Olgu Kızılay / Fark ayrıntılarda saklıdır

0

Saçlarını kısa kestirip, sahneye jöleli çıktığı için BİFO üyeleri, dinleyicileri ona “Bay Kirpi” diyor. 34 yaşındaki Olgu Kızılay, Borusan Dörtlüsü ’nün ikinci kemancısı. Dörtlünün en sivri dilli, ayrıntılara en fazla önem veren üyesi. Çocukluğunda birbiri ardına yaşadığı iki travmaya karşın, hayata tutunmayı başardı, yeteneğini Fransız orkestralarında kanıtlayıp, Türkiye’ye oda müziği yapmak üzere döndü.

1995 Ekimi’nde, güneşli bir ikindi vaktiydi. O yıllarda İzmir’de yaygınlaşan açıkhava konserlerinden etkilenen dört konservatuvar öğrencisi, Alsancak’taki TÖMER Dil Eğitim Merkezi’nin önünde kendilerine küçük bir platfom kurmuştu.

Haydn ve Mozart dörtlülerinden oluşuyordu programları. “Küçük Bir Gece Müziği”ni çaldıkları sırada binanın üst katlarında bir şangırtı koptu. Müziği duyup aşağıya bakmak isteyen öğrencinin açmak istediği sürgülü pencere yerinden fırlamıştı. Meydandakilerin çığlıkları arasında hızla aşağıya inen pencere son anda elektrik tellerine vurup yön değiştirdi. Refleks olarak yerinden fırlarken çalmayı sürdüren kemancı Olgu Kızılay’ın eline çarpıp, iskemlesini parçaladı, ayağını vurdu. Genç kemancının sol işaret parmağı ezilmişti. Kopmasını sadece bir et parçası engelliyordu. Kaldırıldığı hastanede kemancı olduğunu söyleyince, ortopedistin ilk müdahalesinden sonra mikro cerrahi kliniğine yönlendirildi.

Zorlu bir ameliyattan sonra kemikleri birleştirilip eli alçılandı. “Evden asla çıkma, bu parmak yerinden kıpırdarsa bir daha iyileşmez, ya sakat kalırsın ya da kesmek zorunda kalırız” uyarısıyla eve yollandı.

Kemandan vazgeç, trompet çal

18 yaşında, konservatuvarın yedinci sınıfındaydı Kızılay. En önemli yıldı onun için. Üçüncü kez Akdeniz Gençlik Orkestrası’na girmeye hazırlanıyordu. Okul orkestrasıyla Vivaldi’nin Mevsimler’ini seslendirecekti. İzmir Devlet Senfoni Orkestrası’ndan ilk konser davetini almıştı. Mendelsohnn’un konçertosunu seslendirecekti.

“Çocukların üst katlardan bir şey atıp enstrümanlarımızı kırmasından korkuyordum. Hatta dershane müdürüne kapalı mekanda konser teklif etmiştim, kurs çıkışında hepsinin dinlemesi için açık alanı önermişti. Bir gün önce binanın önünden geçerken meydana doğru uzanan metal tabela dikkatimi çekmiş, düştüğünde facia yaşanabileceğini düşünmüştüm. Konser sırasında sesi duyunca, bunu düşünüp yerimden fırladım. Yoksa cam beni ikiye biçecekti. Ortopedistin riske girip ameliyata yeltenmemesi parmağımı kurtardı.”

Doktorlar parmağın eski işlevini kazanması konusunda pek umutlu değildi. Dördüncü ayda, kemandan vazgeçip, trompete başlaması önerildi. Beklemeye daha fazla dayanamayan Kızılay, solaklıktan vazgeçti. Yön değiştirip sağ eliyle alışmaya başladı, ardından sol elini kullanmasına izin çıktı. Günde iki saat sınırına uymayıp, beş saat çalışınca, kas dokusu azalan, güçsüzleşen parmağı bir kez daha isyan etti.

Parmağının 20 derecelik hareket kaybıyla işlevine kavuşması tam altı ayını aldı. “Ters elle çalmak pahasına da olsa kemanı bırakmayacaktım, çok kararlıydım. Hocalarımdan izin aldım, kendimi motive etmek için konser salonunda provaya başladım. Mayısta Akdeniz Gençlik Orkestrası’nın sınavını kazanmam ilk önemli adımdı. Ardından dörtlüyü topladık ve tekrar Küçük Bir Gece Müziği’ni çaldık.”

Bu olay Kızılay’ın hayatında ne ilk ne de son travmaydı.

11 yaşında kemanla başladı

Olgu Kızılay, İzmirli müzisyen bir ailenin oğlu. İstanbul’da doğdu, altı yaşında ailesiyle İzmir’e döndü. Babası Macit Kızılay,  İstanbul Devlet Operası Orkestrası’nda obua sanatçısıydı. Şimdi 9 Eylül Üniversitesi Konservatuvarı’nda obua dersleri veriyor. Annesi Sevil Kızılay dramatik sopranoydu. Üç yaş büyük ablası soprano Duygu Kızılay, Samsun Operası kadrosunda. Kardeşi kemancı, besteci Elvan Kızılay, 9 Eylül Üniversitesi’nden mezun oldu. MSÜ Konservatuvarı’nda yüksek lisans yapıyor. Halaları, amcaları, kuzenleri arasında çok sayıda müzisyen var.

“Dört yaşında babamı izlemeye İstanbul operasına giderdim. Kemancıları görüp etkilendiğim için olsa gerek, evdeki mandolini oklavayla çalmaya çalışırdım. Piyano da çok cazip gelirdi. Fakat haylaz bir çocuktum. Annemin hastalığı sırasında hayatımız altüst oldu. İzmir’e döndük. 1985’te annemi kaybettik. Ablamla birlikte halalarımızla yaşamaya başladık. Bu dönemde tek uğraşım, sokakta tek tekerlekli bisikletle gösteri yapmaktı. Balık tutmayı çok severdim. İki yıl sonra babam ikinci kez evlendi. Bizler eve döndük. Yeniden müzikle ilgilenmeye başladım. Kelebek serisinden klasik müzik kasetleri alıp, keman konçertolarını dinlerdim. Eniştem Hazar Alapınar, ellerimin kemana uygun olduğunu söylemişti. 11 yaşında İzmir Devlet Konservatuvarı’nın sınavlarına girdim, arzu ettiğim gibi keman sınıfına seçildim.”

Alapınar, okulun ilk altı ayında öğrencilere kemanı eve götürme izni vermiyor, böylece enstrümanlarını sevmelerini, özlemelerini sağlıyordu. Konservatuvara başladıktan sonra da haşarılığını sürdürdü Kızılırmak. Başını duvar aralarına sıkıştırıp hastanelik oldu, arkadaşı Esen Kıvrak’ la sınıfta şakalaşırken sol elinin serçe parmağını kırdı. Fakat yaz boyunca disiplinle çalışıyor, zaman zaman Alapınar’ın da gözetiminde kendini geliştiriyor, böylece yıl içindeki açığını kapıyordu.

“Çocukluğumda hep Izak Perlman’ın kayıtlarını dinlerdim. İcrasını analiz eder, derinlemesine incelerdim. Bir dönem Paganini’ye merak sardım. Salvatore Accardo başucu kemancım oldu.”

Marmara Depremi geldi, bursu iptal edildi

İlk önemli başarısı 1994’te sınavı kazanıp Akdeniz Gençlik Orkestrası’na seçilmesiydi. Sonraki üç sezon ardı ardına sınavı kazandı, orkestrada çaldı. Yurtdışı tecrübesi cesaret vermişti. Okulun son yılında arkadaşı çellist Ümit İşgörür ve Eskişehir Anadolu Üniversitesi Konservatuvarı’ndan piyanist Mert Esen’le Aegean Trio’yu kurdu, yurtdışında konserler vermeye başladı.

“Yurtdışında eğitim için okul ve eğitimci araştırıyordum. Bir dostumdan Joshua Epstein’ın methini duymuştum. Nasıl ulaşacağımı düşünürken, kemancı Tuncay Yılmaz ’a rastladım. Onun da hocasıymış. Randevu aldı, konsere gittiğimde Saarbrücken’de ziyaret ettim. Beni dinledi. Strasbourg Konservatuvarı’ndaki sınıfına kabul edeceğini söyledi. Sınavlara girip kazandım, fakat ailem bu masrafın altından kalkamazdı.”

Genç kemancı burs arayışına çıktı. Yüzüne kapanan birçok kapıdan sonra, TANSAŞ Bursu’nu aldı. Tam yola çıkacakken 1999 Marmara Depremi oldu, bursu iptal edildi. Otomobilini satıp,  okula başladı. Masraflarını çıkarmak için Strasbourg’da yaylı çalgılar dörtlüsü kurup, turistik Petit France semtindeki bir parkta konser vermeye başladı. Kiliselerde çaldı.

“Konservatuvarın giriş sınavındaki jüri üyelerinden biri Strasbourg Filarmoni’nin birinci kemancısıydı. Bilinmedik bir eserin notalarını okutup, beş dakika sonra icra edilmesi istenen bölümde benim performansım onu çok şaşırttı. Hemen bizim orkestranın sınavlarına başvur, dedi. O günlerde Mulhouse Senfoni’den bir iş teklifi geldi, ikinci keman grubuna girdim. Bir konserde şef çağırıp, bir şeyler söyledi. Henüz Fransızca bilmiyordum. İngilizce cevap verdim. Benim Türk olduğumu öğrenince, ‘yetersizlik’ gerekçesiyle kadrodan çıkarttı. Çok, çok üzüldüm. Hemen ardından Strasbourg Filarmoni’nin sınavına girdim, ikinci kemanlara katıldım. Bir ay sonra Mulhouse Senfoni’den takviye kemancı istediler.

Hemen aday oldum, konsere çıktığımda şef beni hatırladı. Başını önüne eğdi. Provadan sonra yanına çağırıp, seni yanlış değerlendirmişim özür dilerim, dedi. Tuhaftır, sonra iyi dost olduk.”

Altın madalya bile ayrımcılığı aşamıyor

Strasbourg Filarmoni ekonomik krize girince, Mulhouse’un kadrosuna geçti Kızılay. Yüksek lisans öğreniminin son yılında insanüstü gayret göstermesi gerekti. Her sabah Strasbourg’dan 125 kilometre uzaklıktaki şehre gidip provalara katılıyor, öğlen dönüp derslere giriyor, akşam konser için gidip, gece tekrar evine dönüyordu. Bu arada okul orkestrasının baş kemancılığını üstlenmişti.

“Bir gün okulda çalışırken Ulvi Cemal Erkin’in konçertosunu çalıyordum. Hocam eseri sordu, çok beğendiğini söyledi. Yüksek lisans bitirme sınavında çalmamı önerdi. Duyan herkes bu eserle asla sınavı geçemeyeceğimi söylüyordu. Girdim ve başardım.”

2000 yılında oda müziği sınavında da “altın madalya” alıp mezun oldu. Epstein “Orkestralarda çalışmanı istemiyorum artık. Saarbrucken Konservatuvarı’na başvur, seni orada solist olarak yetiştireceğim” dedi. Maxim Vengerov ve Epstein’ın da katıldığı jüriden yeterli puanı alıp okula kabul edilse de, burs bulamayınca çalışmak için tekrar Strasbourg’a döndü. Doktorasını tamamladı. Bu arada Fransız konservatuvarlarının temsilcilerinden oluşan özel jürinin önünde sınava girip, konsertist diplomasını aldı, öğretmenlik yapmaya hak kazandı.

Doktora döneminde Volutes Oda Orkestrası’nda çalmaya başlamıştı. Orkestranın birinci kemancısı Berlin Filarmoni’ye transfer olunca yerini Kızılay aldı. Ayrıca okul orkestrasının başkemancılığını yürütüyor, gerektiğinde Mulhouse, Bas-Rhin Opera orkestralarında da görev yapıyordu. 2003’te Zoltan Kodaly’ın keman – viyolonsel ikilisi üzerine incelemesiyle doktorasını tamamladı.

Fransa’da orkestraların kadrosuna girebilmesi için yurttaşlığa geçmesi, bunun için de 3,5 yıl başvurusunun incelenmesi gerekiyordu. “Lüksemburg Filarmoni Orkestrası’na başvurduğumda, Türksünüz alamayız, dediler. Tokat gibi geldi bu cevap. O günlerde Antalya Opera Orkestrası’na başkemancı arandığını öğrenince hiç düşünmeden Türkiye’ye döndüm. Fakat sorun çıktı. Başkemancı olduğum halde kadroya alınmadım, figüran statüsünde iki yıl çalıştım.”

Burssuz yurtdışına gitmek ciddi hata

Kızılay, burs almadan yurtdışına gitmenin ciddi bir hata olduğunu savunuyor. “Benim yaşadıklarımı çekmeye, yıpranmaya değmez. Para biriktirip, çok iyi hocaların yazın düzenlediği kurslara katılmak çok daha iyi. Çünkü gençler konservatuvarlarda önemli hocalarla ayda bir ya da iki kez karşılaşıp, çoğunlukla asistanlarıyla çalışmak zorunda kalıyor. Yaz kurslarında ise daha uzun zaman hocalarla birlikte olmak mümkün.”

Olgu Kızılay’ın Antalya’daki talihsiz günleri Gürer Aykal sayesinde sona erdi. Senfoni orkestrasıyla konser vermek üzere kente giden Aykal, çocukluğundan beri takip ettiği genç kemancıyı dinledi. “Artık birlikte çalışmanın zamanı geldi” deyip Borusan Filarmoni’nin kadrosuna aldı. BİFO’nun ikinci keman şefliğini üstlenen Kızılay, aynı yıl Borusan Dörtlüsü ’nün kuruluşuna katıldı. Başarısı 1662 yayımı Amati kemanla taçlandırıldı.

Lüthiye Vuillaume’nin biyografilerini topluyor

Kızılay, ayrıntılara önem veren bir müzikçi. İcrada fark yaratmanın ayrıntılardan geçtiğini savunuyor. İnternet dahil her türlü kaynağı kullanıp, mümkün olduğunca çok icrayı inceliyor. Oda müziğine odaklansa da, geçmişte seslendirdiği eserlerin bazıları hâlâ konçerto repertuvarında: Mozart, Erkin, Barber…

Keyif için müzik dinlemesi gerektiğinde, Romantik Dönem repertuvarını, özellikle senfoni ve solo piyano için yazılan eserleri tercih ediyor. Chopin solo eserlerini en çok dinlediği bestecilerden biri. Oda müziği ve senfonik müzik alanında Fransız klasiklerini tercih ediyor.

“Klasik dışındaki müzikleri de dinlerim. Soul severim. George Benson favorim. Antalya’da bir caz grubu kurmuş, yaz aylarında konserler vermiştim.”

Uğraş alanlarından biri de 19’uncu yüzyılın ünlü Fransız lüthiyesi Jean Baptiste Vuillaume. Bulabildiği tüm biyografilerini topluyor, hakkında yazılan makaleleri okuyor, kemanlarını inceliyor, çalıştığı ağaçlar, cilalar üzerine bilgi topluyor.

“Belki günün birinde bu konuda kitap yazarım” diyor.

Çocukluk sevdası balıkçılıktan da vazgeçmedi. Son bir yıldır sahte yemle, dikey avcılık konusunda uzmanlaşmaya çalışıyor. Foça’da yılın dokuz ayı deneme yapıyor. Bugüne kadar tuttuğu en büyük balık 11 kilo. “Fransa’da bir gölde tutmuştum. Şimdi hedefim büyük sinarit, akya, lambukalar.”

Önsezilerine çok güveniyor Kızılay. Birçok önemli olayı önceden hissettiğini, dahası felaketleri rüyasında gördüğünü, sezilerinin onu balıkçılıkta da hedefine ulaştıracağını söylüyor.

Geçen ay yaşamını CSO kemancılarından Özgecan Günöz’le birleştiren Kızılay, mutfakta iddialı. Her tür yemeği kolayca pişiriyor. Soslu et yemekleri, pilavda çok başarılı olduğunu söylüyor. “Ölçüsüz, tarifsiz asla yemek pişirmem. Deneme bile yapsam ölçüleri not alırım, bu sayede aynı lezzeti tutturmayı garantilerim.” Uzun yıllar Fransa’da yaşadığı için şaraplar da hobileri arasında. Fransa’da Medoc şaraplarını, Türkiye’de öküzgözü karışımlarını tercih ediyor.

(Serhan Yedig / Şubat 2011 / Andante Dergisi)

Linkler

Borusan Dörtlüsü

Esen Kıvrak

Efdal Altun

Çağ Erçağ

YAZIYI PAYLAŞIN

Yorum Yazın

error: Content is protected !!