ederdi: “İyi ki doğmuşuz!”

Sırlardan nefret ederim

1985 iki kötü haber aldı. Kirasına astronomik zam istenince Stradivarius Studios’u kapattı. Bir süre sonra şeker sorununa, prostat kanserinin eklendiğini öğrendi. Hastalığa yenilmemeye kararlıydı. Queens’te üç katlı bir bina alıp atölyeye dönüştürdü. Küçük bir hobi bahçesi oluşturdu. Ziyaretçilerine gururla çiçeklerini gösterir, dalından kopardığı domates ve salatalıkları ikram ederdi. Artık tek hayali bildiklerini gençlere öğreteceği ileri düzeyde bir restorasyon kursu düzenlemekti. Fikrini, New York’ta onuruna verilen yemekte, enstrüman dünyasının önde gelen isimlerinin önünde açıkladı. Sonraki bir yılı, VSA’yı ikna etmeye harcadı. Dernektekiler o kadar duygulandılar ki 1986’da Nigogosyan’a mesleğe hizmet konusunda altın onur madalyası verdiler ve kurslara sponsor olmayı kabul ettiler. Nigo Usta,  1987’de Ohio’daki Oberlin Konservatuvarı’nda, Amerika’nın bu alandaki ilk uluslararası kurs programını başlattı.
1997’de, kurs programı onuncu yılını kutlarken Strad ve Strings dergilerinde yayımlanan iki uzun röportajda “lüthiyelikte meslek sırlarından nefret ederim” diyordu. “Çoğu lüthiye sırlarını vermektense ölmeyi tercih eder. Çalgı yapımcılığı tekniklerinin kuşaktan kuşağa aktarılmasını engeller, felakete yol açarlar. Ustalarım bilgi aktarmakta çok cimriydi, incelikleri kendim keşfetmek zorunda kaldım. Bunların hepsini genç kuşağa aktarmak istiyorum.”
Nigogosyan’ın yöneticiliğinde düzenlenen Oberlin’deki dört haftalık atölye çalışmaları uluslararası şenlik gibiydi. Nigo Usta, başvuru formuyla gönderilmesini istediği eşik örneğini dikkatle inceler, kursa kabul edilecekleri kendi seçerdi. Çok yeteneklilere sponsor bulur, hatta annesi ve babası adına her yıl bir öğrenciye burs verirdi. Hong Kong’dan bile gelen vardı. Kurs süresince sloganı şuydu: “Yemeyin, içmeyin, öğrenin! Gerekirse beni uykudan uyandırın, sorun.” Gençlerin en aykırı teknik önerilerini bile sabırla dinler, uygulamalarına izin verir, sonra eleştirirdi. Kursa katılanlarla akşam konservatuvar bahçesinde oturur, sohbet ortamında da çok şey öğrenildiğini anlatırdı. Dört haftalık kurstan sonra gençlere özel telefonlarını verir “Ne zaman çözemediğiniz bir sorunla karşılaşırsanız, beni arayın” derdi.
1997’de kanser nüksettiği halde 1500 kilometre yol gidip, Oberlin’de yöneticiliği devrettiği asistanı Chris Germain’le ders verdi. Hastalığı hızla ilerledi. Hayatında ilk kez, birkaç haftalığına hastaneye yattı. 20 Eylül’de öldü.
The New York Times, 37 satırlık ölüm haberinde “Jacques Thibaud, Isaac Stern, Yehudi Menuhin, Itzhak Perlman gibi kemancıların, Pablo Casals, Pierre Fournier gibi çellistlerin ustası Nigogosian öldü” diyordu.
Nigo Usta’yı “lüthiyelerin ayaklı ansiklopedisi” olarak niteleyen Stings dergisi ise şunu yazmıştı: “Öğretmenler genç lüthiyeye araç kullanmasını öğretir, bilgisini paylaşmayı seven Nigo gibi bir büyük usta ise enstrümana bakmayı ve görmeyi…”
(Serhan Yedig /  Ocak 2006 / Andante)

EN SEVDİĞİ KEMANINI
AYHAN TURAN’A VERDİ

Nigo Usta tamircilik daha kazançlı bir iş olduğu için enstrüman yapımcılığı yerine bu alana yönelmişti. Ancak Paris’te Vatelot’un yanındaki eğitimini tamamlayıp ustalık beratı alması için bir keman yapması gerekiyordu. En sevdiği enstrümanı Paris’te yaptı. Türkiye’ye döndükten sonra, mükemmelleştirmek amacıyla sayısız kez elden geçirdi. Gözünün içi gibi baktığı çalgıyı büyük ücretler teklif edilse de satmadı. 1950’lerde atölyesine gelen, sonraları oğlu gibi sevdiği genç kemancı Ayhan Turan’a verdi. Ama kemanını hiç unutmadı. Aradan yaklaşık 20 yıl geçtikten sonra Turan, New York’ta ziyaretine gittiğinde nadide enstrümanlarla dolu şifreli dolabını açıp “İçinden birini seç, yerine benim yaptığım kemanı geri ver” demişti. Turan’ın “Usta, o kemanın sizinle birlikte öyle çok anısı var ki bende, istemeyin lütfen” demesi üzerine talebinden vazgeçecekti.

DELİK KEMAN HAYATINI KURTARDI

Nigogosyan’ın 1958’de Amerika’da girdiği ilk iş Casals, Primerose gibi virtüözlerin çalgılarını onaran, yüzbinlerce dolarlık nadide enstrümanlar satan Wurlitzer Atölyesi’ndeydi. 7 İtalyan lüthiyenin arasında kendini kanıtlaması hiç kolay olmadı. Beklediği fırsat bir yıl sonra, bir felaketle geldi. 1985’te yayımlanan “From Violinmaking to Music: Sacconi” adlı kitapta öyküyü şöyle anlatıyordu: “Alıcısı çıkan nadide bir viyolayı tamir etmem istendi. Yaptığım doğruydu ama çalgının sesi değişmişti. Alıcı bunu fark edince vazgeçti. Üst kapak 7 mm kadar içeri göçmüştü, bunu kaldırınca basınç değişmiş ve bu ses rengini etkilemişti. Alt eşiği yükseltirsem sorun çözülecekti. Bay Wurlitzer’e önerimi söyledim. Onayını alıp, fikrimi uyguladım. Başarılı olduğumu gören Bay Wurlitzer, bu tarihten sonra istediğim gibi çalışmama izin verdi. Zor işlerde danışılmaya başlandı. Tabii bu, diğer ustaları rahatsız etti. Çünkü en yenisi 10 yıldır orada çalışıyordu.”
Nigogosyan’ın Wurlitzer Atölyesi’nde Başusta Sacconi’nin yardımcılığına getirilmesini sağlayan, sanatını taçlandıran fırsat, bu olayın hemen ardından geldi. Bu ilginç öyküyü, 1969’da New York’ta ziyaretine giden dostu Ayhan Turan’a anlatmıştı: Bir gün New York’un önemli orkestralarından birinin başkemancısı elindeki milyon dolarlık Stradivarius’la çıka geldi. Oğlu, bıçakla kemanın arkasında metal para büyüklüğünde bir delik açmıştı. Bedeli ne olursa olsun, tamirini istiyordu. İtalyan ustaların herbiri çalgıyı inceledi. “Delik, sesin en çok  titreştiği yerde. Yama yapsak şampanya mantarı gibi patlar. Tamir olmaz” dediler. Acı haberle yıkılan kemancı kutuyu kaparken Nigo Usta “Bir de ben bakabilir miyim” diye sordu. Bir hafta zaman istedi. Adam, çalgısını umut içinde bırakıp ayrıldı. Nigo Usta kemanı evine getirdi, bir sehpanın üstüne koydu. Ve tam bir hafta boyunca, saatlerce başında durup ne yapacağını düşündü. Sonunda çözümü buldu, kemanı hiç iz bırakmayacak şekilde onardı. Ne İtalyan ustalar ne de Wurlitzer inanabildi gördüğüne.

TEK TÜRK ÖĞRENCİSİ ECEVİT TUNALI

Başına gelenleri unutamamıştı

Ayhan Turan ve Reşit Erzin’den uzun yıllar bir  efsane gibi dinlemiştim Nigo Usta’yı. Oberlin Konservatuvarı’nda atölye çalışması yaptığını öğrenince telefonunu buldum, aradım. Bir köprü örneği göndermemi istedi. Kabul edildiğim bildirilince Ohio’ya gittim. Kurs boyunca özel ilgi gösterdi, benimle Türkçe konuştu. Öğrencilere yönelttiği bazı zor sorulara sadece benden karşılık gelince dostluğumuz ilerledi. Özel sohbetlerimizde can direğini folyoya sarıp pişirme, antika kemanların cila özellikleri gibi çok özel teknik bilgilerini benimle paylaştı. Daha sonra New York’taki evinde beni, eşimle ağırladı. Türkiye’deki dostları Reşit Erzin ve Ayhan Turan’a selamlarıyla birlikte eşik, tel ve arşe kılı gönderdi. Son kez 1987’de karayoluyla Avrupa’dan Türkiye’ye gelişinde, Edirne civarında ailesiyle birlikte alkollü gurbetçilerin saldırısına uğramış, başına gelenleri hiç unutamamıştı. İstanbul’a davet ettiğimizde “Çok isterim, ama çok yaşlandım” dedi. Daha sonra telefonla görüştük. İki yıl sonra da ölüm haberi geldi.

YAZIYI PAYLAŞIN

Yorum Yazın

error: Content is protected !!