Yelda Kodallı / La Scala’da çalışırken Riccardo Muti’nin benimle ilgilenmesi kıskançlığa yol açtı

0

21 yaşında Avusturya Operası’nda, 24 yaşında La Scala’da sahneye çıkan Yelda Kodallı, Gece Kraliçesi ve Lucia yorumlarıyla parladı. Bugüne kadar Riccardo Muti, Zubin Mehta gibi birçok önemli şefle çalıştı, kayıt yaptı. İtalyanlar’ın bizden iyi tanıdığı Kodallı ile 2002’de İstanbul’da verdiği konser vesilesiyle müzik serüvenini konuşmuştuk.

Adana’dan La Scala’ya uzanan serüveninizle başlayalım söyleşiye. Annenizin müzik öğretmeni olduğunu okumuştum, sizden başka güzel sesliler var mıydı ailenizde, operaya yönelmenizde etkileri oldu mu?
– Annem Safranbolulu, Gazi Eğitim Müzik Bölümü mezunu ve soprano. Babam ise Kilisli. Adana’da annemin müzik öğretmenliği babamın Tarım İl Müdürlüğü yaptığı yıllarda doğdum. Yani Adanalı değiliz, kendimi Safranbolulu kabul ediyorum. Her yaz Türkiye’ye gelir, mutlaka bir ay Safranbolu’da kalırım. Annem ve babam iyi bir Klasik Batı Müziği dinleyicisiydi, festival için Adana’dan İstanbul’a gelirlerdi. Evde çok iyi yorumlardan oluşan geniş bir plak arşivleri vardı. En iyi solistlerin plaklarını dinleyerek büyüdüm. Sesimin tizliği ailemden genetik miras. Annem ve babamın sesi de çok tizdir. Dramatik soprano ve lirik tenor diyebileceğim seslere sahipler. Müziğe başlamam ailemin zoruyla oldu. Şarkı söylemeyi annemden öğrendim. 7 yaşında blok flüt, mandolin, 11 yaşında piyano dersleri alıyordum. Adana Cengiz Topel İlkokulu’nda koro şefliği verilmişti, konserler yapıyor, her cuma İstiklal Marşı’nı söylüyorduk.

Emel Sayın’la, “Vardar Ovası”nda

Koro repertuarınızda sadece marşlar mı vardı, hiç şarkı, türkü söylemediniz mi?
– Tabii ki şarkılar, türküler söyledik. Konserlerde daha çok türküler vardı. Koronun solistiydim aynı zamanda. Birçok türkü bilirdim. Evde de Klasik Türk Müziği’nin iyi örnekleri dinlenirdi. Annem Atatürk’ün sevdiği şarkıları öğretmişti. Bugün bile birçok şarkıyı ezbere söyleyebilirim. Birkaç yıl önce Emel Sayın’la beraber bir televizyon programına katılmıştık, “Vardar Ovası”nı birlikte söyledik, stüdyodakiler çok şaşırdı… Operaya yönelince şarkılardan uzaklaşmak zorunda kaldım. Çünkü şarkı söyleyip sesini kaybeden çok soprano var.
Çocukluğunuzda plaktan opera dinlediğinizi söylediniz, ailenizin “teşvikiyle” mi yoksa severek, isteyerek, merakla mı dinliyordunuz?
– Çocukluğumda walkmen’de hep Kiri Te Kanawa’nın, Joan Sutherland’in kayıtlarını dinlerdim. La Traviata, Sihirli Flüt, resitaller… Adana’dan İsrail Radyosu parazitli de olsa dinlenebilir. Cızırtılı radyoda konserleri kaçırmazdım. Yıllar sonra Zubin Mehta ile İsrail’de konser verdiğimde bugünlerden bahsetmiştim. O da yıllardır bu kadar çok alkış alan konser yapmadığını söylemişti…
Herhalde hayallerinizi de primadonnalar süslüyordu…
– Operayı konservatuvara kadar hiç düşünmedim. Doktor olmak istiyordum. Buna karşın sesimin güzelliğinin, sıradışılığının farkındaydım. Bazen Leyla Gencer “mütevazı ol” der. Mutevazıyım, ama sesimi de eskiden beri beğenirim…
Konservatuvar sınavlarına kendi isteğinizle mi girdiniz?
-Hayır, annemin zorlamasıyla girdim. Babamla ikisi çok önemsemişti bu işi. Ders aldırdılar. Ersin Onay’ın başkanlığında bir jürinin önüne çıktım ve sınavı geçtim.

Hocamı kendim seçtim

Konservatuvardaki ikinci öğretmeniniz Mustafa Yurdakul’un hayatınızı değiştirdiğini sanıyorum. Karşılaşmanız rastlantı mıydı?
– Hocamı kendim seçtim. Tıpkı yıllar sonra Metropolitan ile La Scala arasında seçim yaptığım gibi… Önce derslerine girdim, izledim. Sonra onunla çalışmaya karar verdim. Nedeni de söyleyeyim: 17-18 yaşındaydım, Ankara’da Amerikan Kitaplığı’ndan ödünç aldığım plakları dinliyordum. Plaklarda duyduğum özel şan tekniklerinin Yurdakul’un öğrettikleriyle aynı olduğunu farkettim. Yıllar sonra yarışmalarda karşılaştığım ünlü isimlerin hocamı sorması, onu tanımaları, önem vermeleri konservatuvardaki seçimimin ne kadar doğru olduğunu gösterdi. Mustafa Bey çok naziktir. Pedagojiyi, ne zaman, nerede ne yapacağını, bilimsel olarak vücuttan sesin nasıl çıkarılacağını bilir. Almancası çok iyi olduğundan Sihirli Flüt’ü onunla öğrendim. Okuldan sonra da birlikte çalışmaya devam ettik.
Hocanızın Türkiye’den telefon tavsiyesiyle sizi kurtardığı en kritik durum hangisiydi, hatırlıyor musunuz?
– Şefler bazen farklı şeyler istiyordu. Zorlanıyordum. İstedikleri normal mi, diye sormak için onu arardım. Birlikte çözüm arardık. Yurtdışında okuduğu için engin bilgiye sahiptir, ayrıca peygamber gibidir. Öyle bir tavsiyede bulunur ki, sorun çözümlenir. Ertesi gün şef bile şaşırır.

Riccardo Muti’nin Türk güneşi

Ünlü şef Riccardo Muti’nin kariyerinizde önemli yeri olmalı, sizi ne zaman ve nerede keşfetti? Dostluğunuz sürüyor mu?
– Viyana Operası’nda Strausss’un Arabella’sını söylüyordum. 22 yaşındaydım. Locadan beni izlemiş ve operanın müdürü Hollander’e “Yelda Kodallı ağzını açtığında güneş parlıyor” demiş. Ardından La Scala’ya davet etti. Gece Kraliçesi rolünü verdi. Beni çok sevdiğini söylerdi. Geçen yıl İstanbul Festivali’ne geldiğinde karşılaştık. Çok mutlu oldu. Viyana Operası’nda yine benimle birlikte çalışmak istediğini söyledi. Dostluğumuzun sürüp sürmediğini sormanız benim de kulağıma gelen bazı dedikodularla ilgiliyse, evet sürüyor.
Duyduğum dedikodu Riccardo Muti’yi bile sahnede beklettiğinizdi. Divalığın şanından olsa gerek, deyip ciddiye almamıştım… Sizin kulağınıza gelen dedikodu neydi?
– Muti’yi beklettiğimi hatırlamıyorum. Şefliğini beğenmediğim söyleniyormuş. Bu doğru değil. Muti beni çok sever. La Scala’da çalıştığımız dönemde hiç kimseyle benim kadar ilgilenmemişti. Hatta bunu kıskandıklarını bile söyleyebilirim. La Scala için Viyana Operası’ndan ayrıldığım zaman üzülmüştü, o kadar… Çünkü Muti, Viyana’ya hayrandır. Mozart yorumlamak istediğinde mutlaka Viyana’ya gelir. Büyük şefler için Mozart’ı anavatanında Viyana Filarmoni’yle yorumlamak önemlidir. La Scala’da birlikte çalışırken hep Viyana Operası’nda kullandığım üslubu sorardı. Ben de ısrarla Muti’nin yorumunu öğrenip ona uymak isterdim. Hatta ısrarlı sorularımı bir ara yanlış anladı. Benim için gerçekten yüce bir insan olduğunu, bilgisine saygı duyduğumu söyleyince sorun ortadan kalktı. Sonraki yıllarda ne zaman karşılaştıysak “Bir gün Sihirli Flüt’ü yönetirsem, solistim mutlaka sen olacaksın” der.

Viyana Operası’nda
sıkı rol pazarlığı

Sanıyorum, Avrupa’da adınızın duyulmasını sağlayan 19 yaşında Venedik’te girdiğiniz şan yarışmasıydı. Gençliğiniz nedeniyle birinciliğin verilmemesi hırsınızı biledi mi?
– Üzüldüm ama çok hırslandığımı söyleyemeyeceğim. Bizde hırs daha iyi sahnelerde, daha iyi rollerde, daha iyi şeflerle çalışmak yönündedir. Mozart Yarışması’nda üç arya söylettiler. Dinleyiciler arasında Viyana Operası’nın ikinci müdürü Dr. Deutch varmış. İki yıl sonra Jose Carreras’la Lösemi Vakfı yararına bir konser verdim. Bu kez Viyana Operası’nın üç müdürü izleyiciler arasındaymış. Hemen görüşmeye çağırdılar. Müdürlerden Ian Hollaender “Sizi tanımak istiyoruz, küçük bir rolle başlayalım” dedi. Ben de Gece Kraliçesi’ni söylemek istiyorum, bir fırsat verin kendimi göstereyim, cevabını verdim. Diğer müdür Dr. Deutsch “Ben onu 19 yaşında Viyana’da Gece Kraliçesi’ni söylerken dinledim, çok beğendim” deyince rol bana verildi. Mozart Yarışması’nın birincisi ise birkaç yıl sonra unutuldu.
La Scala’ya geçişiniz Viyana Operası’nda sorun yarattı mı?
– Viyana Operası solistlerinin dışarıda çalışmasını istemiyor. La Scala’da söylemek için istifa etmem gerekiyordu. Bu riski üslenip istifa ettim. Önce kızdılar. Fakat aradan 10 yıl geçtikten sonra müdürlerden birinden yemek daveti aldım. Bu yemekte istifamı haklı bulduklarını öğrendim.

Leyla Gencer’le üslubumuz farklı

İtalya’da isminizi duyurmanızda Leyla Gencer’in yardımı oldu mu, tecrübelerinden yararlandınız mı?
– Bazı önemli konserlerimden sonra evinde kokteyl vermişti. Konserlerime gelir, örneğin iki buçuk saat otomobil kullanıp Lucia’yı dinlemeye gelmesi benim için çok büyük onurdur. Zaman zaman telefonlaşırız, beni arar. Leyla Hanım “Alman stilini çok iyi tanıyorsun, içinde var bu” der. Bununla birlikte aramızda yaklaşım farkları bulunduğunu söylemek gerek. Kararlarımı kendim vermek isterim, annem bile sadece fikrini söyler. Sanatçı kişiliğim konusunda çok hassasım. Başkalarının tecrübesinden faydalanmak yerine, denemek ve kendi tecrübelerimi oluşturmak istiyorum. Zaten koşullar çok değişti. Leyla Gencer İtalya’ya 33 yaşında gelmişti. Ben 21 yaşında Viyana Operası’nda söylüyordum.
Sesinizi farklı kılan tizlerdeki gücünüz. Bunu korumanın zor olduğu, zamanla sesin değişeceği söyleniyor. Sesinizi korumak için sihirli bir formülünüz var mı, değişim süreci çalışmalarınıza, repertuarınıza nasıl yansıyacak?
– Sesimi korumak için özel bir çaba sarfetmem. Sesi en çok yoran konuşmaktır, tek yaptığım az konuşmak. Mariyln Horn’un güzel bir lafı var. Güzel sesin yüzde 75’i zekadır, der. Verdi’nin Rigoletto’sunu ve Bellini’nin I Prutani’sini birer gün arayla söyledim. Zekanızı kullanamazsanız bunu başaramazsınız. 30 yaşından sonra ses değişiyor. Hanım sesine dönüşüyor. Bu değişimi yaşadım. Mozart’ın jübilesini dört yıl önce Viyana Filarmoni ile yaptım. Gece Kraliçesi rolünde en son San Francisco’da sahneye çıktım. O tarihten bu yana gelen teklifleri kabul etmedim. Rossini söylüyorum, değişime uygun repertuar üzerinde çalışıyorum. Bu arada CD kaydediyorum.
Seslendirilen eserlerin dilini mutlaka akıcı şekilde konuşmak gerektiğine inanıyor musunuz?
– Okulda iyi düzeyde İngilizce öğrenmiştim. Mozart’ın eserlerini çalışırken Almanca bilmiyordum. Sonra hızla Almanca öğrendim. Ardından İtalyanca öğrendim. Şimdi İngilizcem biraz zayıfladı. Şeflerle de genellikle Almanca, İtalyanca konuşuyorum. Zaten Agust Ererding sadece Almanca konuşur. Münih, Şikago, Berlin’de çalıştık. La Scala’da Berio’nun prömiyerini Glenn Vick’le yapmıştık. İngilizce konuşur, Paris’te Bob Dilson’la da İngilizce konuşmuştuk.

Berio onun için besteledi

Operada belli bir çağ ya da bestecide uzmanlaşmayı düşünüyor musunuz? Şancılar modern bestecileri insan sesini yeterince tanımamakla suçlar ve eserlerini seslendirmekten kaçınır, siz modern repertuara nasıl yaklaşıyorsunuz?
– Luciano Berio beni Gece Kraliçesi’nde dinlemişti. Tam aradığım ses, onun için yazacağım, deyip bir eser besteledi. La Scala’da sahnelendi. Bunun dışında bir modern eser seslendirirken düşünürüm. Çünkü modern besteciler gerçekten insan sesi üzerine pek düşünmüyor. Sesimi bozmak istemem.
Şu anda çoğunlukla İtalya’da çalışıyorsunuz. Gelecekte Almanya ya da Avusturya’ya ağırlık vermeyi Metropolitan’da şansınızı denemeyi düşünüyor musunuz?
– Bu teklif edilen rollere bağlı. Metropolitan’dan hep en yoğun çalıştığım günlerde teklif geldi. İlki 1995’teydi. 1998’de Rigoletto için çağırdılar. O dönemde ben Lucia rolünde, en parlak günlerimdeydim; June Anderson’la karşılaştırılıyordu yorumum. Avrupa’da kalmayı tercih ettim. 1996’da programımın uygun olduğu anda Şikago’dan teklif geldi. Kabul ettim. Bundan sonrasını yine teklifler belirleyecek. Örneğin 2003 sezonu için San Carlo Operası’ndan teklif aldım. “İtalya’da bir Türk”te rol alacağım.
San Carlo’nun La Scala’dan daha büyük bir salon olduğu söylenir. Sizi korkutmuyor mu?
– Sesi duyulmadığı için Caruso’nun yuhalandığı yerdir San Carlo. La Scala’nın neredeyse iki katı büyüklüğünde. Yıllar önce San Carlo’da yapılan bir kayıtta sesimin rahatlıkla duyulduğunu görmüştüm. Bu bana güven verdi.

24 yaşında Norma rolünü reddetti

Sesinizi korumak için rol reddettiğiniz oluyor mu? Malumunuz menajerler konsere göre para alıyor, risk solistin hanesine yazılıyor.
– Ben hep birinci sınıf salonlarda söyledim. C sınıfı bir işi kabul etmem. Ayrıca rol yaşıma, sesime uygun olmalı. 24 yaşında Norma rolünü teklif ettiklerinde reddetmiştim. O yaşta Norma söylenir mi? Menajerim Mario Dradi, Domingo’nun 30 yıldır çalıştığı kişi. Capucelli, Achilombra, Raymondi, Carreras, Pavarotti hep onun solisti. Sesleri iyi tanıyor ve rolleri ona göre değerlendiriyor. Para kazanmak için beni zorlamaz.
June Anderson’la yaptığımız röportajda solistler açısından resitallerin opera temsillerine oranla zorluğundan bahsetmiş, istediği kalitede prodüksiyon bulamadığında resitali tercih ettiğini söylemişti. Sizin resitallerle aranız nasıl?
– Resitalleri çok seviyorum. 1994’teki bir resitalden sonra Leyla Hanım (Gencer) telefon edip “Yaptığın delilik diyeceğim, bir akşamda 12 eser seslendirmek delilik olabilir ancak, olağanüstü güzeldi” demişti. Ben mesleğimi seviyorum. Allah’ın bizim gibi insanlara böyle durumlarda yardım ettiğine inanıyorum. Allah’ın şanslı kullarından biriyim.

Yeni sezonda programınızda neler var?
– Bu konuda batıl inanç sahibiyim. Sadece yakın gelecektekileri söylerim. Önümüzdeki üç ayın programı şöyle: Verdi’nin doğduğu kentte, İtalyan Kültür Bakanı Vittorio Scardi’nin rejisini yaptığı Rigoletto’da sahneye çıkıyorum. Mozart’ın Mitridates Operası’nı Adam Fischer gibi ünlü bir şefle CD yapıyorum. Kopenhag’da Danimarka Radyo Orkestrası eşlik edecek. İtalya’da Aşk İksiri’ni kaydedeceğim. 10 Ekim’de Verdi’nin doğumgünü konserine katılıyorum. İtalyan Kültür Bakanlığı’nın düzenlediği turnede Singapur, Sidney ve Amerika’da Rigoletto’yu seslendireceğiz.
Batıl inançlarınızı zedelemezse, gelecekle ilgili hayallerinizi sormak istiyorum.En büyük hayaliniz nedir; hangi salon, şef, besteci, eser, plak firması?..
– I Puritani’yi çok seviyorum. Sesime çok uygun olduğu kanısında herkes. Lucia’yı çok iyi rejisörlerle yorumladım. Fakat I Puritani istediğim gibi olmadı. Saçım, kıyafetlerim… Özel bir şefle bu eseri söylemek isterdim. Bana Sutherland’ınki gibi varyasyonlar yapsın, kolaratur söyleyebileyim… Bugüne kadar sahneye çıkmadığım tek önemli salon Metropolitan. İtalya ve Avusturya’daki salonlardan yeterince tatmin olmuş olmalıyım ki, bunun eksikliğini hissetmiyorum. Önemsediğim orkestraların tümüyle konser verdim. Şeflerden sadece Carlos Kleiber’le konser yapamadım. Onunla konser vermek isterdim. Strauss yorumlarıyla ünlü. Benim yorumlarım da Viyana’da çok beğeniliyor. Onunla söylemek mutlaka farklılık yaratacaktır.

Hocası Mustafa Yurdakul antrenör gibi, hep yanında

Ünlü şeflerle çalışırken ya da önemli eserlere hazırlanırken karşılaştığınız sorunlarda hocanızdan telefonla yardım aldığınızı duydum, hatta İtalya ile Türkiye arasında telefonla bir saati bulan çalışmalar yapıyormuşsunuz, doğru mu? La Scala’da, Viyana Operası’nda söyleyen bir solist neden kendine oralarda bir hoca bulmaz, doğrusu merak ediyor insan…
– 15 yıl birlikte çalıştık. Bizde hocaya bağlılık esastır, sık hoca değiştirmek iyi değildir. Mustafa Hoca sesimi çok iyi tanıyor. Boşlukta bir sesi büyütmeye çalışmak zor iş. Hocanız sizi çok iyi tanımalı. Zaten Leyla Gencer de “Hocan her kimse iyi biri olmalı, değiştirme” demişti. Sorunla karşılaştığımda, Ankara’yı arar fikrini sorarım. Hisleri çok güçlüdür, sorunu hemen anlar ve çözüm üretir. İki yıl öncesine kadar her yaz Türkiye’ye geldiğimde birlikte çalışıyorduk. Altı, yedi saat hocamı odaya kapatır, alabileceğimin maksimumunu almaya gayret ederdim. Staccato’ların, tiz seslerin nasıl temiz, düzgün çıkacağını saatlerce çalışma, onu sıkma pahasına hocamdan öğrendim. O “gayet iyi, yeterince çalıştın” dese bile, ben “siz daha iyi yaptığınıza göre bunun bir tekniği var, onu mutlaka öğreneceğim” deyip devam ederdim. Hocamı adeta sömürürdüm. Artık teknikle ilgili dersleri bıraktım. Viyana’da Amerikalı bir hocadan yorum dersi alıyorum. Çünkü 30 yaşından sonra özgün yorumun ön plana çıkması gerekiyor. Bugün June Anderson varsa, dün Sutherland vardı. Hepsi özgün yorumlarıyla tanınıyor. Yoksa, La Traviata söylemek marifet değil.
(Serhan Yedig / Kasım 2002 / İş Müzik)

Share.

Leave A Reply

12 − six =

error: Content is protected !!