Yesari Asım Arsoy / Tüm bestelerimi eşit oranda severim

0

1951 yazında Heybeliada’ya giderken vapurda gazeteci dostuyla karşılaşan besteci Yesari Asım Arsoy, hayatını ve sanata bakışını anlatmıştı.

Onu bütün Türk musikisi hayranları takdir eder, eserlerine derin bir hürmet besler… Üstadı hususi hayatında tanıyanların hürmetle beraber gurur da duyduklarını söyleyebilirim… O bambaşka bir âlemin bambaşka bir adamıdır… İşte ben de Yesarî Asım’ı yakından tanıdığım için memnuniyetle gururlandığımı her mecliste anlatırım… O sevdikleriyle o kadar tatlı konuşuyor ki sohbetine doyum olmuyor… Kelimelerindeki tokluk, tebessümü esprileriyle sevdiklerine kendi sevgisinin sonu gelmez kudretini kolayca aşılıyor…

Geçenlerde bizim foto ile Büyükada’ya gidiyorduk… Vapurda üstad Yesarî Asım’a rast geldik… Yalnızdı… Bu fırsatı kaçırmamın doğru olmadığını siz de anlarsınız… Ütad beni eskiden tanıdığından bu tesadüften kendisi de memnun olmuştu… Heybeli’de ders verdiği bir talebesine gidiyordu… “Siz nereye?” deyince “Biz de Heybeli’ye” dedim… İşte bir buçuk saatlik yolculukta ve Heybeli’deki gezintimizde Yesarî Asım’ı sizlere yakından tanıtmış olduğumdan memnunum!

İlk bestemi Fatih’in Çarşamba’sında yaptım

İlk sualim aynen şu olmuştu:- Hocam, tarihçeyi hayatınız hakkında biraz izahat verir misiniz? Sizde musiki meyli ve merakı ne zaman başladı?

Bende musiki merakı altı yaşından itibaren mevcut olduğunu sonra sonra hatırlıyorum… Fakat musikiye fiilen takriben 330 senesinde başladım… Aklımda kaldığına göre Adapazarı’nda “Mızıkalı Hikmet bey” isminde bir zatla Adapazarı Rehberi Terakki mektebi muallimlerinden Recai Bey isminde bir zattan o günkü acemilik halime göre nota hususunda faydalanmıştım! Bu iki insan da musikişinas kimselerdi.

– İlk bestenizi ne zaman, nerede ve ne kadar zamanda yaptınız?

 Takriben 22 sene evvel Fatih Çarşamba’sında yaptım… Gerek güfte gerek beste aşağı yukarı bir hafta içersinde meydana gelmişti… Hatırladığıma göre besteye ilk başladığım günler çok velût günlerimdi! Çünkü ilk şarkımı müteakip üst üste birkaç eser besteledim! Ve o birkaç eseri hemen hemen bir ay içersinde meydana getirdim… İlk bestemi Hamit Dikses’e plağa okuttum. Aynı eseri iki sene sonra Safiye Ayla plâğa okudu.

– İlk eserinizin güftesini söyler misiniz?

Dalgın duran bakışları bir an dolaştı ve güfteyi okumaya başladı:

Kedersiz hiç coşar ağlar taşar mı kalbi naşâdım

nihayet bulmayacak mı benim bu ah-ü feryadım…

– Şimdiye kadar kaç eser bestelediniz?

İki yüzden fazladır…

Hafız Burhan ile sahneye çıktım

Eserlerinizden beğendiklerinizi öğrenebilir miyim?

– Bestekârlık prensibi olarak daima çalıştığım için küçüklük büyüklük mevzubahis olmayarak her şarkım ilham mahsulüdür… Bu sebeple şu veya bu eserimi daha çok severim diye bir tercih yaptığım takdirde diğer eserlerimin inkisarına uğrarım mazallah…

– Bestelerinizi ne gibi hisler altında yaparsınız?

– Nasıl yaptığımı ne vakit çalıştığımı hangi manzaradan hangi hâdiseden hâmile kaldığımı ne dün ne bugün belki ne de yarın bilemedim ve bilemeyeceğim de! Size şu kadarını söyleyeyim ki kış dekoru içersinde yazı terennüm eden, yaz dekoru içinde kışı terennüm eden eserler, nağmeler meydana gelmiştir…

– Şimdiye kadar hiç piyasada çalıştınız mı?

Çok tecrübeli dost bir musikişinasın tavsiyesi üzerine kısa bir müddet sahnede bulundum…- Nerede ve hangi tarihte?- Bestekârlığımdan bir iki sene evveldi… Samsun’da, Gönen’de ve Akşehir’de sahneye çıktım… bu tarihten iki sene kadar sonra da Sarıyer Yeni mahallesinde, Kuşdili’nde, rahmetli Hafız Burhan, rahmetli Mustafalarla kısa bir zaman çalıştım…

– Okur muydunuz?

– Ud çalar ve okurdum da.

Kemençeden darbukaya musikimizdeki tüm enstrümanları çalarım

– Uddan başka bir şey çalar mısınız?

– Fiilen değil amma zevken tanbur, kemençe, viyolonsel, piyano dahil olmak üzere Türk musikisinde yer alabilen hattâ darbuka da dahil bütün musiki aletlerini çalarım.

– Türk musikisinin bugünkü durumunu nasıl buluyorsunuz? İstikbalde nasıl olmasını isterdiniz?

– Musikimizde düne nazaran bilhassa nazarı dikkatimi celbeden nokta, amatör ve profesyonel müzisyenlerin notaya agâh oluşlarıdır. Ayrıca bugün okuyucu ve çalıcıları arasında ifadeyi musikiye denilen meziyete, kudrete mâlik san’atkârlar göze çarpmaktadır. İstikbaldeki durumu için şöyle söze başlayacağım. Dahi bestekâr Wagner şöyle diyor:”Asırları bir olan şiir ve musiki fikir ve ruh bakımından birbirinin aynı ve tamamlayıcısıdır… Bunun cevheri de bir milletin duygu çevresinde fışkırmalıdır. Ben musikimizin bu târife uygun olmasını isterim…

– Şarkılarınızı fasıldan mı yoksa solo olarak mı dinlemek istersiniz?

– Bu şarkıların taşıdığı karaktere, manâya ve dekora bağlıdır… Meselâ: “Biz Heybeli’de Her Gece Mehtaba Çıkardık” şarkısı bir tablo halindedir… Bu tablo bir kişi ile tahyil edilemez… Muhakkak bir çoğunlukla ifade edilmelidir… Buna mukabil “Açmazsan Eğer Kalbime Sen Yarey-i Hicran” veya “Yine Kâlbim Coşar Ağlar Bu Gece” veyahut “Ömrümce O Saf Aşkını Kalbimde Yaşatsam” gibi şarkılarım toplulukla okunamaz..

///Sanat taklitçilikten sonra başlar, beni de taklit eden çıkabilir

Üstada sorduğum suallerin çeşnisini değiştiriyorum:

– Yeni mi evlendiniz?-

– İki sene yeni bitti…

– Çocuğunuz var mı?

– Halifüz zikr, iki yüz kadar çocuğum olduğunu söylemiştim! Ayrıca bir de kadından doğan bir çocuğum olursa, çocuğu doğurmak hususundaki vâlikliğime veda etmek lâzım gelir… Yâni kısırlaşmış olurum… Mazaallah…

– Bu yakınlarda İrfan Doğrusöz isminde bir genç sizin sesinizi taklit ediyor… Buna ne dersiniz?

– Taklit haddizatında kötü bir şeydir… Bununla beraber dünya ile birlikte ömür sürmekte olan bir zarurettir… Yani taklit olmazsa san’at olmaz ve kanaatimce asıl san’atkârlık taklitçilikten sonra başlar… Alelekser beğenilen şeylerin taklit edildiğini de unutmamalıyız… Bu bakımdan İrfan Doğrusöz’ün beni taklit etmesi benim için bir san’at tesellisidir… Böyle olmakla beraber buhususta dikkat edilecek tek nokta herhangi bir heveskârın muayyen bir müddet taklitciliğee devam edip de günü gelince derhal bu iğreti ihtiyattan uzaklaşacak bir karaktere, bir usluba sahip olmak lâzım gelir… Bunu yapmadığı takdirde harcanmış sayılır…

– Son zamanlarda epey yerli film çevriliyor! Bu meyanda sizin de bir film çevireceğiniz şayia oldu… Hakikaten böyle bir şey var mı?

– Bu işe lâalettayin bir arzu ile başlamak istemem… Nitekim bu hususta mütevali teklifler aldığım halde keyfiyeti teemmül etmekteyim… Maksadım, imkân olduğu takdirde müzikal bir film yapmaktır..

.- Şayet mümkün olursa filmde aynı zamanda oynar mısınız?Üstad gülerek şu cevabı verdi:

– Oyun bilmem!..

Heybeli’ye gelmiştik. Röportaj çok güzel devam ediyordu… Orada resimler çekersek daha iyi olacaktı:- Hocam dedim, birlikte adada bir tur etsek acaba mümkün mü?Bir an düşündü ve:- Galiba servetten bahsediyorsunuz! Buna dersten sonra kavuşsak!

– Hay hay!

Amatör kalmak benim için zarurettir

Heybeli turu sırasında Rum manastırına da uğradık… Daha doğrusu araba bizi oraya götürdü… Buranın papazı Kayserili imiş… Onunla tanıştık… Bizimle çok yakından alâkadar oldu… Geniş izahat verdi… Buradan çıkıp faytona binince suallerimi sormakta devam ediyorum:- Sayfiye hayatı sizin için enteresan değil midir?

– Sayfiye hayatı malûm olduğu üzere ikinci bir bütçe meselesidir: Kaderin tayinine göre amatör kalmak benim için bir zarurettir… Hatırlamışken şunu da söyleyeyim, herhalde branş icabı olacak serde tenevvü perestlik de var… Bu sebeple herhangi bir yerde berkarar olmak benim için imkânsız gibi görünüyor… Fakat dikkat edecek olursanız herhangi bir şeyde demiyorum ha!

– Niçin bir musiki mektebi açmak istemiyorsunuz?

– Henüz öğrenme devresindeyim! Öğreticilik mertebesimne vasıl olunca o da olur! Bu sözüm gerçi biraz mülatafa çeşnisi taşıyor. Yalnız şunu söyleyeyim ki hocalık çok çetin şeydir…Aynı zamanda mesuliyeti büyüktür… Yani bir vebâldir… Madde tarafına gelince Neyzen Tevfik üstadımızın buyurduğu gibi: “Ben bu dünyaya güzel sevmeye geldim, değil ekmek yemeye”.

Evlilikte diplomat olmak lazım

– Evlilik hayatınızın üçüncü yılına da başlamış bulunuyorsunuz. Evli olmak herhalde güzel bir şeydir.- Evet bazen fevkalâde, bazen alelade, bazen biraz mayhoşumsu. Bazen de pek şahane…Hülâsa iyidir vesselâm…- Evlilikte daimi huzur temin etmek için acaba erkek nasıl hareket etmelidir?- “Keyfin nasıl? Adamına göre” denildiği gibi bu muhatabına göre değişir tabii. Yalnız esas itibarı ile erkek, eşine karşı bazen mütevekkilâne, bazen mütegâlibane, bazen müşfikâne, bazen mücbirane bazen mütevaziane bazen de mütevehhilâne hareket edebilirse evlilik hayatına güzel bir istikamet vermiş sayılır… Ha unutuyordum: Bazen de aşıkâne… Hülâsa diplomat olmak lâzım…(Zeki Tükel / 14 Temmuz 1951 / Radyo Haftası / Fotoğraf: Hasan Özkay / Arşiv taraması: Zeynep Erdoğan / Dizgi, redaksiyon: Ferruh Yazıcı)

 

Linkler

Yesari Asım Arsoy:

Yesari Asım Arsoy:

Yesari Asım Arsoy:

Yesari Asım Arsoy:

YAZIYI PAYLAŞIN

Yorum Yazın

error: Content is protected !!