Onur Özkaya / Türk kontrbas ekolünü kurmanın zamanı geldi

0

Yaklaşık 10 yıldır Almanya’da, Münih ve Mahler oda orkestralarının üyesiydi Onur Özkaya. İdealleri doğrultusunda Türkiye’ye döndü. MSGSÜ Konservatuvarı’nda ders vermeye başladı, BİFO’nun kontrbas grubu şefliğini üstlendi. 2015 yazında, 35 yaşında, Ayvalık Müzik Akademisi’nde ilk kez kontrbas ustalık sınıfı gerçekleştirdi. “Hedefim enstrümanın solist yeteneğini topluma göstermek, Türk kontrbas ekolünün oluşmasına destek vermek” diyor.

Fotoğraflar: Serhan Yedig

Avrupa’nın önde gelen orkestralarında şansınızı denemek yerine neden Türkiye’ye dönüp eğitimci olmayı tercih ettiniz?
– Öğrenimini tamamlayıp profesyonelliğe adım atan müzisyenin önünde birçok yol belirir. Solo kontrbas repertuvarına ve oda müziğine ilgim, yurt dışı öğrenimindeki gözlemlerim, eğitim sisteminde gördüğüm eksiklikler beni şu andaki konumuma getirdi. Mahler Oda Orkestrası ve Münih Oda Orkestrası’ndan sonra Avrupa’da daha büyük bir orkestraya geçmeyi düşünmedim. Gerek oda müziği gerekse kontrbasın oda orkestrasındaki solo kapasitesi beni çok tatmin etti. Münih’te yaşarken, 2009’dan itibaren Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası’nın solo kontrbasçılığını da üstlendim. Orkestranın hedefleri, yurtdışında ilgi çekmeyi başarmasına bakılırsa BİFO bir süre sonra Avrupa’nın önde gelen orkestraları arasına katılacak. Eğitimcilik ise öğrencilik yıllarımdan beri istediğim bir işti. Enerjim ve fırsatlar izin verdiği sürece ideallerim doğrultusunda deneyimlerimi gençlerle paylaşmak büyük bir mutluluk. Hedefim İstanbul’da yaşamak, Avrupa’yı buradan fethetmek. Ülkemizde kontrbasın da önemli bir solo çalgı olduğunu göstermek, bu enstrümanı öne çıkartıp değerli müzisyenler yetiştirmek.
Eğitimcilik virtüözitenizi nasıl etkiliyor, kendi çalışmalarınız için zaman bırakıyor mu?
– Öğrencilerimle çalışmak virtüözitemi olumlu etkiliyor. Güzel bir enstrümanım var, bunu her fırsatta çalmayı, konservatuvarda öğrencilerimle çalgı üzerine konuşup çalışmayı çok seviyorum. Açıkçası İstanbul’daki çalışma tempom ne kadar yoğun olsa da Almanya günlerimden daha çok çalışma ve solo konser yapma fırsatı buluyorum. Örneğin bu yaz Ayvalık Müzik Akademisi’nde (AIMA) 7 gün boyunca sabah erken saatlerden gece yarısına kadar ders yapıp oda müziği çalıştık. AIMA’nın düzenlediği ilk kontrbas ustalık sınıfıydı. Yorgunluk yerine büyük bir mutluluk hissettim. Ankara Devlet Konservatuvarı’ndaki dokuz yıllık öğrenimim boyunca sadece bir kez ABD’den gelen  kontrbas ustası Gary Karr okulumuzda ustalık sınıfı düzenlemişti. İşte bu açıdan Filiz Ali ve AIMA’ya kontrbasçılar olarak teşekkür borçluyuz.

8’inci sınıfta, hocam nedeniyle
okuldan ayrılmaya karar verdim

Türkiye’deki eğitim sürecinizde sizi kontrbasa ve müziğe bağlayanlar nelerdi, neler şevkinizi kırdı?
– Öncelikle ailem beni her zaman çok destekledi, onlara bu konuda teşekkürü borç bilirim. 16 yaşından itibaren çeşitli etkinlikler için yurtdışına çıkmaya, dünyada kontrbasla ilgili gelişmeleri izlemeye başladım. Hatırı sayılır gençlik orkestralarında çaldım. Rotary Kulübü’nün ödülü bana büyük şevk verdi. Okulumdan da destek gördüm. Fakat eğitim sistemindeki sorunlar ve öğretmenimin kişisel tutumu nedeniyle ciddi sorunlar yaşadım, şevkim kırıldı. Altıncı yılımda, konservatuvardan ayrılma noktasına geldim. Ön lisans diplomamla yurtdışına gitmeye karar verdim. Şikayetim, sınıfta yeteneğin yeterince işlenmemesinden kaynaklanıyordu. Bizlere ezbere dayalı, bilgiyi sorgulama fırsatı vermeyen bir yaklaşım dayatılmıştı. Müfredatımız eksikti, literatüre erişemiyorduk. Dünyaya kapılarını kapatmış bir eğitimci, bizim de ufkumuzu perdeliyordu. Ayrıca, yeterince sahne pratiği yapamıyorduk. Sınıfımızdaki sorunlar sekizinci yılımızda öyle bir noktaya geldi ki, konu yönetime yansıdı, hocamız bir süre okuldan uzaklaştırıldı. İşte bu dönemde, şans eseri Doç. Refik Hacıbeyov’la karşılaştım. Lisans eğitiminin son yılında sınıf atlayıp mezun oldum. Yurtdışına gitme sürecinde Yüksel Erimtan’la tanışmam, onunla dost olmam, sponsorluğumu üstlenmesi de bana ilerlediğim bu yolda kuvvet veren diğer önemli etmendi.
Ankara Konservatuvarı’ndan sonra Münih yegane seçenek miydi?
– Ustalık sınıflarında Polonya’da tanıştığım Prof. Klaus Trumpf beni Münih Müzik Akademisi’ne davet etti. Alman ekolüyle eğitildiğimiz için zaten yüksek lisansımı Almanya’da yapmak istiyordum. Münih’de yüksek lisanstan başladım ve doktora derecesinde mezun oldum.

Gözüm karaydı, Almanya’ya gider gitmez
Münih Filarmoni’nin sınavına girdim

Almanya’daki eğitim süreci önünüzde ne gibi kapılar açtı?
– Önüme çıkan fırsatlar açısından çok şanslıydım. Henüz Münih Müzik Akademisi’ne başlamadan, daha misafir öğrenciyken, Münih Filarmoni Orkestrası’nın akademisi için sınav açıldığını öğrendim. Deli dolu yıllarımdı, çok çalışıyordum, kendime çok güveniyordum. Aslında detaylı düşünsem katılmaya çekinebileceğim bir sınavdı; yine de girdim ve iki senelik burs kazandım. İşte bu girişim daha sonra pek çok kapıyı açtı. Katıldığım ilk büyük orkestra James Levine’ın yönettiği Münih Filarmoni’ydi. Önemli solistlerle konserler verdik,  büyük bir tecrübe oldu benim için. Orkestradaki kontrbasçı arkadaşlarımın bursumun ikinci yılında beni yönlendirmesi ile Mahler Oda Orkestrası’na kabul edildim. Claudio Abbado’nun kurduğu bu önemli orkestrayla Avrupa’da birçok konser turnesine çıktım. 23 yaşımda, bu orkestrayla Lucern Festival Orkestrası’na katılan ekipte yer aldım. Üç yıl ardı ardına festivalde sahneye çıktım. 2006-2014 yılları arasında Münih Oda Orkestrası’nın solo kontrbasçısıydım… Tüm bu tecrübeler, çalışma şansı bulduğum büyük şefler, değerli müzisyenler beni profesyonel çalışma hayatına hazırladı.
Diğer Avrupa ülkeleri ya da Amerika’ya gitme ihtiyacı hissettiniz mi, bu fırsatları yakaladınız mı?
– Münih, Avrupa’da birinci sınıf beş orkestraya sahip nadir kültür şehirlerinden. Müzisyene pek çok avantaj sunuyor. Amerika’ya ya da başka bir Avrupa ülkesine gitme ihtiyacı hissetmedim çünkü eğitim düzeyinden memnundum, profesyonel açıdan pek çok fırsat çıkıyordu karşıma. 2004’te Uluslararası Kontrbasçılar Birliği’nin (İSB) toplantısında, ABD’de yaşayan Prof. Volkan Orhon ile tanıştım. Beni ders verdiği Iowa Eyalet Üniversitesi’ne davet etti, eğitimimi orada sürdürmemi önerdi. Amerikalı kontrbasçıların mesleğe bakış açısı, solo repertuvara verdikleri önem ne kadar hoşuma gitse de, cesaret edemedim. Münih’te bursum vardı, öğretmenlerimden memnundum, profesyonel çalışma ihtimali belirmişti…
Müzikal kimliğinizin oluşmasında kimlerin belirgin rolü oldu?
– Viyana Filarmoni’nin emekli solo kontrbasçısı ve Viyana Müzik Akademisi öğretim üyesi Prof. Alois Posch ile Münih Filarmoni’nin akademisindeki iki yıllık stajımda birlikte çalıştığım Slowomir Grenda beni yönlendiren önemli hocalarım… Münih Müzik Akademisi’ndeki hocam Prof. Klaus Trumpf ve Ankara’daki öğrencilik yıllarımda çalıştığım Doç. Refik Hacıbeyov’un da önemli katkıları oldu…

Çalgıma ev alacak kadar para ödedim

Enstrümanınızı sponsor desteğiyle mi aldınız?
– İlki hariç, kullandığım tüm enstrümanları kendi imkanlarımla edindim. Uzun seneler Stefonno Carrari’nin 1856’da yaptığı İtalyan kontrbasını kullandım. Solistik çalışmalara daha fazla yöneldiğimde, harika bir sesi olmasına rağmen çalgının rengi çok koyu gelmeye başladı. 2007’de yeni enstrüman arayışına giriştim. Solistliğe uygun, tenor bir çalgı arıyordum. Köln’de daha önce çeşitli konser ve kurslarda tanıyıp dostluk kurduğum Prof. Gotfried Engels’in 1852 Cremona yapımı kontrbasını sattığını öğrendim. Dönemin son büyük ustalarından Enrico Ceruti’nin yaptığı mükemmel bir enstrümandı. Görüşmeye gittiğimde, çalgısını benim kullanacak olmama sevindi. Değerini bilecek bir icracıya teslim ediyordu. Ama yine de bir ev alabilecek kadar para ödemem gerekti. Almanya’daki on senelik birikimimin üstüne banka kredisi aldım, bu hızla devam edersem ödemelerim dört yıl sonra bitecek. Böyle bir sanat eserini nacizane imkanlarımla ülkemize getirmekten dolayı gururluyum.
Yıllar önce İstanbul’da solo konser veren İtalyan virtüöz Corrado Canucci, kontrbasın teatral yeteneğine dikkat çekmiş, kendisini en iyi çağdaş müzikte gösterebildiğini söylemişti. Sizin çağdaş müzikle aranız nasıl?
– Çağdaş müzikte kontrbasın özgürlük sınırı çok geniş, solist enstrüman olarak önyargılardan uzak bir şekilde kullanılmakta. Münih Oda Orkestrası’nda repertuvarımız ağırlıklı olarak çağdaş ve klasik dönemden oluşmaktaydı. Dolayısıyla dokuz sene içerisinde yüzlerce çağdaş eseri seslendirme, günümüz bestecileri ile birebir çalışma imkanı buldum. Ayrıca bu konserlerde solo kontrbas için H. W. Henze’nin Serenad’ını, H. Holliger’in Unbelaute Gedanken zur Hölderlis adlı eserlerini seslendirdim. Münih Oda Orkestrası’nın Martin Jaggi’ye benim için ısmarladığı “Nunatak” isimli konçertosunun dünya prömiyerini Prinzregententheather’de yaptım. MSGSÜ Konservatuvarı’nda kontrbasın yanı sıra çağdaş müzik repertuvarı konusunda da yüksek lisans dersi veriyorum. Kaliteli çağdaş müziği sevdirmek için de çalışıyorum.
Bestecilerle ortak çalışmalar yapıp repertuvarı genişletmek gibi hedefleriniz var mı?
– Türk çağdaş kontrbas repertuvarını geliştirmek, bestecilerimize çalgımı tanıtmak, zaten az sayıda yazılmış olan eserleri gün yüzüne çıkarıp gerekli ilgiyi göstermek öncelikli hedeflerimden. Konservatuvardaki çalışma arkadaşlarım Hasan Uçarsu ve Özkan Manav şu anda iletişim halinde olduğum bestecilerden. Hasan Tura bir eser yazıyor… Bunun bitmesini dört gözle bekliyorum. Onun dışında çağdaş bestecilerimizin diğer çalgılara yazdığı ve kontrbas ile iyi tınlayacağına inandığım eserleri uyarlamakla meşgulüm. Sadece çağdaş müzikten oluşan repertuvarların Türkiye’de dinleyiciye ağır geldiğini gördüm. Resital ve oda müziği konserlerimde dönemleri iyi harmanlamaya çalışıyorum. Çeşitlilik içeren konser programlarının daha ilgiyle izlendiğini görüyorum. Avusturyalı besteci BernhardJestl benim için kontrbas-keman konçertosu, sonat ve yaylı trio yazdı. Kontrbas, flüt ve viyola için triosunu ve sonatınınTürkiye’de dünya prömiyerini yaptım. Gelecek yıl umarım İstanbul’da orkestra eserini de seslendireceğim.

Gençlerin analiz yeteneği zayıf

Ayvalık’ta 18. AIMA Festivali’ndeki konseriniz bu açıdan dikkat çekiciydi, programı nasıl oluşturmuştunuz?
– Kontrbasın solo ya da grup olarak yeteneklerini göstermeyi amaçlayan bir konserdi. Solo kontrbas için Carl Friedrich Abel’in üç bölümlük sonatını, Erdal Tuğcular’ın Uzunhava’sını seslendirerek başladığımız bu konserde ikiliden beşliye kadar farklı topluluklarla çağdaş repertuvardan kontrbas için yazılmış eserlerin yanı sıra klasik ve popüler müziklerden uyarlamalar yer aldı.
AIMA’daki kontrbas ustalık sınıfına kaç konservatuvardan öğrenci katıldı, genel düzey nasıldı?
– MSGSÜ, İstanbul ve Mersin üniversitelerinin konservatuvarlarından 10, ayrıca Barış İçin Müzik Vakfı’ndan da bir öğrencim oldu. Ankara, İzmir, Eskişehir’den de öğrencilerin gelmesini isterdim. Bu çalışmada gördüm ki genç müzikçilerin kendilerini ve eserleri sorgulama, analiz etme yetenekleri zayıf. Disiplinli çalışamıyorlar ama yetenek düzeyleri ve potansiyelleri çok yüksek. Geleceğin onların elinde olduğunun farkına varmaları, üzerlerindeki sorumluluğun farkında olmalarını sağlamak da biz eğitimcilere düşüyor!
Kendinizi hangi ekole yakın hissediyorsunuz?
– Hiçbirine… Kendi yaklaşımımla çalıyorum, kendi yolumu çizmeye çalışıyorum ve artık Türkiye’de Türk kontrbas ekolünü başlatmanın zamanı geldiğine inanıyorum. Kontrbasın durumunu Türkiye’nin dünyadaki konumuna benzetiyorum bazen. Orkestranın en önemli çalgılarından biri ve bel kemiği olmasına rağmen, bir çok kulvarda hakkının tam anlamıyla verilmediğine inanıyorum. Bunda belki benim ve meslektaşlarımın da kontrbası yeterince ifade edememesinin payı var.
Neden, kontrbasçılar çok mu mahcup kişiler?
– Mahcubiyetten ziyade bu konularda daha fazla çaba gerekiyor… Topluma bu çalgının solist niteliğini, oda müziğindeki yerini göstermeliyiz. Çok iyi kontrbasçılarımız olduğu halde, bu enstrümanda ulaştığımız ustalık düzeyi Türkiye’de ve yurtdışında yeterince bilinmiyor. Bulgaristan, Romanya, Macaristan kapı komşumuz olmasına rağmen, kontrbas hakkında bu ülkelerde olup bitenlerden senelerce habersiz kaldık. Oysa bu ekollerle ilişki içinde olmak, zaman içinde değişen stilleri takip etmek, gençlere aktarmak zorundayız. Bu açıdan Türkiye’de buruk bir öğrencilik dönemi geçirdiğimi söyleyebilirim. Öğrencilerimin aynı yoksunluklarla yetişmesini istemiyorum. Sosyal medya üstünden dünyayla bağlantımızı sürdürmek, dünyaya Türkiye’de de özgün bir ekol olduğunu göstermek istiyorum.
Emprovizasyon yapıyor musunuz, eser yazıyor musunuz?
– Evet, emprovizasyon yapıyorum. Fakat bunu henüz konserlere taşımadım. Kontrbas için düzenlemeler yapıyorum. Bunlardan yola çıkarak bir sonat CD’si hazırlamak planlarım arasında. Özellikle bu albümde Türk bestecilerimizi ön plana çıkartacağımı söyleyebilirim.

Cazcıların özgürlüğüne
imrenmemek mümkün değil

Caz kontrbasçılarının teknikleri, üslupları, müzikleri ilginizi çeker mi; özgürlüklerine imrenir misiniz?
– Her türden kontrbasçının çalışmasını inceliyorum. Kulağım yeni ve güzel müziklere her zaman açık. Caz kontrbasçılarının özgürlüklerine imrenmemek mümkün değil. Enstrümanların imkanlarından çok iyi yararlanıyorlar. Claude Bolling’in bir süitini seslendirmiştim, büyük keyif almıştım. Doğaçlama konusunda altyapım sağlam. Çağdaş müzik eserleri, caz gibi, kontrbasçıya önemli oranda özgürlük sunuluyor. Bunu seviyorum. Çok çılgın teknikler gerektirebiliyor bazı eserler. Örneğin kontrbası perküsyon, bisiklet lastiğini arşe gibi kullanmaya kadar aklınıza gelebilecek her türlü efekti denedim…
Virtüöz ve eğitimci olarak yakın gelecek için ne gibi hedefleriniz var?
– Kontrbas çalmayı çok seviyorum, yeter ki dinleyicisi olsun, konser vermek için çalgımı sırtlayıp dünyanın herhangi bir yerine gidebilirim. Baroktan çağdaş müziğe çok geniş bir solist repertuvarına sahibim. Bu eserleri, elimden geldiğince, müzikseverlerle buluşturmak istiyorum. Konçerto repertuvarımda çalmaya hazır 25 civarında eser var. Mesela F. A. Hoffmeister’in kontrbas konçertoları Türkiye’de herhalde hiç çalınmamıştır… Tek sorun orkestraları bu eserleri programlarına almak için ikna etmek… Geçen yıl orkestra konserlerine ağırlık vermiştim. Şimdi çembalo eşliğinde barok eserlerden oluşan bir repertuvar hazırlıyorum. Yeni kurduğum Mimar Sinan kontrbas topluluğuyla da daha sık konser vermek istiyorum. Beni Türkiye’ye dönmeye teşvik eden unsur eğitimcilikti. İyi öğrenciler yetiştirmek, kontrbasın yeteneklerini ortaya koyan, topluma tanıtan etkinlikler düzenlemek gibi önceliklerim var. Örneğin İstanbul merkezli uluslararası sempozyumlar, festivaller hayal ediyorum. Bunu tek başına başarmak zor ama gün geçtikçe  farklı kentlerde yaşayan kontrbasçılar arasındaki iletişim güçleniyor. Hep birlikte güzel şeyler başaracağımıza inancım sonsuz!
Türklerin kulak, beden, ruh olarak kontrbasa özel bir yatkınlığı var mı?
– Bence Türklerin sadece kontrbasa değil her enstrümana ve her tür müzik dalına yeteneği, öğrenme kolaylığı var. Fiziksel olarak da bir dezavantajımız yok. Örneğin Alman öğrencileri bu çalgıda ön plana çıkaran unsurlar, çalışma disiplini ve yaptıkları işe duydukları saygıdır. Çok dilli, çok kültürlü yaşam tarzının bize kazandırdığı avantaj ise kulak dolgunluğu. Türklerin pek çok ulusa oranla müzikte daha yetenekli olduğu kanısındayım. Kulağımız iyi, hızla öğreniyoruz, sorunlara çok çabuk ve pratik çözümler bulabiliyoruz, fakat çok sabırsızız. Tavşanla kaplumbağanın yarışına benziyor durum… Uzun vadede disiplinli çalışan, analiz yeteneği gelişmiş müzikçiler başarılı oluyor.
Öğrencilerinizin ne kadarı konservatuvara kontrbas çalmak hayaliyle geliyor; giriş sınavında kontrbas sınıfına seçilen ve hasbelkader bu eğitimi almak zorunda kalanların oranı nedir?
– Sınıfıma katılmak isteyenlere bu soruları ben de sorarım. Çünkü kontrbas taşıması, öğrenmesi, akordu, çalması zor bir enstrümandır, sevgi ve aşk söz konusu değilse işiniz zor. Kutusuyla birlikte ağırlığı 45-50 kiloyu bulur. Konser verecek düzeye gelmek için en az  üç-dört yıl çalışmak gerekir. Bu çalgıyı daha yakından tanımak isteyenlere Patrick Süskind’in Kontrbas isimli kitabını önerebilirim. Son yıllarda kontrbası daha önce dinleyip seven, bu çalgıyı öğrenmek için kararlı şekilde konservatuvara gelen öğrencilerin sayısı artıyor. MSGSÜ Devlet Konservatuvarı’nda 12, İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nda 6 öğrencim var. Aralarında her profilden gence rastlıyorum. İlgili öğrencilerle karşılamak beni mutlu ediyor.

Türkler kontrbasta daha avantajlı

Ankara, İzmir ve diğer kentlerin konservatuvarlarında bugün kontrbasa yeterince imkan sağlanıyor mu?
– Eğitim seviyesi ortalamasının tatmin edici olduğunu söyleyebilirim. Türk öğrenciler, bir çok konuda yurt dışındakilere oranla daha avantajlı. Biz 12-13 yaşında eğitim vermeye başlıyoruz, mesela Almanya’da, konservatuvar eğitimi üniversite döneminde başlıyor. Meslektaşlarımın dünyayla daha yakın iletişim içinde olmasını arzu ediyorum. İçimize kapalıyız ve dünyadaki gelişmelerle yeterince ilgilenmiyoruz ne yazık ki… Oysa öğrencilerin dünyaya açık yetişmesi, farklı ekolleri tanıması gerekiyor. Öğretmenlerin tutucu tavırları gençlerin dünyayla iletişimini perdeleyebiliyor.
Öğrencileriniz çağdaş teknolojinin imkanlarını, örneğin interneti ve YouTube gibi kaynakları yeterince kullanıyor mu; kendi kuşağınızın öğrenme ve dünyayı keşfetme merakını öğrencilerinizde görüyor musunuz?
– Bilgiye ulaşmak geçmişe oranla çok kolaylaştığı halde, bu imkanlardan yeterince yararlanmıyorlar. İnterneti ceplerinde taşıdıkları halde dünyayı benim kuşağım kadar merak etmiyorlar. Tabi bu her bilginin ve kaynağın da sanal ortamdan edinilmesi gerektiği anlamına gelmez. Düzgün bir nota ve müzik kütüphanesi her müzisyenin üzerine gitmesi gereken çok önemli bir konu. Öğrencilik dönemimde bir kontrbas videosu izlemek için ne kadar büyük çaba harcadığımı hatırlarım. Ankara’daki büyükelçiliklerin kültür ofisleri sayesinde aradığımız bilgilere ulaşmaya çalışırdık. Şimdi tüm öğrenciler interneti özgürce kullandıkları halde yoğunlaşmaları gereken konulara eğilip, merak edip de ustaların icralarını izlemiyorlar. Bizim için nota bulmak başlı başına bir sorundu. Bazen aradığımız notanın gelmesi için çok uzun süreler beklediğimiz olurdu. Şimdi internetten birkaç dakikada erişmek mümkün, bu imkanı kullanıp iyi bir kütüphane oluşturan kimselere rastlamıyorum. Sorun şu: Hepimiz günlük yaşamda mesaj bombardımanı altındayız, gençlerin algısı dağılmış durumda. Tüm bunlara karşın gençlerin dikkatini kontrbasın literatürüne, tarihine yöneltmek biz eğitimcilerin görevi. İğneyi öğrencilere çuvaldızı kendimize batırmayı tercih etmeliyiz.
Uluslararası Kontrbasçılar Birliği’ne ne zaman katıldınız, hangi önemli etkinliklerde yer aldınız, bu birlik size neler kazandırdı?
– İSB iki senede bir toplanır. 2004’te Richmond Üniversitesi’ndeki toplantısında kontrbas dörtlüsü Bassiona Amorosa ile konser vermiştim. Unutulmaz bir konserdi. Böyle kapsamlı, tüm dünyadan kontrbasçıların birbirleri ile fikir alışverişinde olduğu bir ortamda bulunmak benim için faydalı bir süreç oldu. Önümüzdeki yıllarda öğrencilerimle bu toplantılara aktif olarak katılmak öncelikli hedeflerimden!
(Serhan Yedig / 1 Eylül 2015 / Andante Dergisi)

PES SESLER AİLEMDEN MİRAS

Ailem dört kuşaktır profesyonel müzikçi. Büyük dedem, dedem, babam Ankara Devlet Opera ve Balesi’nde tuba sanatçısıydı. Büyük dedem Abdullah Özkaya, cumhuriyet sonrasında İstanbul’dan Ankara’ya görevli olarak gelmiş ve bir süre sonra opera orkestrasında çalışmaya başlamış. Dedem Muammer Özkaya ve babam İhsan Özkaya bu görevi günümüze kadar devam ettirmiş. Benden dört yaş küçük kardeşim Can Özkaya da İzmir Devlet Opera ve Balesi’nde tuba sanatçısı. Annem ise çok iyi bir müzik dinleyicisidir. Çocukluğumdan itibaren müziğe ve ailemde çalınan enstrümanlardan dolayı pes seslere çok yakınım, hayalim konservatuvara girmekti. Kontrbası opera temsillerini dinlemeye gittiğimde tanıdım, cüssesi itibarıyla opera çukurunda seyirciler kısmından görülebilen tek enstrümandı. Babamın da yönlendirmesiyle bu çalgıya ilgi duydum. Aslında çocuklar için de çok cazip ve etkileyici bir çalgı. 12 yaşımda, Ankara Konservatuvarı’nın sınavlarına bu amaçla girdim. Kontrbas sınıfına seçilen üç kişiden biriydim. İnsan, ağaç gibi, yaşken eğilip çalgısına uyum sağlıyor. Diğer çalgıların aksine, kontrbasta müzik yapabilecek, konsere çıkabilecek seviyeye gelmenin en az 3-4 yıl alacağını biliyordum. İlk sahne tecrübemi, 1996’da Ankara Resim ve Heykel Müzesi’nin o güzel salonunda yaşadım; Rotary Kulübü’nün düzenlediği Müzik ve Dans Yarışması’nda birinci oldum. Bu ödül bana çalışma şevki verdi. 9 yıl konservatuvarda okuduktan sonra Almanya’ya gidip eğitimimi sürdürdüm. Toplam 13 yıllık zorlu bir süreçti.

DİĞER MÜZİK TÜRLERİNE
AYIRACAK ZAMANIM YOK

Klasik müzikle, kontrbas ve enstrümanın tarihi serüveniyle, literatürüyle ilgili öğrenecek o kadar çok detay var ki, başka müzik türlerine ya da enstrümanlara ayıracak yeterince zamanım olmadı. Son yıllarda birkaç caz denemesi yaptım. Çağdaş bestecilerin caz stilinde sonat ve süitlerini,  Claude Bolling’in keman ve piyanolu caz üçlüsü için yazdığı süitini çaldım. Ayrıca Mimar Sinan Kontrbas Dörtlüsü’nün repertuvarında da caz uyarlamaları yer alıyor. Çok fazla vakit ayıramasam da çello çalmak çok hoşuma gidiyor.

(C)Her hakkı saklıdır

YAZIYI PAYLAŞIN

Yorum Yazın

error: Content is protected !!