Hasan Uçarsu / Oratoryonun verdiği şevkle operamı tamamlayacağım

0

Besteci Hasan Uçarsu, Çanakkale Savaşı’nın 100’üncü yılında “Yine Bir şey Yaptım Diyemem Hatırana” başlıklı kısa bir orkestra eseri yazmıştı. Bu kez 2018 Troya Yılı nedeniyle aynı coğrafyada geçen iki savaşı birleştirdi, soprano, bariton, koro ve orkestra için “Troya’dan Çanakkale”yi besteledi. 10 ayda tamamladığı 80 dakikalık eserin metnini Mehmet Akif Ersoy ve Homeros’un dizeleriyle oluşturdu. Oratoryoyu anlatırken hocası Adnan Saygun’a gönderme yapan Uçarsu “Bu da benim Yunus Emre’m” diyor

Öğrenciliğiniz Adnan Saygun’un ketum tavrından vazgeçip daha sevecen ve paylaşımcı tutum takındığı son yıllarına rastlamıştı. Geçmiş öğrencilerine oranla sizinle çok daha fazla görüş, anı, ayrıntı paylaşmış olmalı. Oratoryo formu ve ilk Türk oratoryosu Yunus Emre hakkındaki konuşmalarınızdan zihninizde neler kaldı?

– Saygun’un son yıllarında opera ve orkestralarımız “Yunus Emre”yi seslendirmek konusunda adeta birbiriyle yarışıyordu. Saygun şu açıdan rahatsızdı: “Benim başka eserlerim de var, biraz da onları seslendirseler” diyordu. Derslerimizden edindiğim izlenime göre, Saygun koral müziği çok seviyordu. Kontrpuan dersinde, 16’ncı yüzyıl repertuvarındaki Victoria’nın motetlerini biz öğrencilerine sevdirmek amacıyla epeyce çaba sarf etmişti. Piyano başında çalıp, Latince sözleri mırıldanması hâlâ gözümün önündedir. Müziğin içinde adeta kayboluyordu, yüzünün kireç gibi beyazlaştığını hatırlarım. Ben de o dönemde Rönesans üslubunda koral müzikler yazmıştım, bunların üzerine konuşmuştuk. Koro müziğini Saygun’la daha çok sevdim ve bu konudaki donanımı onunla edindim. Ayrıca birlikte şarkı çalışmıştık. Sözün müziklenmesi hakkındaki incelikleri ondan öğrenmiştim. Bana çok zaman ayırdı, emek verdi. Bu açıdan şükran borçluyum.

Ersin Antep’in 2009’da yayımlanan ”Türk Bestecileri Eser Kataloğu”na göre, Cumhuriyet’in 85 yılında ancak iki elin parmakları kadar oratoryo yazıldı. Dönemin müzik birikimini değerlendirdiğinizde sizce yeterli mi?

-Senfoni, operalarımız gibi oratoryolarımız da yetersiz. Daha çok eserimiz olmalıydı. Birkaç nedeni var: Oratoryo, senfoni orkestrası, koro ve solistler gibi büyük güçleri bir araya getirir. Böylesine büyük güçleri 1- 1,5 saat boyunca kontrol edip akıcı müzik elde etmek özgüven, ustalık, sabırlı bir çalışma süreci, yoğun emek, ince işçilik gerektir. Besteci gereken özgüven, ustalık ve şevke sahip olsa bile bunca emek harcadıktan sonra eseri yıllarca gün ışığına çıkmayabilir, bir kez seslendirilip bir kenara bırakılabilir. İşte bu nedenle pek çok besteci riske girip tek esere bir yıl harcamak yerine, aynı zamanda çok sayıda kısa eser yazmayı tercih ediyor. Küçük icracı kadrosu gerektiren kısa eserlerin dinleyiciye ulaşma şansı daha fazla. 20 sene önce benden böyle bir eser talep edilseydi, maceraya atılıp oratoryo yazmak yerine aynı zamanda 4-5 kısa orkestra eseri yazmayı tercih ederdim. Günümüzün genç bestecilerinin oratoryodan uzak durmasının pratik ve estetik açıdan nedenlerini anlayabiliyorum. Fakat şarkı formundan uzak durmalarının nedenini kavramakta zorlanıyorum. 2016’da orkestra eşlikli şarkı kategorisinde açılan Nejat Eczacıbaşı Ulusal Beste Yarışması’nın jüri üyesiydim. Dereceye giren eserlerde bile genç bestecilerin tüm maharetlerini insan sesinden çok orkestra üzerinde göstermeyi tercih etmeleri beni düşündürmüştü…

Operamın konusu Troya

Kültür Bakanlığı sipariş vermeseydi oratoryo formunu, Truva ve Çanakkale konusunu seçer miydiniz? Tarih, arkeoloji merakı ya da aile geçmişi gibi sizi Çanakkale’ye çeken özel bir neden var mı?

– Dedem Kurtuluş Savaşı’nda deniz yoluyla İnebolu’ya cephane taşımış. Bu konuyu mezuniyet için bestelediğim eserimde ele almıştım. Çanakkale ile herhangi bir aile bağım yok. Arkeolojiye ilgi duyarım; antik kentleri gezmeyi severim, bu mekanlara gittiğimde geçmişin dünyasıyla ruhsal bağ kurduğumu hissederim. Çanakkale’nin savaş alanları ve Troya’yı geçmişte en az 4-5 kez gezmiştim. Çanakkale’nin savaş alanlarındaki atmosfer beni etkiler. Her gittiğimde bu atmosfere kapılırım. Uzunca süredir Mehmet Akif’in şiiri üzerine orkestra eşlikli koral bir eser yazmayı hayal ediyordum. Ayrıca, üç yıl önce ilk operamı bestelemeye karar verdiğimde, librettoyu yazacak Mehmet Ergüven’le Selahattin Batu’nun “Güzel Helena”sını uyarlamaya karar vermiştik. Oyunun konusu Troya. Bu eser üzerine çalışmayı sürdürürken bakanlıktan da Troya önerisi geldi. Opera istenmiyordu. Yaklaşık 45 dakikalık, orkestra eşlikli koral bir eser tercih edilecekti. Fakat libretto ve yazarı konusunda herhangi bir fikir yoktu. Öneriyi ben sundum: Bu toprakların geçmişini ve bugününü birbirine bağlayan, iki savaşın arasındaki paralellikleri ele alan bir eser… Kabul edildi.

Çetin Işıközlü’nün 2012’de bestelediği Çanakkale Kahramanları oratoryosu size bu konuda ışık tuttu mu?

-Bu eserden geçen ay İstanbul’da seslendirilmesi gündeme geldiğinde haberim oldu. Vasıf Adıgüzel’in “Çanakkale Oratoryosu” yazdığını biliyordum. Devlet Çoksesli Korosu’nda kaydı olduğunu öğrendim, fakat edinemedim. Bach’ın “Aziz Matheu Pasyonu”nundan günümüze dek yazılan pek çok koral eser zihnimde yıllardır dönüp duruyor. “Troya’dan Çanakkale’ye”de muhtemelen bu eserlerin etkisi olmuştur. Saygun’un “Yunus Emre Oratoryosu”, Benjamin Britten’in çok sevdiğim eseri “War Requiem”in de bana bu yolda ışık tuttuğunu söyleyebilirim.

Libretto yazarı aramak yerine farklı metinlerden kolaj yapmak seçim miydi, zorunluluk mu?

-Yıllardır okuduğum eserler beni zihinsel açıdan bu konuya hazırlamıştı. Metinlerinden alınması gereken yerleri biliyordum. Mehmet Akif’in Çanakkale Destanı’ndan bölümler aldım. Homeros’un ”Şu dünyada soluk alan, yürüyen arasında insandan daha acınacak bir yaratık yok” dizelerini kullandım.

Metni kısa tutup tekrarlarla pekiştirmişsiniz. Eseri yazmaya başladığınızda belirli bir sözcük kotasıyla mı yola çıktınız?

-Dinleyicinin nefesini kesecek, zihnini bulandıracak aşırı yüklü bir metin yumağı yerine tasarladığım tabloları aktaracak, çağrışımlar yapacak bütünlüklü dizeler kullandım. Dinleyicinin hızla akan eserde kaçırabileceği sözcükleri tekrarlarla pekiştirdim.

Metindeki Osmanlıca sözcükler sizi zorladı mı?

-Türkçe’de cümleler açık hecelerle ilerlemediği için insan sesi için yazarken bu konuda dikkat gerekiyor. Geçmişte aruz vezniyle yazılan şiir bestelememiştim. Zorlanmak yerine tam tersine büyük bir rahatlık hissettim. Aruz vezninin ritmi bana yol gösterdi.

Bağlama, asma davul gibi otantik enstrümanlar ve türkü alıntıları öykülemenin esere taşıdığı unsurlar mıydı yoksa renk arayışı mı?

-Geçmişte orkestra eserlerimde otantik çalgılara yer vermiştim. Arp ve Çeng konçertosunda 3. Selim, Dilhayat Kalfa gibi bestecilerin müziklerinden alıntı yapmıştım. Bu kez öykü bağlamayı ve Çanakkale Türküsü’nü oratoryoya taşıdı. 2015’te Çanakkale üzerine 15 dakikalık bir orkestra müziği yazmıştım. Araştırma sırasında bir Avustralya gazetesinde Türk subayının cephe anılarından alıntıya rastladım. Türk subay savaşın vahşetini anlatırken “Tek huzur bulduğumuz zaman dilimi gecelerdi. Karşı cephede bir trompetçi Un Peu D’Amour’u çalıyor. Biz bu şarkıyı İstanbul’da dinlerdik” diyor. Savaş meydanında yaz gecesi, askıda kalan zaman, vahşetin yerini insani duygulara bırakması bana çok cazip geldi. Bu sahneyi esere taşıdım. 1912 tarihli Lao Silesu şarkısının notalarını sahafta buldum. Sahne arkasında trompet bu şarkıyı çalarken, önde bağlama kendi türküsünü söyledi.

Bağlama ayrıca biri serbest üslupta, diğeri geleneksel iki solo yapıyor. Bunlarda emprovizasyon var mı?

-Evet bir bölümü emprovize. Altı ile yedi, yedi ile sekizinci bölümlerin geçişlerinde emprovize çalıyor. Bunun dışındaki bölümlerde orkestranın parçası.

Solistin ilk iki soloda tezene kullanması, son soloda tezenesiz ve şelpe tekniğiyle çalması sizin seçimleriniz mi?

-Bağlama kullanmaya karar verdiğimde endişelerim vardı. Örneğin sesini elektronik destekle yükseltirken istenmedik sonuçlara ulaşabilirdik. Düğün salonu atmosferine dönüşebilirdi. Ayrıca kullanılacak bağlamanın tonunu seçmek zordu. Deneme, yanılma yöntemiyle en iyi sonucu bulduk. Divan sazı denedik önce. Davudi tonu pek iyi çıkmayınca daha küçük bir bağlamaya geçtik. Eserin emprovize bölümlerinde icra tekniğiyle ilgili seçimleri solistimiz Erdem Şimşek’e bıraktım.

Sizi en çok zorlayan bölüm hangisiydi?

-Altıncı bölümdeki savaş sahnesinde koronun enerjiyi, tempoyu düşürmeden metni aktarması, bir yandan da eserin ağır atmosferini zedelememesi gerekiyordu. Beş dakikaya kadar bunu sağlayabilirsiniz. Fakat 15 dakikalık müzik yazmak beni fiziksel, ruhsal açıdan çok zorladı.

Yazıp kullanmadığınız bölümler var mı?

-Başlangıçta planladığım, taslaklarını hazırladığım bazı bölümler eser şekillenmeye başladığında gereksiz hale geldi.

Eseri CSO’ya teslim ettikten sonra herhangi bir değişiklik yaptınız mı?

-İlk icrada bağlama ikinci bölümde kullanılmıştı. Daha sonra bunu beşinci bölüme aldım. Dramaturjik açıdan daha iyi oldu. Altıncı bölümün girişindeki 4,5 dakikalık orkestra müziğini epeyce kısalttım. İzmir’deki ikinci icradan çok mütehassis oldum.

İki icra sırasında salondaydınız. Ne gibi tepkiler aldınız?

-Profesyonel müzikçilerden ağlayanlarla karşılaştım… Birkaç kişi hocam Saygun’a gönderme yaparak “Bu da senin Yunus Emre’n” dedi. Mutlu oldum, çünkü ben de bu duyguyla yola çıkmıştım. Orkestra üyeleri eserin özellikle altıncı bölümünde icracı açısından sürprizler içermesine dikkat çekti, biraz zorlandıklarını ifade etmekle birlikte çok heyecanla, istekle çaldıklarını belirttiler.

Saygun dinlese tepkisi ne olurdu sizce? “Eyi, eyi” deyip geçer miydi, yoksa tepki mi gösterirdi?

-Takılabileceği nokta olacağını sanmıyorum. Yunus Emre Oratoryosu’nun partisyonunda icracılara kudüm ve ney kullanma alternatifini sunmuştur. Bu açıdan bağlamanın dengeli kullanımına da muhtemelen tepki göstermezdi. Herhalde beğenirdi.

80 dakikalık eser 6 dakikalık farkla tek CD’ye sığma şansını yitiriyor. Dolayısıyla yayımlanması zorlaşıyor. Bunu hesaplamış mıydınız?

-Bu konuyu hiç düşünmedim… Aslında icra biraz daha hızlandırılabilir fakat bu 74 dakikaya ulaşamayabilir… Müzik iyiyse çift CD’de yayımlayacak bir firma çıkacaktır mutlaka… Çok sayıda örneği var.

Oratoryo size gelecekte yazacağınız müzikler konusunda ne gibi ilhamlar verdi?

-Öncelikle eserin Ankara’da CSO’nun sezon açılışında, ardından İzmir’de seslendirilmesi, hocam Adnan Saygun’un tabiriyle ifade etmem gerekirse Rengim Gökmen’in eserimi “benimsemesi”, TRT2’de eserin yayımlanması bana şevk verdi. Bu özgüvenle operamı daha rahat tamamlayacağımı tahmin ediyorum. Aruz vezninin ritmle besteciye ilham vermesi, akışkanlık sağlaması beni etkiledi. Bu konuda çalışmak istiyorum. Orkestra ve koroyu birlikte kullanmak konusunda deneyim kazandım. Bağlamayı gelecekte kimliğinden kopartmadan kullanabileceğimi düşünüyorum.

Masanızın üstünde hangi yeni eserler var?

-Uğur Mumcu anısına trompet ve yaylı sazlar için 10 dakikalık bir eser yazıyorum. ABD’de eserlerimi seslendiren viyolonsel-piyano ikilisi halk müziği uyarlaması talep etti, yaz başına kadar bunu bitireceğim. Bu yaz operamın ilk perdesini tamamlamayı planlıyorum.

(Serhan Yedig / Mayıs 2019 / Müzik Söyleşileri)

YAZIYI PAYLAŞIN

Yorum Yazın

error: Content is protected !!