Emil Tabakov / Türkiye’deki orkestralar her hafta şef değiştiriyor

0

Orkestra şefi, kontrbasçı, besteci ve Bulgaristan’ın eski Kültür Bakanı. Emil Tabakov, 15 yıl yönettiği Sofya Filarmoni’yi Avrupa ve Amerika’da sesini duyuran iddialı bir orkestra haline getirmişti. 2002’de daimi şefliğini üstlendiği Bilkent Senfoni Orkestrası için de aynı hedefi koymuştu. Orkestra EMI yorumcuları arasına girdi, Naxos’la görüşmeler yapıldı. 2005 Mayısı’nda konuştuğumuzda “Hayallerimi gerçekleştirebildiğim sürece buradayım” diyordu. Kadro eksikliğinden şikayet ediyordu. Yaz aylarını besteciliğe ayıran müzikçi, 7. Senfoni’sini o günlerde tamamlamıştı. Üç günde bir senfoniyi ezberleyen, senfonilerini piyano başına oturmadan, sadece kağıt kalemle yazan Tabakov’la müzik serüvenini ve besteciliğe bakışını konuşmuştuk.

Orkestrada hiç kontrbas çaldınız mı?
– Doğduğum, yetiştiğim şehrin orkestrasında, Rusçuk Senfoni’de, dört yıl kontrbas çaldım. 15 yaşında öğrenciyken başladım, 18 yaşına kadar sürdü. Bu dönemde birçok önemli şefle karşılaştım. Farklı şeflik tekniklerini inceleyebildim. Eğitimime çok yardımları oldu.
Tanıdığım saygın bir şef, kontrbasçılarla ilgili espri yapmış, “Orkestrada en çok muhalefet onlardan gelir, çünkü yapacak başka işleri yoktur” demişti. Muhalefetten iktidara geçişiniz nasıl oldu?
– Bu düşünceye katılmam mümkün değil. Çünkü hayatımda böyle bir şeyle karşılaşmadım. İtirazlar çoğunlukla nefesli çalgı grubundan gelir. Öğrencilik döneminde gece gündüz senfonik müziğin iyi örneklerini, görkemli eserleri dinliyordum. Bunları kontrbasla çalmak mümkün değildi. Ayrıca orkestrada müziğin üretim sürecine yeterince katılamamaktan şikayetçiydim. Oysa şef, üretimin merkezindedir; ayrıca tüm enstrümanları tanımak için iyi bir konum. Herkes şef ya da besteci olmak ister, ben de istedim. Ama önemli olan istemek değil, yapabilmek. Rusçuk’taki öğrenciliğim döneminde okulda kurduğum öğrenci orkestrasını yönetiyordum. Rusçuk Senfoni’nin şefi buna tanık oldu, orkestrayı bazı konserlerde yönetmemi istedi. Sofya Üniversitesi’nde şeflik eğitimi almaya gitmeden önce Rusçuk Senfoni’yi üç kez yönetmiştim.

Şeflik özel eğitim ister

Müzisyen bir aileden mi geliyorsunuz, müziğe neden 10 gibi geç sayılabilecek bir yaşta başladınız? İlk enstrümanınız keman sizin seçiminiz miydi?
– Babam avukat, annem üst düzey yöneticiydi. İkisi de müziği severdi. Gitar ve mandolin çalarlardı. Babam müzikçi olmamı istemedi. Önce ablam müziğe başladı, sonra ekonomist oldu. Çocukluğumda radyodan sürekli klasik müzik dinlerdim. Defalarca bir enstrüman almalarını istedim. Bulgaristan’da, müzisyenin evinin bacası tütmez, derler. Bu nedenle müzikten uzak kalmamı tercih ettiler. Profesyonel müzisyen olan kuzenimin ısrarıyla, onun rehberliğinde keman çalmaya başladım.
Kontrbasçı, besteci, şef olarak sizi en çok kimler etkiledi, yönlendirdi?
– Besteci olmak için öncelikle bir enstrüman öğrenmek lazım. Enstrüman çalamazsan üniversitede müzik eğitimine bile başvuramazsın. Bulgaristan’da şeflik eğitimine hak kazanmak da ciddi bir ön bilgi gerektirir. Sonrası da zorlu bir çalışma. Kontrpuan, piyano, armoni, müzik tarihi gibi birçok konuda derinlemesine eğitim verilir. Türkiye’de şeflik eğitimi bile yok. Bulgaristan’da kompozisyon sınıfları da çok özel bir öneme sahip. Çocukluğumda sayısız besteci ve şefe hayradım. Pek fazla plak yoktu. Radyo dînliyordum. Çok sevdiğim Şostakoviç, Brahms ve diğer bestecileri. Rusçuk Festivali’ne Şostakoviç, Kabalevski gibi Sovyet besteciler, Fransız, Alman şefler, orkestralar gelirdi, Çağdaş müziğin birçok örneğini dinleyebiliyordum. Bu festival hâlâ devam ediyor. Sanırım müzikle ilgili bilgi, tecrübe ve esinlerimin çoğu bu festivalden kalma.

ABD’deki dinleyiciyi sevmedim

Son 15 yılın İngilizce haber arşivlerini incelerken dikkatimi çekti, l998-2000 arasında Amerikan basınında hakkınızda birçok yazı yayımlanmış. Sofya Filarmoni’yle yaptığınız turnelerden bahsediliyor. Orkestrayla yayımladığınız plaklar Amerikan Plak Kılavuzu’na girmiş. Gurur duyulacak eleştiriler almışsınız. Neden ABD’ye yerleşmediniz? Avrupa kültüründen uzaklaşmamak için mi?
– Evet, ama tek neden bu değil. Gerçi ABD’de sadece iki kez uzun turne yaptık Birçok orkestra, çok güzel konser salonları olmasına rağmen Amerikan dinleyicisine pek ısınamadım. Sadece New York, Los Angeles, Chicago, Boston gibi birkaç büyük kentin dinleyicisi bu kültürü iyi biliyor. Oysa Avrupa’da, salonuyla, dinleyicisiyle ve tüm atmoseriyle klasik müziğin içinde hissediyorsunuz kendinizi.
1992’de Los Angeles Times’ta yayımlanan röportajda ülkenizdeki kültür politikalarını sert bir dille eleştiriyorsunuz. Beş yıl sonra Steyanov Hükümeti’nde kültür bakanı oldunuz. Neleri değiştirdiniz, nelere gücünüz yetmedi?
– O dönemde tüm eski sosyalist ülkeler adını koyamadığım bir sisteme doğru dönüşüyor, zorlu bir süreçten geçiyordu. Bazı ülkelerde yeniden sosyalistler iktidara geldi. 1997’de bakan oldum. Orkestralar, tiyatrolar, akademisyenler ülkede en düşük maaşı alıyordu. Bunların maaşını biraz yükseltmeyi başardım. Ankara büyüklüğündeki Bulgaristan’da o günlerde 53 konser salonu, 13 senfoni orkestrası, 11 opera vardı. Çok fazla kültür kurumu olduğu, bunlara çok para harcandığı, bütçenin başka alanlarda kullanılmasının daha akılcı olacağı savunuluyordu. Doğru bir düşünce değildi. Bu politikaya karşı çıktım. Kapatılmadılar. Orkestralarımız hâlâ duruyor.
Politikaya kendi isteğinizle mi girdiniz, yoksa birileri mi itti sizi uçurumdan?
– Büyük bir toplumsal patlamadan sonra, Cumhurbaşkanı Steyanov ülkeyi seçime hazırlayacak bir geçiş hükümeti kurmak istedi. Alanında uzman, en ünlü kişileri seçti. Ben de ricası üzerine, belli bir süreliğine olmak koşuluyla, bu görevi kabul ettim. Üç, dört ay sonra tekrar kendi işime döndüm.

Doğramacı’yı reddetmek mümkün mü?

Sizi Türkiye’ye getiren sadece Bilkent’in iş teklifi miydi; herhangi bir dostluk, gönül bağı var mıydı önceden?
– Birkaç kez İstanbul’a gelmiş, Borusan Filarmoni Orkestrası’nı yönetmiştim. 2000-2001 sezonunda Bilkent’e konuk şef olarak davet edildim. İhsan Doğramacı, şakayla karışık daimi şeflik önerdi. Bir sonraki yıl yine aynı şeyi söyledi. Ben espri olarak algıladım. Sonra bir akşam Doğramacı evine yemeğe davet etti. Meğer ciddi bir iş yemeğiymiş. Bütün üst düzey yöneticiler oradaydı. Sürekli Ankara’da kalmamı, tüm konser ve provaları yönetmemi istiyorlardı. Benim ise Avrupa’da verilmiş birçok sözüm vardı. Düşünmek için zaman isteyip ayrıldım. Paris’e gittiğimde eşimi aramış, konudan bahsetmiş. Bir kez daha Ankara’ya görüşmeye davet etmiş.
Araya bir parantez açalım, eşiniz de müzikçi mi?
– Evet, konservatuvarda piyano öğrenimi gördü. Sonra mezzosoprano oldu.
Peki Ankara’daki ikinci görüşmenizde neler oldu?
– Doğramacı bu kez gayet ikna edici konuştu. Orkestrayla ilgili hayallerini anlattı. Onu reddetmek mümkün değildir. Bir yıllık anlaşma yaptık. Fransa, Almanya, Rusya, İtalya’dan gelen ve incelediğim teklifleri bir yana bırakıp çalışmaya başladım. Orkestra bir yılda önemli ilerleme kaydetti. Bunun üzerine devam etmeye karar verdim. Ben çalışma koşullarından çok elde ettiğim müzikal sonuca bakarım. Memnuniyetim sürünce ben de Ankara’ya yerleştim. Bilkent artık iyi bir Avrupa orkestrası oldu. Elimde çalışabileceğim harika bir malzeme var artık. Burada olmaktan, Bilkent Senfoni’yi yönetmekten mutluyum.
Bilkent için repertuvar, müzikal nitelik ve yurtdışı etkinlikler açısından gelecekle ilgili ne gibi hedefleriniz var?
– Artık orkestranın yurtdışında adını daha fazla duyurmasının zamanı geldi. EMI ile plak anlaşması imzalamamız bunun ilk adımıydı. Naxos için plak yapacağız. Kadro açısından bazı sorunlar yaşıyorum. Türkiye’deki tüm orkestralar gibi kadromuz eksik. Bazı eserlerde, diğer orkestralardan takviye almamız gerekiyor. Şu anda en ciddi sorunumuz bu. Bütçe açısından zorlanıyoruz. Gereken sabit kadroyu kurmadan hedeflere ulaşmak, önemli Avrupa orkestraları arasına girmek mümkün değil. Mesela şu anda hiç fagotçumuz yok. Birinci klarnetimiz bile yok. Trompetçilerimiz yeterli değil. Bunları ne zaman gündeme getirsem, takviye alınıyor.
Bu konu gelecekte ciddi bir krize dönüşüp size bavullarınızı toplama konusunda ilham verebilir mi?
– Şimdilik umutla, sabırla bekliyorum. Sürekli söz veriliyor, süreç son derece yavaş işliyor. Sorun çözülmezse ciddi bir krize dönüşecek. Söylediğiniz ihtimal o zaman gündeme gelebilir.

Repertuvarımız genişliyor

Biz yine repertuvar hedeflerinize dönelim isterseniz.
– İyi bir senfoni orkestrasının repertuvarında her çağdan, besteciden eserler olmalı. En azından, baroktan avandgard’a her eseri çalabilmeli. Bunun için yeterli müzikçi, prova zamanı, çalışma gerekiyor. Orkestranın sürekli şefi olması, uzun yıllar bu şefle çalışması gerekiyor. Türkiye’deki orkestraları her hafta bir başka şef yönetiyor. 50 yıllık köklü bir İngiliz orkestrasına konuk şef gelse zararı olmaz, ama yeni orkestraların çok şef değiştirmesi pek akılcı değil. İyi bir orkestra dinleyicisini de getirir, artırır. Bilkent’in repertuvarını artırırken orkestranın önüne aynı anda birçok zor eseri birden koymamaya özen gösteriyorum. Zamanla çoğalıyor. Geldiğim ilk yıl Brahms’ın tüm orkestral eserlerini seslendirmiştik. Sonra Fransız, Rus repertuvarına yöneldik.
Repertuvar seçiminde özgür müsünüz, onay almanız gerekiyor mu?
– Seçimde özgürüm. Ancak finansal sorunlar nedeniyle Bilkent Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi Dekanı Işın Metin’le görüş alışverişinde bulunuyoruz. Şimdilik sorun yaşamadım, istediğim takviye müzikçiyi alıyorum.
Genç dinleyici sayısını, orkestradaki genç Türk müzikçileri artırmak için herhangi bir girişiminiz var mı? Sanırım kadronuzun önemli bölümü üniversitede öğretim üyesi olan Rus müzikçiler. Gençlik orkestrasından Bilkent Senfoni’ye geçiş sağlayabiliyor musunuz?
– Her öğretim yılının başında, Bilkent’e gelen tüm öğrencilere iki konser veriyoruz. Onları klasik müzikle tanıştırıyoruz. Orkestraya katılan genç müzikçilerin sayısı her yıl artıyor, Üç yıl önce başladığımda genç Türk müzikçilerin oranı çok düşüktü. Bu konuyu ciddiye almamız gerekiyor. Çünkü eskiden iyi Bulgar, Rus müzikçi bulmak mümkündü. Bu ülkelerde ekonomik durum kötüydü. Şimdi durumları düzeliyor. Türkiye’ye gelmek istemiyorlar. Bilkent Gençlik Orkestrası, Hasan Kalkan yönetiminde çalışmalarına devam ediyor. Bu orkestradaki öğrencilerin en yeteneklileri mezuniyetten sonra bize geliyor.
Orkestra üyelerinin oda müziği grupları kurması, konserler vermesi hem müzisyenliklerini derinleştirmeleri hem de toplumda klasik müzik sevgisinin artması açısından önemli. Orkestra üyelerini bu konuda yönlendiriyor musunuz?
– Orkestra üyelerimizin kurduğu birçok dörtlü var. Ayrıca bir de başkemancımız Server Ganiyev’in yönettiği oda müziği grupları var. Sık sık konser veriyorlar. Bu konserlerde genç bestecilerin, öğrencilerin eserleri seslendiriliyor.
Ankara’daki diplomatların diğer orkestraların konserlerine gitmekten vazgeçtiği, artık sadece Bilkent’e geldikleri söyleniyor. Dinlemenin ötesinde orkestraya solist sağlama, üyelerine burs bulma, enstrüman edinme kolaylığı sağlama gibi katkıları oluyor mu?
– Diplomatlardan önemli bir dinleyici kitlesi edindik. Şimdilik sadece dinleyici konumundalar. Çek ve Letonya kültür ataşeleri orkestranın düzeyinden çok etkilenmiş. Konuk solist ve şef için destek sağlayacaklarına söz verdiler. Görüşmeler sürüyor.

Üç günde senfoni ezberliyorum

Şef olarak imzanızı attığınız albümlerin içinde Mahler ve Brahma’m tüm senfonileri dikkati çekiyor. Bunlar sizin gönlünüzde özel yere sahip, eserlerinde iddialı olduğunuz besteciler mi, yoksa plak firmalarının isteği mi?
– Tüm orkestral eserlerini kaydettiğim besteciler arasında 13 gençlik senfonisiyle Mendelssohn ve tüm senfonileriyle Scriabin bulunuyor… Mahler’in tüm eserlerini kaydetmek gerçekten çok zordu. İstediğim düzeyi yakalamak uzun zaman aldı. 120 kişilik daimi kadrosu olan Sofya Filarmoni’yi 15 yıl yönettim. Beş yılda kaydettiğimiz komple Mahler, ardından Brahms albümlerinden sonra orkestranın adı dünyada duyuldu. Özellikle Almanya’da Mahler yorumlarımız büyük yankı uyandırdı. Birçok sanatçı, orkestrayla çalışmak istedi. Şimdi aynı yöntemi Bilkent Senfoni’de deneyeceğim.
Genç müzikçiler çoğunlukla konservatuvardan çıktığında radikal bir modern müzik misyoneridir, sonra zamanla geri dönüp Klasik Dönem, Romantik Dönem repertuvarının derinliklerini yeniden keşfeder. Siz nasıl bir süreç yaşadınız?
– Konservatuvarı bitirdiğimde ben de çağdaş müziğe odaklanmış durumdaydım. Yeni şeyler söylemem, hep ileride olmam gerektiğini düşünüyordum, zamanla Verdi, Mozart olmak çok kolay geliyordu. Sonra fark ettim ki, önemli olan bir bestecinin kendi üslubunu yaratması…
Müzik dünyasında tüm eserleri ezberden yönetmeniz konuşuluyor. Partisyonu aylarca çalışmak yerine, plaktan dinleyip ezberlemek de mümkün. Siz bu yeteneğinizi nasıl geliştirdiniz, besteciliğinize neler kattı? Hayran olduğunuzu söylediğiniz bazı besteciler senfonilerini çıktıkları uzun yürüyüşlerde tamamlar, eve dönünce enstrüman yardımı olmadan, orkestra partisyonuna dönüştürürmüş. Siz de onlardan mısınız?
– Ezber yeteneğini kazanmam uzun zaman aldı, çok çalıştım. Herkes soruyor nasıl başardığımı. Masanın başına oturuyor çalışıyorum. Hepsi bu. Tüm bu çabanın nedeni var: Partisyonu çok çok iyi bilmek istiyorum. Konser sırasında müzikçilerle her an göz temasında bulunmak, mimikle iletişimi koparmamaktan yanayım. Geçmişte bir senfoni için bir ay boyunca soluksuz çalışmam gerekiyordu. Aradan geçen yıllarda birçok eser repertuvarımda yer aldı. Şimdi, bir senfoniyi 20 yıl ele almamış bile olsam, birkaç günde hazırlanabiliyorum. Besteci olmanın da avantajı var. Bir pasajı neyin takip edeceğini hissedebiliyorum kolaylıkla. Evet, CD dinleyerek çalışmak mümkün ama enstrümanlar arasındaki ilişkiyi görmeniz, yorumda yaratıcı düşünce geliştirmeniz dinleyerek mümkün değil. Partisyon çalışmanın besteciliğime olumlu etkisi oldu. Ben de sadece kağıt kalemle yazarım eserlerimi. Çok nadir piyanoda çalışırım. Orkestra partisyonu ezberlerken de piyano kullanmam.

Eserlerimi sormayın, dinleyin

Esin kaynaklarınız, orkestra kullanımı, temalar, deneysellik açısından kısaca beş senfoniniz üzerine konuşabilir miyiz?
– Ne söyleyebilirim ki? (Gülüyor) Müzikologlar dinleyecek ve onlar bunları açıklayacak. Senfonilerimin sayısı yedi oldu. Hepsi 2 Nisan’da Bilkent Senfoni Orkestrası’nca seslendirilecek. İlk senfonimi 25 yıl önce yazdım. Dinleyenler hepsinde benim sesimi duyduklarını söylüyorlar. İlk üç senfoni yapısal açıdan akrabalık taşır. Sonraki dört senfoninin yapısı farklı. Dördüncü senfoniden sonra belli, belirsiz halk müziği temaları görülür. Son senfonim kontrpuan ve ritimsel gelişim açısından diğerlerinden ayrışıyor. İşte tüm söyleyebileceklerim bunlar. Tüm senfonilerim plaklaştırıldı.
Yirminci yüzyıla gelene kadar kontrbas için yazılmış konçertoların sayısı bir elin parmaklarını aşmıyor. Sonra çoğalsa da toplam sayıları hâlâ çok az. Kontrbas konçertonuzu bestelerken çıkış noktanız neydi?
– Öğretmenim hep bir kontrbas konçertosu yazmamı isterdi. “Biliyorum kontrbasçı olmayacaksın, şefliği ve besteciliği seçeceksin. Hiç değilse bir hayrın dokunsun çalgına” dedi. Bu nedenle iki solo kontrbas eseri yazdım. Biri Finlandiya’dan Japonya’ya onlarca müzikçi tarafından kaydedildi. Ayrıca 12 kontrbas için bir eser yazdım. İsmi “12 Kontrbas için Lamento”. 1975’te yazdığım ilk konçerto teknik olarak çok zor. Avangart bir eser. Artık bu üslupla yazmıyorum. Bu nedenle çok seyrek seslendiriliyor. Yakında Finlandiya’da seslendirecekler.
Besteci olarak oda müziğiyle aranız nasıl; ikili, üçlü ya da dörtlü için eser besteliyor musunuz?
– Besteciliğe pek fazla zaman ayıramıyorum. Bestelerimin çoğunu yaz aylarında tamamlarım. Daha fazla zamanım olsaydı oda müziği alanında çalışabilirdim. Ama şimdi orkestra için yazmayı tercih ediyorum.
Üzerinde çalıştığınız son eserler üzerine konuşabilir miyiz, mesela gelecek yaz ne yazmayı planlıyorsunuz?
Senfoni yazmak çok yorucu, yıpratıcı bir çaba. Ortalama iki ya da üç yılımı alıyor. Bu yaz İhsan Doğramacı’ya ithaf ettiğim yedinci senfonimi tamamladım. Bilkent’te bulunduğum üç yıldır bu eserle uğraşıyorum. Şimdi en az, iki yıl bu alanda çalışmak istemiyorum. Sanırım konçerto yazacağım. Hangi enstrüman için yazacağıma henüz karar veremedim. Çello, viyola, klarnet ya da trombon olabilir. Hayal çok, zaman yok…

(Serhan Yedig / Mart 2005 / Andante Dergisi)

22 ÜLKEDE ORKESTRA YÖNETTİ : Tabakov, 1949 Bulgaristan doğumlu. 1974’te Bulgar Devlet Müzik Akademisi kontrbas sınıfından mezun oldu. 1978’de Bulgar Devlet Müzik Akademisi Kompozisyon Bölümü’nü bitirdi. 1977’de Nikolai Maldo Uluslar arası Şeflik Yarışması’nı kazandı. 1987’de Sofya Filarmoni’nin şefliğine getirildi. 1994-2000 arasında Belgrad Filarmoni’nin şefliğini, sonraki iki yılda Sofya Filarmoni’nin sanat yönetmenliği ve şefliğini üstlendi. Bu arada beş kıtada, Almanya, İngiltere, Amerika, Japonya, Brezilya dahil tolam 22 ülkenin orkestralarında konuş şeflik yaptı. Sofya Filarmoni’yle birlikte Mahler’in tüm senfonilerini (15 CD), ayrıca Brahms ve Scriabin’in senfonilerini, Beethoven’in piyano konçertolarını kaydetti. Bu albümlerin dikkat çekmesi üzerine orkestra, başka ABD olmak üzere birçok ülkede turneler gerçekleştirdi. Albümlerin tam listesini Tabakov’un web sitesinde görebilirsiniz.

TERCİHİ ORKESTRA MÜZİĞİ : Tabakov otuz yılda yedişer senfoni ve konçerto olmak üzere 20’nin üzerinde eser yazdı. Bestelerinin çoğu orkestra müziği; başta Bulgaristan olmak üzere çeşitli ülkelerde yayımlandılar. Başlıca eserleri şunlar: 7 Senfoni (1981-2005); 15 Çalgı için Konçerto (1979); Kontrbas ve Orkestra Konçertosu (1975); Vurmalılar için Konçerto (1976); Orkestra Müziği (1985); Trompet ve Oda Orkestrası için müzik (1985); Mezzo Soprano, 4 Kontrbas, Anlatıcı ve Orkestra için Turnovgrad Kantatı (1976); Senfoni Orkestrası için Astral Müzik (1978); Senfoni Orkesrası için Ad Infinitum (1992); 4 Solist için Requiem (1994); Orkestra Konçertosu (1995); Keman, Vibrafon, Marimba, Ziller ve Koro için Konçerto (1994); İki Flüt ve Orkestra için Konçerto (2000); Piyano ve Orkestra Konçertosu (2003)

Linkler

Kişisel web sayfası

 

 

http://muziksoylesileri.net/site/wp-admin/post.php?post=4633&action=edit

YAZIYI PAYLAŞIN

Yorum Yazın

error: Content is protected !!