Walter Gerhardt / Talebem Suna için büyük ümit besliyorum

0

Avusturyalı keman ve viyolacı Walter Gerhardt, 1930’ların sonunda Hitler faşizminden kaçıp Türkiye’ye sığınmıştı. Ankara’da CSO’da çalıştı, bir paşa kızına aşık olup evlenince İstanbul’a yerleşti, radyoda Cemal Reşit’le konserler verdi. 1944’te Yıldız dergisi Gerhardt’a bir sayfa ayırdı. Bu onun Türk basınında göründüğü ikinci ve son röportaj, 6 yaşındaki öğrencisi Suna Kan’ın ise yayımlanan ilk fotoğrafıydı.

 

Walter Gerhardt’ı radyoda sık dinlediğimiz keman konserleriyle hemen hepimiz tanırız. Fakat aynı zamanda onun Radyo Caz Orkestrası’nın kemanistliğini, Riyaseti Cumhur Senfonik Orkestrası’nın da keman liderliğini yaptığını bilmem biliyor muydunuz?
Walter Gerhardt’ı radyoevinde buldum. Kendisiyle bir müddet Türkiye, Ankara ve Riyaseti Cumhur Orkestrası hakkında konuştuk. Sanatkâr bu arada Türkiye’yi çok beğendiğini, Türkçe’yi tamamen öğrendiğini, orkestranın da çok kudretli beynelmilel bir topluluk olduğunu anlattı. Bundan sonra mevzuumuz Türk musikisine intikal etti. Türk müziği hakkındaki düşüncelerini sorduğum zaman o, sevinç ve memnuniyet ifade eden tarzda bir tebessümle cevap verdi:
— Türk musikisine çok meraklıyım. Bu müziği her zaman, bol bol ve zevkle dinliyorum; en çok sevdiğim şarkı da “Bahar bitti, güz bitti…”
• Türk sanatkârlarından beğenip takdir ettikleriniz kimlerdir?..”
Gerhardt’in gözlerinde ateşli bir neşe seziliyor, hemen ilâve ediyor:
— Safiye Ayla ve Cemal Reşit…
Suallerimi arka arkaya sıralamakta devam ediyorum:
• Hayatınızda en çok heyecanlandığınız an…
Derinleşen ve mana dolan bir gülümseme ile etrafa bakıyor:
— Hayatımın en büyük heyecanını. Milli Şef’in karşısında konser verirken hissettim, diyor.
Genç sanatkâr aslen Viyana’lıdır. Kendisi henüz sekiz yaşında iken fıtrî istidadının sayesinde şöhretinin ilk temellerini atmıştır. 16 yaşında Viyana Konservatuvarı’na giriyor. Bundan sonra Devlet Musiki Akademisi’ni bitirerek Avrupa’nın önemli merkezlerinde turneye çıkıyor, konserler veriyor. Walter Gerhardt’in Türkiye’ye gelmeden önceki son vazifesi Viyana Radyosu Orkestrası’nda keman liderliğiydi.
Bir müddet daha konuşuyoruz. O, Türk yemeklerine, bilhassa patlıcan salatasına bayıldığını söylüyor. Ben, mevzuu perdeye intikal ettirerek, hangi artistlerden hoşlandığını soruyorum.
— En çok sevdiğim artistlerin başında Lana Turner gelir; sonra da Hilde Krahl ve Gary Cooper.
• Aşk hakkında fikirleriniz nelerdir?
— Her aşkımı ilk aşkım gibi seviyorum. Ebedî ve plâtonik aşka inanmıyorum.
Samimiyetle elini uzatırken, yeşil gözleri dost ve neşeli bir gülümsemeyle parlıyor. “Esmerler mi, sarışınlar mı” sualimi ince ve zarif bir sesle cevaplıyor: “ Esmerler…”
Ayrılıyoruz, bu konuşma da böylece bitiyor.
(H.O.Kiper / 1 Mart 1944 / Yıldız Mecmuası)

 

Türk sopranoyla evlendi, Türkiye anılarını hiç unutmadı

1930’ların sonunda, Tahsin Demiray’ın 15 günde bir yayımlamaya başladığı Yıldız Mecmuası genellikle Hollywood’un film oyuncularıyla ilgili tercüme haber ve röportajlara yer verirdi. Zaman zaman Türk film yıldızlarıyla yapılmış röportajlar da sayfalarında yer buluyordu.
Sahafta rastladığım 1940’ların dergilerini karıştırırken Yıldız’ın nadiren de olsa dönemin Klasik Batı Müziği sanatçına sayfa ayırdığını fark ettiğimde gerçekten şaşırdım. (Günümüzün müzik dışında yayın yapan dergilerinde klasik müzikçileri neredeyse hiç görmüyoruz…) Elime geçen sayıları daha dikkatli taramaya başladım.
H. O. Kiper’in Walter Gerhardt ile röportajı Hedy Lamarr’ın kapak olduğu 1944’ün 1 Mart sayısında, ön sayfalarda yayımlanmış. “Artistlerle” yapılan anket benzeri “neleri sever, neleri sevmezsiniz” mülakatlarını çağrıştıran metinden Gerhardt’ı derinlemesine tanımak mümkün olmasa da kabataslak bilgi edinebiliyoruz. Fakat gerçek sürpriz sayfanın altındaki fotoğrafta. Saçındaki kocaman kurdelesiyle Suna Kan oturuyor Gerhardt’ın karşısında. Resim altında “Kendisine karşı büyük bir ümit beslediği talebesi Suna ile birlikte” yazılı.

Canlı yayında CRR eşliğinde Faure

Röportajda, Gerhardt’ın Türk yemeklerinden patlıcan salatasına bayıldığı, “Bahar Bitti Güz Bitti” şarkısını severek söylediği, esmer kadınlardan hoşlandığı, Safiye Ayla’yı takdir ettiği anlatılıyor. Fakat yaşını,

Dergide yayımlanan fotografin Suna Kan arsivindeki orijinali.

öğretmenlerini, önemli konserlerini ya da müzik dünyasındaki başarılarını, Türkiye’ye ne zaman ve neden geldiğini öğrenemiyoruz. İkinci enstrümanı viyoladan hiç bahsedilmiyor.
Vakit’te yayımlanan kısa röportaj hariç, dönemin gazetelerinde de Gerhardt hakkında detaylı bilgiye rastlanmıyor. 1940 yılına ait Cumhuriyet gazetesindeki radyo programı listelerinde kemancının adı geçiyor. Örneğin 14 Nisan 1940’ta Ankara Radyosu’ndan canlı yayımlanan resitalde Cemal Reşit Rey’in piyanosu eşliğinde Bach ve Faure’nin eserlerini seslendirmiş. Sonraki dört yılda hakkında tek haber yayımlanmamış. 1945’te, evlenmek üzere geldiği İstanbul’da  Müfit İmşir’in kurduğu orkestraya katılmış. Orkestranın Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan dört ilanında ismi “orkestra lideri”, yani başkemancı sıfatıyla geçiyor. İstanbul Yaylı Sazlar Orkestrası’nın Şehir Komedi Tiyatrosu’ndaki konserleri “Emekli Sahne Sanatkarları Yurdu menfaatine” düzenlenmiş. Şef Müfit İmşir.
Walter Gerhardt, 19 Mayıs 1945’te orkestranın ikinci konserinde, Bach’ın Mi Majör keman konçertosunu seslendirmiş. Akşam gazetesi’ndeki köşesinde “Üç bölümde de icradaki üslup, vuzuh, sarahat, arıklık ve duruluk, her şey mükemmeldi” diyor eleştirmen Fikri Çiçekoğlu…

Avustralya’da turneye çıktı

Hitler yenildikten, savaş sona erdikten sonra Gerhardt, Zürih Radyo Senfoni Orkestrası’ndan solistlik teklifi alıyor. 26 Mayıs 1948’de Ulus’ta yayımlanan habere göre teklifi kabul ediyor. Türk eşi ve oğluyla İsviçre’ye yerleşiyor. Daha detaylı bilgiyi ise yaklaşık 10 yıl sonra konser vermeye gittiği Avustralya’da yayımlanan bir haberde yer alıyor. Melbourne’un yerel gazetesi The Age’in, 17 Mayıs 1955 tarihli nüshasında, ikinci sayfadaki “Günün Haberi” köşesinde, kente konser için gelen Fransız topluluğu Pascal Kuvartet’in viyolacısıyla yapılan kısa röportaj aktarılıyor. “Viyana’da Richard Goldner’in öğrencisi oldu. Hitler döneminde kaçtığı Türkiye’de 10 yıl yaşayıp, konservatuvarda ders verdi. Daha sonra Türk eşiyle İsviçre’ye yerleşip Zürih Radyosu’nda solistliğe başladı” yazıyor gazete.
Haberden anladığımız  kadarıyla dörtlü, 1941’de Marsilya’da kurulmuş. Avustralya konserine vesile olan kişi Goldner. O da topluluğu Musica Viva ile bu ülkeye gitmiş, Hitler korkusundan bir daha ülkesine dönmemiş.
Konserler başarılı geçmiş olacak ki, Gerhardt sonraki yıllarda birkaç kez daha İsviçre’den binlerce kilometre uçup Avustralya’ya konser vermeye gitmiş. 21 Temmuz 1957 Güney Avustralya’da, Adelaide Üniversitesi’nde piyanist Eira West ile resital vermiş. Aynı günlerde piyanist Dorothy Oldham ile bir uzunçalar kaydetmiş.

Du Pre ve Menuhin ile BBC2’de çaldı

1960’larda Gerhardt’ın ismi İngiltere’de kemancı Yehudi Menuhin’le birlikte anılıyor. Menuhin’in BBC2’deki TV programına çıkıyor, festivallerde birlikte konser veriyorlar, orkestrasının daimi üyeleri arasında yer alıyor.
1962’deki Bach Festivali’nde Menuhin’in festival orkestrasının solistleri arasında. Çellist Jacqueline Du Pre’nin biyografisinde ise bir

BBC2 TV’deki “Menuhin ile Bir Aksam” programinda Menuhin ve Jacqueline du Pre ile (soldan ikinci).

fotoğrafta ismine rastlıyoruz “Du Pre, 1966’da BBC2’de yayımlanan Menuhin’le Bir Akşam programında Menuhin, Masters, Walter Gerhardt ve Maurice Gendron ile…”
Kemancı Gerhardt’tan geriye kalan en önemli kayıt His Master Voice’den yayımlanan Mozart’ın piyanolu dörtlüleri. Bu albümde piyanist Fou Ts’Ong, kemancı Yehudi Menuhin’den oluşan üçlüye çellosuyla Gaspar Cassado katılmış. Albüm 1967’de yayımlanmış.
Dumka Trio’nun toplu Dvorak kayıtlarında adı geçiyor. Dördüncü plakta piyano dörtlüsünü toplulukla yorumlamış.
1970’de İngiltere’nin Chister şehrinde Mozart’ın sol majör 3. Keman Konçertosu’nu yorumlamış. Chister Observer’da eleştirmen Monika K. “Sezonun ilk ünlü virtüöz konseri” başlıklı yazısında “İlk bölüm sıradandı, ikinci bölüm ise ışıltılı” değerlendirmesini yapmış.
Gerhardt, İngiltere’de de öğrenci yetiştirmeyi sürdürmüş. Hatta Guildhall Müzik Akademisi’nde karşılaştığı genç öğrenci Gürer Aykal’la Türkçe konuşup onu şaşırttığını anlatıyor Suna Kan. Yetiştirdiği kemancılardan biri de günümüzde Cardiff Senfoni Orkestrası’nın birinci kemancılığını üstlenen Denise Richardson.
John White’ın yazdığı, 1999’da yayımlanan İngiliz Viyola Solistleri Antolojisi’nde Gerhardt’ın adı Ruşen Güneş ile birlikte geçiyor.
1912 doğumlu Walter Gerhardt’ın ölümüyle ilgili tek bilgi Schweizerische Musikzeitung’da yayımlanmış. Derginin 1983 haziran/temmuz sayısında 71 yıllık ömrün noktalandığı birkaç cümleyle bildirilmiş.
(Serhan Yedig / Mayıs 2016 / Andante Dergisi)

SUNA KAN
Çok espritüeldi, aksansız Türkçe konuşurdu

Kemana 5,5 yaşında, babamın Mızıkayı Hümayun’dan arkadaşı Hulusi Karsel ile başlamıştım. Çok çok kibar bir İstanbul beyefendisiydi. Ders sırasında “istirham ederim, lütfeder misiniz” gibi eski, anlamakta zorlandığım ifadeler kullanırdı. Solfeji, kemanı tutmasını öğretmişti. Babamla birlikte ders verirken çok nazik davranan bu müzisyen, birkaç ay sonra bir gün babam yanımızda yokken aniden öfkelendi “kazkafalı” deyiverdi… Çok üzüldüm, eve gidince bir daha keman dersi almak istemediğimi söyledim.
Aradan birkaç hafta geçti, babam Riyaseti Cumhur Senfoni Orkestrası’ndan arkadaşı Walter Gerhardt’tan bana ders vermesini rica etmiş. Tabii ücretsiz, gönüllü öğretmenlik… Gerhardt “Bir şartla kabul ederim, kızını marifetli maymun gibi ortalarda dolaştırmayacaksın, küçük yaşta konsere çıkartmayacaksın” demiş.
Babam beni orkestranın konserlerine götürdüğü için Gerhardt’ın simasını tanıyordum. 1942’de, ilk ders için babamla evine gittiğimiz günü çok net hatırlıyorum. Randevu saatinden çok önce, erken bir satte kapısını çaldık. Gerhardt hazırlıksız yakalanmıştı. Bornozla kapıyı açtı. Hayatımda ilk kez bornozlu biriyle karşılaşıyordum. Göğsündeki sarı tüyleri görünce korktum ve ağlamaya başladım. Zor susturdular. Gerhardt, hemen giyindi, bizi salonunda ağırladı. Fotoğraflarımı çekti. Derslere başladık. Sonrasında hiç sorun yaşamadık.
Türkiye’ye gelir gelmez Türkçe’yi öğrenmişti. Aksansız konuşurdu, yabancı olduğunu kimse anlamazdı. Meraklıydı, neredeyse gezip görmediği şehir kalmamıştı. Espritüel ve sempatikti. Dahası çok sevecendi. Bir fotoğrafının arkasına “Geleceğinden çok ümitli olduğum Sevgili Suna’ya başarılar” yazmış, hediye etmişti.
Babam Hamamönü’ndeki evimizden, Gerhardt’ın Adakale Sokak’taki dairesine beni her pazartesi ve perşembe günü yürüyerek götürürdü. Kışın, sıcaklığın eksi 20 dereceye düştüğü günlerde bile kara batıp çıkarak giderdik derse. Bunu gören Gerhardt bir süre sonra kış günlerinde ders vermek için evimize gelmeye başladı. Yolda üşümem onu üzmüştü. Bana şeker, çikolata gibi küçük hediyeler getirirdi. Orkestra provasından babamla birlikte çıkıp evimize gelirlerdi. Dersin sonuna doğru “Şazimet Hanım, bir fincan kahveyi hak etmişizdir herhalde” derdi…
Çok utangaçtım. Yabancılar benimle konuştuğunda gözlerimi kaldırıp yüzlerine bakamazdım. Fısıltıyla, çok kısa cevaplar verirdim. Bir kış günü evimizde ders yaparken, annemin sobanın üstüne koyduğu ibrikteki su kaynamaya başladı, taşıp çevreye döküldü. Heyecanla “anne, su taşıyor” diye seslendim. Gerhardt “Aaaa, Şazimet Hanım meğer bu kızın sesi çıkıyormuş” dedi…
Derslerimiz ortalama 1,5 saat sürerdi. Yaklaşık 2,5 yıl ağırlıklı olarak gam çalıştırdı, son dönemde kısa eserler öğretti. Verdiği temel eğitim o kadar iyiydi ki, sonraki yıllarda çalıştığım hocalar tekniğimde hiç düzeltme yapma ihtiyacı hissetmedi. 1942’den, yanlış hatırlamıyorsam 1945’e kadar sürdü derslerimiz. Yıldız dergisinde yayımlanan fotoğrafı babam 6’ncı yaşgünümde çektirmişti. Röportajı ise dergiden kesip özenle saklamıştı. Gerhardt, bir paşa kızıyla evlenmek üzere İstanbul’a gitmeye karar verdiğinde ondan ayrıldığım için çok üzülmüştüm…
Yıllar sonra, 1950’lerde Paris’te yaşadığımız dönemde sürpriz yapıp İngiltere’den ziyaretimize gelmişti. Adresimizi bulmuş, anneme uğramış, o gece konserim olduğunu öğrenmiş. Salonda ansızın karşımda gördüğümde çok şaşırmış, bir o kadar da sevinmiştim… Birlikte fotoğraf çektirmiştik.
Yine o yıllarda bir kez hatırını sormak için İngiltere’den telefonla aramıştım. Bu tarihten sonra diyaloğumuz koptu. Gelen, gidenle birkaç kez selam göndermişti…

AHMET EDİZ
Hocamın viyolası bende

1971’de Londra’da, Kemford Yaz Okulu’ndaki kurslara katılmıştım. Beş farklı oda müziği grubunda viyola çalmıştım. Bu vesileyle tanıştığım William Primrose’un girişimiyle British Council bursu kazandım ve Guildhall School’a kabul edildim. Hocam Walter Gerhardt  ilk karşılaşmamızda, Türkçe hitap ederek “Sen benim kucağımda büyüdün” dedi. Doğrusu çok şaşırdım, çünkü erken yaşta vefat eden babam bana ondan hiç bahsetmemişti. Meğer CSO’da birlikte çalışmışlar. Gerhardt, ismimi yeni öğrenciler listesinde görünce beni sınıfına aldığını anlattı. 1973’e kadar birlikte çalıştık. Derslerimizin yarısı, Gerhardt’ın Türkiye yılları üzerine sohbetle geçerdi. Kendine özgü bir kişiliği vardı. Satranç meraklısıydı. Boş zamanlarında hep satranç oynardı. Zürih Radyo Orkestrası’nda viyola çaldığı yıllarda, prova aralarında satranç oynadığı için salona hep en son girermiş. Birkaç kez uyarılmış. Zaten Zürih’i sevmemiş. Londra’ya yerleşmeye karar verdiğinde Türk soprano eşinin buna muhalefet ettiğini, bu nedenle boşandıklarını anlatmıştı. Mezuniyet sonrasında Zürih’te, Tonhalle Orkestrası’nda çalıştığım dönemde de dostluğumuz sürdü. Kültürlüydü, 4-5 lisan bilirdi. Bu nedenle Ankara’da yaşadığı yıllarda Milli İstihbarat’ın dikkatini çekmiş. Savaş yıllarının da etkisiyle ajan zannedilmiş. Arkadaşlarıyla Karpiç Restoranı’nda buluşurmuş. Milli İstihbarat’ın bir süre kendisini izlediğini, peşine ajanların takıldığını, sonra kemancı olduğu anlaşılınca peşinin bırakıldığını anlatmıştı. Gerhardt’ın annesi Yahudiydi. Savaş döneminde ortadan kaybolmuştu. Dostlarının kanalıyla Avusturya Kültür Ateşisi’yle ahbap olduğunu, annesini onun kanalıyla soruşturduğunu, ölüm haberini de böyle öğrendiğini söylemişti. Çok iyi Türkçe konuşur, kızınca Türkçe küfrederdi. “En kültürlü küfürler Türkçe’dir” diyordu. 1981’de elinden ameliyat olunca viyolayı bırakmak zorunda kaldı. Enstrümanını ben satın aldım. Enstrümanı Zürih’e getirmiş, bir hafta misafirim olmuştu. Çevreyi gezdirmiştim. Bu bir haftada bana pek çok anısını anlatmıştı. Gerhardt şeker hastasıydı. Salzburg-Münih otobanında otomobiliyle giderken şeker krizi geçirmiş. Arkadan gelen aracın çarpması sonucu boynu kırılarak öldü. Geriye pek çok güzel anı kaldı.

Share.

Leave A Reply

sixteen − seven =

error: Content is protected !!