Mucip Arcıman / Kemandan ilham aldım, bağlamanın perdelerinde beş parmağımı kullandım

0

Taş plak çağının halk müziği üstadlarından Mucip Arcıman, 1940’lardan itibaren bağlama tekniğine önemli katkıda bulunmuş, Bayram Aracı’yla “Ankara tavrı”nı geliştirmişti. Pek çok türkü derlemiş ayrıca kendi türkülerini söylemişti. İstanbul Radyosu’ndaki en parlak yıllarında konservatuvarda ders vermek üzere başvurduğunda karşılaştığı saygısızlık üzerine sazına küsmüş, hayatının geri kalanını uzak yol yük gemilerinde telsiz zabitliğiyle geçirmişti. Ölümünden beş yıl önce Abdurrahim Üsküdarlı’yla yaptığı sohbette “25 yıldır sazı elime almıyorum” diyor.

Bağlama çalmaya nasıl başladınız?
– Saza çocuk yaşta başladım. Öğrenmek için epeyce fedakarlık yaptım. O yıllarda saz çalmak ayıp, sokakta saz taşımak daha büyük ayıptı. Esrarkeşlere, mahpuslara layık görülürdü sadece. Ben merak ettim, başladım. Ders almaya giderken elimde saz taşımam tuhaf karşılaşıyordu. Eskiden Ankara’nın At Pazarı’nda kahveler vardı. Bunlardan Ahmet Ağabey’in kahvesinde, duvarlarda sazlar asılıydı. 13-14 yaşındaydım. 100 paraya bir çay içerdim, ustaların saz çalmasını beklerdim. Aslında kahveye gitmemi ailem yasaklamıştı. Fitnat’ın oğlu ve Hulusi Ağa ismiyle bilinen kişiler çok güzel saz çalardı. Canları ne zaman isterse bağlamayı ele alırlardı. Ben de dikkatle dinlerdim. Perdeleri nasıl kullandıklarına bakardım. Hemen eve koşup, bağlamamı elime alır, gördüklerimi, duyduklarımı unutmadan tatbik ederdim.

Refik Başaran’la berberde tanıştım

Teller bağırsaktan mı yapılırdı, yoksa tel miydi?
– Bağırsaktan yapılırdı.
Peki sonra?
– Refik Başaran’ın plaklarını dinlerdim. O zamanlar en iyi saz çalan kişiydi. Yıllar sonra askerden izinli geldiğim bir gün, berbere gitmiştim. Benim saz merakımı biliyordu, kendisi de saz çalardı. “Birazdan Refik Başaran gelecek, otur, bekle” dedi. Bu sayede karşılaştık, tanıştık. Uzun boylu, irice, esmer bir adamdı. Berber bağlamasını verdi, çalmamı istedi. Çaldım, Başaran dinledi. “Çok güzel çalıyorsun” dedi. Daha sonra Bayram Aracı’yla tanıştım. Kendine göre bir tekniği, yaratıcı gücü vardı. Refik Başaran’dan daha iyi çalıyordu.

Nikahında alyansı ağabeyi, aktör Muhip Arcıman takmıştı.

Bayram Aracı’yla sohbet ettiğimde “Mucip çok iyi saz çalar” demişti. Sizi takdir ederdi…
– Eğer bağlama tekniği günümüzde bu kadar ilerlediyse bunu Bayram Aracı’ya borçludur. Bayram’la stillerimiz aşağı yukarı ayrıdır. Fakat Ankara Radyosu’na girdiğimde aramızda bir fark oluştu. Radyoda Türkiye’nin her yerinden gelen repertuvarı seslendirmeye başladım. Farklı tezene teknikleri, söyleyiş biçimlerini kullanmaya başladım. Repertuvarımı genişlettim. Bayram ise bildiği türküleri söylemeye devam etti. Evet, benden bahsederken “daha iyi çalar” diyordu. Fakat bu doğru değil. Repertuvarım genişledi, tezene teknikleri öğrendim. Bu Bayram’ın büyük sanatkar olmasını değiştirmez. Benden kat kat üstündü, onun ustalığından çok istifade ettim.
O yılları iyi bilenler sizin beyefendiliğinizden bahseder. Bayram Aracı’nın ise hayatındaki dağınıklıkla sanatını tükettiğini söylerler.
– Çok iyi bir insandı. Fakat alkol tutkusu nedeniyle kendini harcadı. Ölümüne alkol sebep oldu. Ben de çok içtim ama sınırım vardı. Mesela bir hafta her gün içer, sabahlara kadar arkadaşlarımla saz çalar, söylerdim. Sonra durup iki hafta ağzıma içki koymazdım.

Üç günde bir maaş teklif ettiler radyodan ayrıldım

Ankara Radyosu’ndan neden ayrıldınız?
– 1945’te Ankara Radyosuna girdim. 1948’de istifa ettim. Sebebi şudur: Yıllık iznimi alıp İzmir’e gitmiştim. Şemsi Yastıman’la karşılaştık, bir gazinoda çalışıyordu. Kazancının iyi olmasından bahsetti, bana da burada çalışmayı önerdi. Radyoda maaşım 250 liraydı, neti 163 TL’ydi. Ödemiş’teki gazinoda bir akşamda 50 TL kazanıyordum. Sonra İzmir Fuarı’nda çalıştım.
Muzaffer Sarısözen’in Ankara Radyosu’ndaki halk müziği bölümünü konservatuvar gibi titizlikle kurduğu, yönettiği söylenir. Fakat genç kuşak Sarısözen’i çok eleştiriyor. Ne dersiniz?
– Eğer Türk Halk Müziği bu aşamaya geldiyse, Sarısözen’in çalışmasıyla, direnmesiyle olmuştur.
Keman çaldığınızı, bunu bağlamaya tatbik ettiğinizi söylerler…
– Saz çalmadan önce Musiki Muallim Mektebi’nde keman öğrencisiydim. Okula başladığım yıl Ruhi Su son sınıftaydı. Okulu terk etmek zorunda kaldım. Amcam geldi, anneme “bizim sülalede çalgıcı yoktur, bunu o okuldan alın” dediler.
Annenizle tanıştığımda müzisyenleri çok sevdiğini, bağrına bastığını görmüştüm…
– Babam Kuran okumasını bilen, ibadet eden inançlı bir kişi olduğu halde müziği çok severdi. Ağabeyime (aktör Muhip Arcıman) kanun dersleri aldırmıştı. O yıllarda henüz İstanbul’da yaşıyorduk. Galatasaray’da okuyordum. Ağabeyime ve bana bir madamdan Fransızca dersleri aldırıyordu. Böyle bir ailede yetiştim. Babam öldükten sonra annem amcamın tesiri altında kaldı. Okulu (Musiki Muallim Mektebi) terk ettikten sonra da müziği çok sevdiğim için kemana kendi çabamla devam ettim. Fakat gördüm ki öğretmensiz iyi keman çalınmıyor. Gıygıycı olmak istemedim. O yıllarda Mamak’a pikniğe giderdik. Hafta sonunda derenin başında piknik yapanlar, bir yandan müzik çalıp şarkı söylerdi. Kebaplar pişirilir, rakılar içilirdi. Dayılarımın yetiştirdiği, Mamak’ta yaşayan bir hanımın evine uğrardık, kilimleri ve nevalemizi hazırlayıp hep birlikte piknik yapardık. Kocası çok güzel saz çalardı. Piknikte epeyce dinledikten sonra bir gün denemek için istedim. Eve götürdüm, bir hafta çaldım. Çok hoşuma gitti. 75 kuruşa, perdeleri noktalı Sinop işi bir saz aldım. Kendi kendime çalıştım, ders almadım. Kemandan gelen alışkanlıkla perdede başparmağımı da kullanmaya başladım. Oysa o zaman saz çalanlar sadece üç parmak kullanırdı. Bir süre sonra serçe parmağımı kullanmayı da başardım. Aslında herkesin yapabileceği bir şey, elini alıştırmak için biraz uğraşması yeterli.
Plak kaydına ne zaman başladınız?
– Ankara Radyosu’nda çalıştığım günlerde, öğrencilere ders verirken Columbia plak şirketinin müdürü Jak Bey ziyaretime geldi. Plak yapmak istediğini söyledi. Uçağa atlayıp İstanbul’a gittim. O günlerde çok popüler olan “Yürü Yavrum Yürü” ve “Oyalı Yazma Başında”yı okudum. Müthiş mektup gelmeye başladı. O yıllarda öyle saz çalan yoktu, bu nedenle dikkat çekti. Sonraki plaklarımı İstanbul’a gittiğim yıllarda kaydettik.
Saz sanatçısının saz yapımcısını tanımasının bir faydası var mıdır?
– Gördüğüm kadarıyla Türkiye’de en iyi saz yapan usta Agop’tur. Sazda standart tutturmayı başarmıştır. Her sazının sesi aşağı yukarı birbirine benzer. Oysa pek çok ustanın her sazı farklı ses verir. Dahası Agop’un sazı çok hafiftir. Kendisini tanımıştım. Ülkesini çok seven, milliyetçi bir insandı.

Saz çalmayı bilmediğimi söylediler

İstanbul’a dönüşünüzde neler yaptınız?
– Çiftesaraylar’da sahneye çıkmaya başladım. İstanbul Radyosu’nda da çalıyordum. Ankara’da olduğu gibi kendime has türküleri söylüyordum. O günlerde İstanbul Belediyesi Konservatuvarı’nın halk müziği bölümü açıldı. Öğretmen arandığını duyunca öğrencilerimle birlikte sınava girdik. Onlar kazandı, ben kazanamadım. Evimize gelen kağıtta saz çalmayı bilmediğim yazıyordu. Altında Mesut Cemil’in imzası vardı. Mesut Cemil aynı zamanda İstanbul Radyosu’nun da müdürüydü. Saz çalmasını bilmiyorsam neden müdürlük yaptığı dönemde Ankara ve İstanbul radyolarında çalışmama neden izin vermişti ki? Üstelik Ankara Radyosu’nda ders veriyordum, koroyu çalıştırıyordum. Ankara Radyosu’nun stajyer kadrosuna başvurmuştum. Sanatçı kadrosundan almışlardı. Konservatuvar sınavındaki tutumun nedenini sonra dolaylı yollardan öğrendim. Aradan bir süre geçti. Bir gün radyoda canlı yayından çıktıktan sonra radyo müdürü Mesut Cemil’in çağırdığını söylediler. Odasına gittim. “Pazartesi günü sazını alıp İstanbul Belediyesi Konservatuvarı’na gideceksin, ders vermeye başlayacaksın” dedi. Birkaç yıl önce sınava girdiğimi, kazanamadığımı, bir kez daha sınava girmeyeceğimi söyledim. “Size sınava gireceğinizi söylemiyorum. Ders vermeye başlayacaksınız” diye devam etti. Sınavda karşılaştığım tutumu izzetinefis meselesi yapmıştım. Söylediğini dikkate almadım, geçti gitti… Müziğe bu kadar önem verdikten sonra insan biraz da olsa takdir bekliyor. Saz çalmasını bilmediğimin söylenmesi bana çok ağır geldi. Yıllardır radyolarda saz çalıyordum, plaklar kaydetmiştim. Halk müziğime ilgi göstermişti… Sonra bir gün saz çalmayı bilmediğim söyleniyordu. Sazı, müziği bırakmaya karar verdim. Konservatuvar peşimi bırakmadı. Sadi Yaver Ataman, daha yüksek maaş teklif etti, “gitme lütfen” dedi. Dinlemedim… Tam 25 yıl oldu, saza dokunmadım.
Sonra ne yaptınız?
– Denizyollarında çalıştım. Sefere gittim.
Müziği bıraktığınız günlerden bu yana saz icrasında ne gibi bir değişme görüyorsunuz?
– Müthiş bir ilerleme var. Refik Başaran bir taş koydu, Bayram Aracı ve ben onun üstüne bir taş koyduk, sonra bizden sonra gelen kuşaklar bizimkilerin üstüne birer taş koydu… Bina böyle yükseldi…
Yetiştirdiğiniz öğrenciler beş parmakla çalma tekniğini sürdürdü…
– Bizler bildiğimizi gençlere öğretmeyi vatan vazifesi kabul etmiştik, bildiğim her şeyi gençlere öğrettim. Zekai Beşgül, Nevzat Ekmekçi, Orhan Dağlı gibi isimler Ankara Radyosu’nda öğrencim olmuştu…
Bağlama çalmak isteyenlere ne tavsiyede bulunursunuz?
– Sıkıldım, röportajı bitirelim mi?

(Abdurrahim Üsküdarlı / 1986 / Müzik Söyleşileri)

32 yıl sonra ortaya çıkan röportajın öyküsü

Mucip Arcıman ve kızı Yeşim Altunay

Bu söyleşi 1986 yılında saz sanatçısı, gazeteci Abdurrahim Üsküdarlı’nın evinde yapıldı. Üsküdarlı, bir zamanlar plak kayıtlarında eşlik ettiği Mucip Arcıman’ı ve eşini yemekte ağırladı. Yemek masasındaki içkili sohbeti profesyonel kameraman videoya kaydetti. Görüntülerin bir kopyası Arcıman’a verildi. Üsküdarlı’nın belgesele dönüştürmeyi planladığı 80 dakikalık video kaydını Arcıman beğenmeyince film projesi iptal edildi. 1991’de Arcıman, 2007’de Üsküdarlı hayata veda etti. Arcıman’ın kızı Yeşim Altunay’ın arşivindeki görüntülerden gazeteci Serhan Yedig’i haberdar etmesiyle röportaj gün ışığına çıktı. Abdurrahim Üsküdarlı’nın kızı Özlem Üsküdarlı kanalıyla ailesi bilgilendirilerek yayımlandı.

 

39 yaşında profesyonel müziği bıraktı

Mucip Arcıman, 24 Şubat 1922’de İstanbul’da doğdu. Babası İbrahim Münip, Konya Defterdarlığı yapmıştı. Mucip Arcıman ağabeyi tiyatrocu, film oyuncusu Muhip Arcıman (1916-1998) gibi küçük yaşta sanata ilgi duydu. Babasının vefatı nedeniyle annesiyle Ankara’ya gitmek zorunda kalınca Galatasaray Lisesi’ndeki öğrenimini yarım bıraktı. Ağabeyinin tiyatro öğrenimi gördüğü Ankara Devlet Konservatuvarı’nda (1936 öncesi Musiki Muallim Mektebi) bir süre keman eğitimi gördü. 1945’te Ankara Radyosu’na girdi. Atım Araptır Benim, Harman Yeri Taş Yeri, Bu Gece Uyumamışım, Bir Elinde Kantar, Her Sabah Her Seher Gelir Geçersin, Madem Dilber, Su Sızıyor Sızıyor gibi türküleriyle ünlü oldu. 1950’den itibaren İstanbul’da yaşadı. 1962’de Necile Üstel ile evlendi, kızları Yeşim ve Ayşim dünyaya geldi. 1960’ların başında saz çalmayı ve müziği bıraktı. Deniz Nakliyat ve ardından özel denizcilik işletmelerinde telsiz zabitliği yaptı. 25 Eylül 1991’de İstanbul’da, 69 yaşında hayata veda etti.

YAZIYI PAYLAŞIN

Yorum Yazın

error: Content is protected !!