Birol Yayla-Şenol Filiz / Müziğimizin dinleyicinin ruhunda ışık oluşturmasını istiyoruz

0

Yansımalar, konservatuvardan iki sınıf arkadaşının sadece keyif için kurduğu bir topluluktu. Tasavvuf ile Klasik Türk Muziği’nden besleniyor, geleneksel formlar içinde yenilikçi çalışmalar yapıyordu. 10 yıl sonra Birol Yayla ve Şenol Filiz ikilisene klasik kökenli perküsyoncu Engin Gürkey ve caz kökenli kontrbasçı Nezih Yeşilnil katıldı. İddialı bir gruba dönüştüler. Birol Yayla ve Şenol Filiz’le 2002 Kışı’nda verecekleri bir konserin öncesinde buluştuk, gruptaki dönüşümü konuştuk. Bize 1983’te Yansımalar’ın doğmasına neden olan ve 19 yıl sonra gün ışığına çıkardıkları “Yol” adlı çalışmanın öyküsünü de anlattılar.

Planlı, programlı bir süreç sonucunda mı geldiniz bu noktaya; yoksa bu değişimi iki yeni yol arkadaşını karşınıza çıkaran tesadüflere mi borçlusunuz?
Birol Yayla: Yansımalar adını taşıyan ilk albüm işine saygı duyan iki müzikçinin naif çabasıydı. Enstrüman çeşitliliğini ikinci albümümüz Bab-ı Esrar’da artırmayı denedik. Desteğini esirgemeyen arkadaşlarımız stüdyoya gelip çaldılar. Biz hep elektriği bize uyan insanlarla çalışmaya özen gösterdik. Çünkü Yansımalar profesyonel bir uğraş, proje ya da performans grubu değil. Hayatımızın ekseni. Çocuğumuz, eşimiz gibi. Hayatımıza, mahremiyetimize sokacağımız kişilerin insani düzeyde bizimle uyuşması gerekiyordu. İkinci albümden sonra perküsyon arayışı içindeydik. Şenol’u bu sorumluluktan kurtaracak, neyde yoğunlaşmasını sağlayacak bir yeni üyeye ihtiyacımız vardı.
Şenol Filiz: İçimizde hissettiğimiz dinamizmin, ritmin su yüzüne çıkmasını istiyorduk. Epeyce düşündük bu konu üzerine. Engin Gürkey’le bir stüdyo çalışması sırasında tesadüfen tanıştık. Birbirimizin çalışmalarını dinledik. Sohbet edip dost olduk. Sonra provalara başladık.
Klasik Batı Müziği kökenli bir perküsyoncuyla ortak dil oluşturmakta zorlandınız mı?

Şenol Filiz

Ş.F: Başlangıçta beklediğimizin ötesinde, bizi adeta arkamızdan iten çok güçlü bir dinamizm çıktı ortaya. Hatta ilk iki provadan sonra vazgeçmeyi bile düşündük. Engin öylesine büyük bir azim ve sevgiyle yaklaştı ki, ortak dil oluşturmayı dahası organik beraberlik kurmayı başardık. Müziğimize uyan tonlar geliştirdi. Geleneksel müzikteki aksak ritmleri çok iyi kavradığı için bizi zorlamak yerine önümüzü açtı, yürüyüşümüzü kolaylaştırdı. Bu arada Engin’in de Türk Müziği penceresi genişledi. Bu alanda çalışacak bir perküsyon topluluğu kurdu.
B.Y: Jan Garbarek, John McLaughlin ve Zakir Huseyn’in Making Music albümünü haftalarca imrenerek dinlediğimi hatırlıyorum. Bu yapıyı Türkiye’de kurmak çok zor. Engin’le tanışmamız, müziğimizi yeni yapıya kavuşturacağımız yolu birlikte keşfetmemizi sağladı. Müziğe bakışımda yeni bir yol açıldı. Değişiklik bestelerime bile yansıdı.

Şelalede ıslandılar

Klasik cazın yoluna en sadık kontrbasçılarından Nezih Yeşilnil’le yollarınız nasıl kesişti; makamların, aksak ritmlerin dünyasına alışması zaman aldı mı?
Ş.F: Mahur albümünü kaydederken, stüdyoda tanıştık. Nezih aslında Türk Musikisi’ne çok meraklı, ailesinden böyle bir eğitim almış. Birikimini sergileyeceği ortam çıkmamış karşısına. Konuşmaya, bilgi birikimini paylaşmaya çok açık. Aramıza katıldığında alışma süresine bile gerek kalmadı. Hemen provalara başladık. Fakat tıpkı Engin’le ilk provamızdaki gibi altüst olduk. Cazdan gelen esneklikle kıvrak ve şelale gibi güçlü tonla çalıyordu. Hata yaptık galiba, dedik birbirimize. İkinci, üçüncü provadan sonra uyumu yakalayınca büyülü bir atmosfer çıktı ortaya. Artık kontrbas ve perküsyonla çok güçlü bir platform kurabiliyoruz. Bunun üzerine tüm güzel fikirleri koymak mümkün. Birol artık istediği kadar tambur çalabiliyor. Ney ve tambur bu platformda istediği gibi dans edebiliyor.
Grubun konsere çıkacak, kayda girecek kıvama gelmesi ne kadar sürdü?
B.Y – İki tehlike vardı: Kontrbas ve perküsyonun eşlikçi konumuna hapsedilmesi ya da liderliği ele alıp formu zedelemesi, samimiyeti ortadan kaldırması. Bu tehlikeleri bertaraf etmek ve uyumu yakalamak için öncelikle uzun uzun oturup sohbet etmemiz, birbirimizi tanımamız gerekti. Ardından epeyce prova yaptık. Albüme iki yıl sonra başladık.
Ş.F – Grubun ruh beraberliği Serzeniş albümünün kayıt sürecinde pekişti. Altı ay stüdyoda özenle çalıştık. Ses, ses üzerine bu yapıyı kurduk. Beraberliğin tadını yaşadık. Sonuç istediğimiz gibi oldu. CRR’de verdiğimiz konser, grup ruhunun oluştuğunu gösteriyordu.

Fanatiklere müzik beğendirmek zor

Dinleyicileriniz değişimi nasıl karşıladı. Fanatik Yansımalar hayranlarının tepkisi sert oldu mu?

Birol Yayla

B.Y – Hayat sonsuz bir değişim süreci. Biz de insan olarak değişiyoruz, bu müziğimize de yansıyor. Önemli olan müzikteki içtenliği korumak. Çıkış noktamız geleneksel müziği modernize etmek, çok seslendirmek değildi. Kullandığımız enstrümanlar, bestelerimiz, yorumladığımız ezgiler, içinde büyüdüğümüz hayatın, kültürün parçaları. Bu ögelerle, içimizden geldiğince kendimizi ifade ediyoruz. Şiir yazsak aynı hayata denk düşen Türkçe sözcükleri kullanacaktık. Yansımalar’ın temel yaklaşımı değişmedi. Belarus Oda Orkestrası’nın şefi Andolovski bizi dinledikten sonra “uzaysı bir müzik” demişti. Müziğimizin içine herşeyi koymak mümkün. 30 kişiyle ya da 100 kişiyle çalınabilir; renkler farklı olabilir. Değişmemesi gereken şey dinleyeni iç dünyasında yolculuğa çıkaracak, iç sesini keşfetmesini sağlayacak özelliğini yitirmemesi. Bu müzik bizim için gittikçe karmaşıklaşan bir dünyada sığınacak vaha. Dinleyiciler için de bu özelliği korumalı. Müziğimizi dinlerken yapılan tablolar, yazılan şiirler, denemeleri gönderiyorlar bazen. Herşeyden çok bunlar heyecanlandırıyor bizi. Müziğimizin insanların içinde bir ışık oluşturması…
Ş.F – İlk albümden sonra Yansımalar’ı bizden daha çok sahiplenen dinleyicilerimiz oldu. Yeni çalışmalara ihtiyatla yaklaşıyorlar. Ağzımızla kuş tutsak onları memnun edemiyoruz. Değişime tepkilerini kibarca ifade ettiler. Müziğimizdeki gelişimi karmaşıklaşma ve zor dinlenme olarak algılamışlar. Bu dinleyicilerden bazıları, bir süre sonra “iyi ki değişmişsiniz, bu haliyle daha güzelmiş, biz ilk dinleyişte fark etmemişiz” dedi.
Değişim size yeni dinleyici kazandırdı mı; en azından yakın çevrenizde caz ya da klasik dinlerken sayenizde Türk Musikisine ilgi duymaya başlayan müzisyen dostlarınız oldu mu?
B.Y – Klasikçi dostlarımızdan samimi övgüler aldık. Cazcılardan Önder Focan bizimle çalmak istedi. Bir süre tambur çalıştık.
Ş.F – Farklı alanlarda çalışan müzik dostlarına buluşma noktasına açılacak bir kapı aralandı. Bir kişisel gözlem aktarayım: Atatürk Kültür Merkezi’nde opera ve Devlet Türk Müziği Korosu aynı çatı altındadır. Müziğimiz sayesinde dost olanları duyuyoruz. Caz ve klasik çevresinden yeniliğe açık müzik dostlarıyla tanışıyoruz. Yaz aylarında tatil yörelerini dolaşan arkadaşlarımız albümümüzün DJ’ler tarafından diskolarda, remix için kullanıldığına tanık olmuş.

Pazarlama faaliyetlerine uzağız

Sizce tasavvuf müziğiyle elektronik çalışmalar yapılabilir mi? Mercan Dede benzeri pazarlamacı faaliyetlerden bahsetmiyorum tabii. İçten bir müzikten bahsediyorum.
Ş.F – Her tür deneye açığız. Tek kriterimiz yaptığımız işin zevk alacağımız kalitede olması. Türkiye’de Niyazi Sayın gibi bir usta yaşarken birilerinin basında “en büyük neyzen” olarak sunulmasını müziğe saygısızlık kabul ediyoruz. Dolayısıyla pazarlamacı yaklaşımdan uzak durmayı tercih ederiz.
B.Y – Denemek istediğimiz çok şey var. Bestelerimizin elektronik formda yorumlanması bize de ilginç geliyor. Hatta bu konuda öneri getiren birkaç dostumuz şu anda çalışıyor. Koşulumuz, yaptıkları işleri ortaya çıkarmadan onayımızı almaları.
Nezih Yeşilnil ve Ergin Gürkey grup için beste yapıyor mu?
B.Y – Ağırlıklı olarak ben yazıyorum. Engin ve Nezih de repertuara katkıda bulunmaya başladı. Eseri kim yazarsa yazsın, bir araya gelip nasıl çalmamız gerektiğini tartışıyoruz. Beyin fırtınasından sonra çıkan yorum ortak kararımız oluyor. Konserlerde çaldıktan sonra sıra albüm kaydetmeye geldiğinde yorumu tekrar ele alıyoruz.
Ş.F – Dostluk atmosferinde herkes düşüncelerini açıkça söylüyor. Art niyet yok, alınma yok.
Serzeniş’ten bu yana geçen iki yılda repertuarınıza kaç yeni eser katıldı?
B.Y – 10 – 12 beste oldu.
Ş.F – Albüm hazır, diye düşünmeyin sakın. Son halini verdiğiniz eserler arasında bütünlük oluşmalı mutlaka. Öyle parçalar var ki, yıllardır yerini bekliyor. Mesela 20 yıl önce, Birol’la birlikte çalışmaya karar vermemize vesile olan “Yol” bugüne kadar hiçbir albümde yer almadı.

“Yol” 19 yıldır bekliyordu

Birlikte uzun bir yolculuğa çıkmanıza neden olmuş, öyküsü de sıradışıdır herhalde.
B.Y – Şenol’la konservatuvarda öğrenciydik. Çizer Bahadır İşler’le aynı evi paylaşıyordum. Akademi’de okuyordu. Akşamları masanın bir başında oturur, çizgi roman yapardı. Ben de öbür ucunda tambur çalışırdım. Kırık bir aşk öyküsü geçti başından. Sonra bunu sürrealist üslupla çizgi romana dönüştürdü. Ben de “Yol”u besteledim. Şenol’la birlikte ilk kez o masada çaldık. Öyle bir ruh haline girdik ki çalarken, birlikte çalışmaya karar verip Yansımalar repertuarını hazırlamaya başladık. Fakat bu parça albümlerde yer almadı. Çünkü bir gün orkestra eşliğinde çalmayı hayal ediyorum. Bahadır’ın çizimleri de albümde yer alacak. Bu parçayı 19 yıl sonra bir konserde çaldık.

Yeni albümün zamanı geldi

Yeni albüme ne zaman başlıyorsunuz?
Ş.F – Sık aralıkla albüm yapmıyoruz. Acele etmiyoruz. Fakat sanırım zamanı geldi. Martta stüdyoya girip yavaş yavaş kayıt yapmaya başlarız herhalde.
Yansımalar’a gelecekte yeni enstrümanlar, farklı kültürlerden renkler katılacak mı?
B.Y – İnsan sesinin bizi çok etkileyen derinliğini gruba katmak istiyoruz. Şan tekniğiyle okuyan bir kolaratur soprano olabilir mesela. Kesinlikle şarkı söylemeyecek.
Ş.F – Geçen yıl Reyent Bölükbaşı tonunda çalan bir çellist aradık. İnsan sesi bulma konusunda da gelişme olmayınca yaylı çalgılar dörtlüsüyle müziğimizi birleştirmek üzere bir hazırlık çalışması yaptık. Bir başka projemiz oda müziği orkestrası eşliğinde bestelerimizi seslendirmek.
B.Y – Türk Müziği’nde tek ve uzayan bir ses, taksimlere eşlik eder. Bu fikri synthesizer’a uyarlamayı düşünüyoruz. Bizim oluşturacağımız elektronik sesleri derinlik sağlayan, atmosfer yaratacak bir öge gibi kullanmayı deneyeceğiz.

PERKÜSYONCU ERGİN GÜRKEY
Yol ayrımına geldim

İstanbul Üniversitesi Konservatuvarı’nda öğretim üyesi olmam, İDSO, Milli Reasürans ve Akbank Oda Orkestrası’nda çalışmam sadece Klasik Batı Müziği ile ilgilendiğimi düşündürüyor. Oysa, uzun süredir Türk Müziği ve makamlarla haşır neşirim. Piyano da çalıyorum, yıllardır geleneksel müziğin izlerini taşıyan besteler yapıyorum. Birol Yayla ve Şenol Filiz’le karşılaşana kadar bestecilik yönümü önemsemiyordum. Rastlantı sonucu tanıştık, çok iyi arkadaş olduk. Müthiş bir enerji çıktı ortaya. Bestelerimi seslendirme imkanı buldum, üretkenliğim arttı. Bu karşılaşma hepimizin müziğini etkiledi. Yansımalar’a katıldıktan bir süre sonra kariyerimde çok önemli bir yol ayrımına geldiğimi söyleyebilirim. Türk Müziği’nden kaynaklanan deneysel çalışmalara ağırlık vermeye karar verdim. Amerikalı besteci Michael Edison’la tanıştım. Bestelerimi düzenlemeyi üstlendi. İki ayrı grup kurduk. Biri 20 kişilik perküsyon, ritm topluluğu. Diğeri kemençeci Ahmet Kadri Rizeli, Neyzen Burcu Sönmez ve yaylı çalgılar dörtlüsünden oluşan Engin Gürkey Ensemble. Çalışmalarımı bu yönde, üç koldan sürdüreceğim.

KONTRBASÇI NEZİH YEŞİLNİL
Önemli olan, nasıl çaldığın

Herkes sadece caz çaldığımı sanıyor. Oysa tek ilgi alanım caz değil. Dünyaya açık bir müzikçiyim. Ayrıca şuna inanıyorum: Ne çaldığın değil, nasıl çaldığın önemlidir. 1974’te Grup Doğuş’u bir dans orkestrası olarak kurmuştuk. Plak gibi kusursuz çalan bir gruptu. O yıllarda Oregon, Chick Corea, Mahavishnu Orchestra, Steve Winwood’un yanısıra türkü de dinlerdim. Grup Doğuş’la Aşık Veysel çalardık mesela. 1980’de Emin Fındıkoğlu’nun teşvikiyle caza geçtim. Hep caz gruplarında çaldım ama geleneksel müziği dinlemeye devam ettim. Düzenlemesini yaptığım bir türkü albümünün kayıtları sırasında, stüdyoda Birol Yayla ve Şenol Filiz’le tanıştık. Yansımalar’la çalışmaya karar vermemde en önemli etken müziklerinin içtenliği, derinliğiydi. Yansımalar müziğinin doğasını bozmadan çalmaya, enstrümanımı grubun müziğine yakıştırmaya çalışıyorum. Bu arada Yansımalar’la çalmak üzere besteler yapmaya başladım. Ortaya çıkan ortak sesi öylesine benimsedim ki, kendi çalışmalarımdan oluşacak albüme Yansımalar’la çaldığımız bazı parçaları eklemeyi düşünüyorum.
(Serhan Yedig / Mart 2002 / İş Müzik)

Linkler

Grubun web sayfası
Plak firması

Share.

Leave A Reply

one × 4 =

error: Content is protected !!